"Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle" Duhan Suresi
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kim geceleyin Duhan suresini okursa, yetmiş bin melek kendisine istiğfar ettiği halde sabaha erer." [Ebu Hureyre]
Bir diğer rivayetinde şöyle denir: "Ha-mim ed-Duhan suresini cuma gecesinde kim okursa mağfirete mazhar olur." [Ebu Hureyre]
Hz. Enes‘in rivayetiyle Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir mümin için mutlaka iki kapı vardır: Birinden ameli yükselir, diğerinden de rızkı iner. Bu mümin ölünce, her iki kapı da ağlar. Şu ayet bu duruma işaret eder: "Ne gök ne yer onların üzerine ağlamadı..." [Duhan 29]
Şüphesiz, Hz. Peygamber (sav) insanlarda bir gerileme gördüğü zaman: "Rabbim, Hz. Yusuf un yedi (senesi) gibi yedi (kıtlık) senesi ver" diye bedduada bulunmuştu. Bu beddua üzerine Mekkeli müşrikleri öyle bir kıtlık yakalamıştı ki her şeyi silip süpürmüş, açlıktan iaşelerin derilerini bile yemek zorunda kalmışlardı. Onlardan biri semaya bakınca, duman gibi bir şeyler görür olmuştu. Bu durum karşısında, (Mekkelilerin lideri olan Ebu Süfyan) Hz. Peygamber (sav)‘e müracaat ederek: "Ey Muhammed, sen Allah‘a taat ve yakınlarına yardım emrederek geldin. Kavmin helak oldu. Onlar için Allah‘a dua et!" dedi.
Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu ayeti indirdi: "Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle. Bu can yakan bir azaptır. İnsanlar: "Rabbimiz bu azabı bizden kaldır, doğrusu artık biz inananlarız" derler. Nerede onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler "belletilmiş bir deli" demişlerdir. Biz sizden azabı az süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkârcılığınıza döneceksiniz" (Duhan, 10-15).
"İbn Mes‘ud (ra)‘nın yanında oturuyorduk, o da aramızda yatmış vaziyette idi. Kendisine bir adam geldi ve: "Ey Ebu Abdurrahman! Bir kıssacı (hikaye anlatıcısı), Duhan mucizesinin gelerek kâfirlerin nefislerini alıp götüreceğini, müminlerin ondan nezle şeklinde (çok hafif etkilenerek) geçiştireceğini anlatıyor" dedi.
Bunun üzerine İbnu Mes‘ud (ra) kızarak oturdu ve şunları söyledi: "Ey insanlar Allah‘tan korkun. İçinizden bir şeyler bilenler bildiklerini söylesin. Bilmeyenler de, "Allahu âlem (Allah bilir)" desin. Zira birinizin bilmediği bir şey için "Allah bilir" demesi en büyük ilimdir. Zira Allah‘u Teâlâ Resul-i Ekrem (sav) için şöyle buyurmuştur: "Ben bu hizmetim için sizden bir ücret istemiyorum, kendiliğinden bir şey teklif edenlerden de değilim, de!" (Sad, 86).
Abdullah İbn Mes‘ud şöyle dedi: "Haklarında: "Onları çarptıkça çarpacağımız gün intikamımızı mutlaka alırız" (Duhan 16) buyrulanlardan hiç ahiret azabı kaldırılır mı?" Ayette geçen batsa (çarptıkça çarpma), Bedir Savaşı‘dır. [Mesruk]
"Doğrusu günahkârların yiyeceği zakkum ağacıdır. Yiyecekleri, suyun kaynaması gibi kaynayan erimiş maden gibidir" (Duhan, 43-46) ayetinde geçen mühl (erimiş maden) tabiri hakkında şu açıklamayı yaptı: "Resulullah (sav) buyurdu ki: "Bu (mühl) sıvı yağın dibine çöken tortu gibidir, adamın yüzüne yaklaştırılınca, yüzünün derisi derhal içine düşer." [Ebu Sa‘id]
Duhan Suresi
1. Ha, Mim. 2. Apaçık Kitab‘a andolsun; 3. Gerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten Biz uyaranlarız. 4. Ki onda (o gecede) her hikmetli iş ayrılır. 5. Katımız‘dan bir emir ile doğrusu biz, (insanlara elçi) gönderenleriz. 6. Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir. 7. Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir. 8. O‘ndan başka İlah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir.
