2008’in Ocak ayında Gazze’nin dış dünyaya açılan tek kapısı olan Refah Sınır kapısının önündeydim. Siyonist İsrail devleti günlerce Gazze’nin üstüne bomba yağdırmıştı. Hatırlayacaksınız sadece Türkiye değil bütün dünya ayağa kalkmıştı.

Cansuyu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği de Gazze’ye yönelik önemli bir yardım seferberliği başlatmıştı. Türkiye’deki hayırseverlerin yardımlarının ulaştırılması için oluşturulan ekibin içinde gazeteci olarak yer almıştım.

Türkiye’den ve dünyanın farklı bölgelerinden getirilen ve genellikle tıbbi malzemelerden oluşan yardımlar da Gazze’ye sadece Mısır tarafında bulunan Refah Sınır Kapısı’ndan ulaştırılabiliyordu.

Sınır kapısı da dönemin işbirlikçi Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in talimatı ile sürekli kapalı tutuluyordu. Sadece belli saatlerde ve çok sınırlı sayıda yardımların içeriye alınmasına müsaade ediliyordu. Onun için biz de saatlerce kapının önünde beklemek zorunda kalmıştık.

Sınır kapısının önünde beklerken Siyonist İsrail devletinin uçakları gözümüzün önündeki yerleşim yerlerini sürekli bombalıyordu. Bomba sesine ilk kez şahit olan birisi olarak o günü hiç unutamıyorum.

Ani bir sessizlik ve büyük bir patlama… Ardından o ölüm saçan uçakların sesi... Tıpkı Cuma gecesi yaşadığımız gibi…

O zaman kendi kendime hayıflanmıştım… Hani biz ‘insan haklarının en kutsal sayıldığı 21. yüzyılda yaşıyorduk!’ Ama hepsi yalanmış! İnsan hakları, yaşama hakkı hepsi birer ezberden ibaretmiş!

Refah Sınır Kapısı, bütün çıplaklığıyla yaşadığımız dünyanın gerçek yüzünü göstermişti bana. Bunları niye anlattım? Cuma günü hainlerin o karanlık emelleri için düğmeye bastığı saatlerde gazetemizin Balgat’taki gazete bürosundaydım. Uçaklar üzerimizden geçerken ve atılan her bombada kocaman bina zangır zangır sallanıyordu.

Aynı Refah Sınır Kapısı’nda beklerken yaşadığım gibi, önce büyük bir sessizlik sonra büyük bir patlama ve ardından havalanan uçak sesleri!

Atılan her bombada, binanın üzerinden geçen her uçakta Gazze geldi aklıma. Ama Gazze’yi bombalayanlar belliydi. O masum insanların üzerine acımasızsa Siyonist İsrail askerleri bomba yağdırıyordu.

Peki, bizim üzerimize bomba yağdıranlar kimlerdi? Hangi kandan, hangi ırktandı bu hainler? ‘O’ uçakları, ‘O’ tankları kullananlar ve ‘O’ emri verenler bu ülkenin evladı olamaz arkadaş!

Ve böyle bir hainliği kelimelerle anlatamayız. Onun için bu hainlere idam cezası bile hafif gelir.

Hainleri idam etmek onlar için bir kurtuluş olacaktır. Kesinlikle bu hainler idam edilmemeli ve Meclis’in içine ‘Hainler Parkı’ kurularak, Hollanda’da kadınların bedenlerinin teşhir edildiği ‘Kırmızı Fener Mahallesi’ gibi bu hainler teşhir edilmeli.

‘Kırmızı Fener Mahallesi’nde kadınların bedenleri camekanların arkasında nasıl teşhir ediliyorsa aynı mantıkla Meclis bahçesinin bir bölümünde ‘Hainler Parkı’ kurulmalı ve bu parkın içinde oluşturulacak küçük odacıklarda hainlerin canlı bedenleri teşhir edilmeli.

Dediğim gibi idam etmek bu hainler için bir kurtuluştur ve böyle bir ölümü bile hak etmiyorlar!