9. Hayır, onlar şüphe içindedirler; oynayıp-oyalanıyorlar. 10. Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle; 11. (Bu duman) insanları sarıp-kuşatıverir. İşte bu, acı bir azaptır. 12. "Rabbimiz, azabı üstümüzden açıp-gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz." 13. Onlar için öğüt alıp-düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti. 14. Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) öğretilmiştir, bir delidir." 15. Biz sizden bu azabı biraz açıp-gidereceğiz; (ama yine) dönecek olanlarsınız siz. 16. Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette Biz intikam alacağız.
17. Andolsun, Biz kendilerinden önce, Firavun‘un kavmini de denedik. Onlara kerim bir elçi gelmişti;
18. "Allah‘ın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir elçiyim" (demişti). 19. "Allah‘a karşı büyüklenmeyin; şüphesiz size apaçık, bir delil getiriyorum." 20. "Ve doğrusu ben, sizin taşa tutmanızdan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah)a sığındım." 21. "Eğer bana inanmıyorsanız, bu durumda benden kopup-ayrılın." 22. Sonunda Rabbine: "Gerçekten bunlar, suçlu-günahkâr bir kavimdirler" diye dua etti. 23. (Allah da:) "Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz." (diye duasını kabul edip cevap verdi).
24. "Denizi durgun ve açık bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur." 25. Onlar nice bahçeler ve pınarlar terk etmişlerdi; 26. (Nice) Ekinler, güzel konaklar,
27. Ve içlerinde ‘sevinç ve mutluluk içinde‘ yaşadıkları nimetler,
28. İşte böyle; Biz bunları başka bir kavme miras olarak verdik.
29. Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi. 30. Andolsun, Biz İsrailoğulları‘nı o alçaltıcı azaptan kurtardık. 31. Firavun‘dan. Çünkü o, ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi. 32. Andolsun, Biz onları bir ilim üzere âlemlere üstün kıldık. 33. Ve onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik. 34. Muhakkak, bunlar da diyorlar ki:
35. "(Bütün her şey) Bizim yalnızca ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip-kaldırılacak değiliz."
36. "Eğer doğru sözlüyseniz, şu halde atalarımızı getirin bakalım."
37. Onlar mı hayırlı, yoksa Tübba kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları yıkıma uğrattık. Çünkü onlar, suçlu-günahkârdı. 38. Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir ‘oyun ve oyalanma konusu‘ olsun diye yaratmadık. 39. Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler.
40. Şüphesiz o (hakkı batıldan, haklıyı haksızdan) ayırma günü, hepsinin (hesaba çekilecekleri) vakitleridir. 41. O gün, bir dost dosttan herhangi bir şeyle yarar sağlayamaz. Ve onlara yardım edilmez. 42. Ancak Allah‘ın rahmet ettiği başka. Şüphesiz O, üstün ve güçlü olandır, esirgeyendir.
43. Doğrusu, o zakkum ağacı; 44. Günahkâr olanın yemeğidir.
45. Pota gibi; karınlarda kaynar-durur;
46. Kaynar-suyun kaynaması gibi.
47. "Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyin." 48. "Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün;"
49. "(Azabı) Tad; çünkü sen, (kendince) üstün, onurluydun." 50. "Gerçekten bu, sizin kuşkuya kapıldığınız şeydir."
51. Muttakilere gelince; muhakkak onlar, güvenli bir makamdadırlar. 52. Cennetlerde ve pınarlarda,
53. Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı (otururlar). 54. İşte böyle ve Biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir
55. Orda, güvenlik içinde her türlü meyveyi istiyorlar;
56. Orda, ilk ölümün dışında başka ölüm tatmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur.
57.Senin Rabbinden, bir fazla ve (lütuf) olarak. İşte büyük ‘mutluluk ve kurtuluş‘ budur. 58. Belki onlar öğüt alıp-düşünürler diye, Biz onu (Kur‘an‘ı), senin dilinle kolaylaştırdık. 59. Öyleyse sen gözleyip-bekle; elbette onlar da gözleyip-bekliyorlar
Duhan suresi, Mekke döneminde indirilmiş ve 59 ayetten oluşmaktadır. Duhan suresinde kitaba ve peygambere inanmanın ehemmiyetinden ve inanmayanların dünya hayatında karşılaşacağı sıkıntılardan söz edilmiştir.
Taberi tefsirinde Duhan suresi
Bu Sure de diğer Mekkî sureler gibi, tevhid inancını telkin etmekte, bir Allah‘a iman eden ve o imanı istikametinde amel işleyen müminlere mükâfatlar, inkârcılara ise alçaltıcı cezalar verileceğini haber vermektedir.
Sure-i celile, Kur‘an-ı Kerimin, mübarek bir gecede indirildiğini beyanla başlamakta ve her hikmetli işin o mübarek gecede, Allah tarafından tespit ve tayin edildiğini beyan etmekte ve buyrulmaktadır ki: "Eğer kesin olarak idrak ediyorsanız bilin ki göklerin, yerin ve aralarındakilerin rabbi Allah‘tır. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. Dirilten ve öldüren O´dur. O, sizin de rabbiniz, geçmiş atalarınızın da rabbidir.
Sure-i celilede bundan sonra Allah Teâlâ peygamberimize göğün, insanları çepeçevre saran apaçık bir duman çıkaracağı günü beklemesini emretmekte ve burada geçen ve "Duman" diye tercüme edilen "Duhan" kelimesinden dolayı sure "Duhan" adını almaktadır.
Sure-i celilede, Hz. Musa‘nın, Firavun ve kavmine peygamber olarak gönderildiği bir kere daha beyan edilerek onun ibretli hadisesine dikkat çekiliyor ve bu hususta şunlar zikrediliyor: Firavun kavmini, bir Allah inancına davet etti ve Allaha karşı büyüklük taslamamalarını öğütledi. Fakat onlar bu ayetleri kabul etmediler. Bunun üzerine Hz. Musa bu suçlu kavim için beddua etti. Allanın emriyle İsrailoğullarını alarak oradan ayrıldı. Asasını vurarak denizi yardı, İsrailoğulları oradan geçti Firavun ve kavmi ise suda boğuldu. Böylece üzerinde yaşadıkları birçok nimetleri kaybederek yok oldular. Onlara ne gök ağladı ne de yer. Onlara mühlet de verilmedi. Öldükten sonra, dirilmeyi inkâr eden kâfirler kınanıyor ve "Sözünüzde samimi iseniz, atalarımızı getirin" diyen şaşkınlara, kendileri gibi daha önce suç işleyen kavimlerin helak edildiği haber veriliyor.
Cehennemliklerin orada yiyeceklerinin zakkum ağacı olduğu, erimiş maden gibi olan bu maddenin, cehennemliklerin karnında, suyun kaynaması gibi kaynayacağı beyan ediliyor.
Ahiret gününde, cehennemliklere "Azabı tadın" denileceği, takva sahiplerinin ise bu cennetlerde pınar başlarında olacakları ve orada ipek elbiseler içinde her türlü nimetlerden istifade edecekleri haber veriliyor. Ve sure-i celile "Ey Muhammed, öğüt alsınlar diye biz, Kur‘an‘ı senin dilinle indirerek kolaylaştırdık. Sen bekle, onlar da bekliyorlar" ayetleriyle sona ermektedir.





