Batı filmlerinin genelindeki o sinsi, bilinçaltını hedef alan tarzı göz önünde bulundurmak lazım. Nasıl bir silahı ellerinde bulundurduklarının o kadar farkındalar ki, herhangi bir uluslararası gelişmeyi kaçırmazlar ve hemen propagandist senaryolarını beyaz perdeye aktarırlar. İşte böyle bir ‘saf‘ niyetin ürünü olarak huzurlarınıza çıkan Cihad, bir grup genç Müslümanın savaşmak için Irak‘a gitmesini anlatıyor.
Sonsuz beyaz bir fonda, harfler belli-belirsiz yan yana dolaşıyor. İlerliyorum ama nasıl bir araçla bilmiyorum. Algıladığım fakat tam olarak hissedemediğim şey, harflerin, maksatlı birliktelikleriyle yüzüme çarpması... Kelime olmuş evlilikler bunlar. Ne anlatmaya çalıştıklarını, neden beni seçtiklerini, neyle muhatap olduğumu çıkaramıyorum. Neden sonra gölgeler seçiyorum kelimelere ait. Asıllarını aratan, kökünden kopmuş, anlamını kaybetmiş, birilerinin elinde renk değiştirmiş gölgeler...
Bana ait, bir o kadar da benden uzak. Bilmem gereken, lakin yan etki yapmadan evvel de tüketmem istenen...
Anlıyorum ki kelimelerle sorunum var ya da onların bana anlatmaya çalıştıkları...
Anlıyorum ki, kavramlara boğulmuşum; kavramlarla yabancılaşmış...
Sinemamız gibi...
Fox‘un Ramazan açılımı
Sahur vakti... Ezanın okunmasına az bir zaman kalmış. Son lokmalarıma bedenimde fani bir yurt ararken, hiçbir zaman vazgeçemediğim şeyi, TV‘de ‘zaping‘ yapma eylemini gerçekleştiriyorum. Kanallar arasındaki maratonum sırasında, sağ alt köşede ‘Cihad‘ yazan bir ekrana takılıyorum. Bir Avrupa filmine benziyor (insan bir yerden sonra gördüğü filmin Avrupa mı, Hollywood mu olduğunu anlıyor). Fransa yapımı olan ‘Cihad‘ adlı film, sahur vakti Fox TV‘de ekrana geliyor. ‘Ramazan açılımı‘nın bir sonucu. Mübarek günlere özel bir yayın (mübarek kısmı bizim için geçerli).
İsmine bakılacak olursa (Çağrı, İslamiyet‘in Doğuşu gibi) müslümanları, İslam‘ı ya da İslam‘la ilgili bir şeyleri anlatıyor. Hele sahur vakti yayınlanıyorsa bir karalama beklememek lazım (diğer zamanlarda hayırlı şeyler beklemeyeceğim bir kanal Fox).
Beklediğim gibi çıkmıyor. Şaşırıyorum. Fazla mı iyi niyetliyim, neyim? Film tamamıyla karalama üzerine kurulu. Tabi, Batı filmlerinin genelindeki o sinsi, bilinçaltını hedef alan tarzı göz önünde bulundurmak lazım. Nasıl bir silahı ellerinde bulundurduklarının o kadar farkındalar ki, herhangi bir uluslararası gelişmeyi kaçırmazlar ve hemen propagandist senaryolarını beyaz perdeye aktarırlar.
İşte böyle bir ‘saf‘ niyetin ürünü olarak huzurlarınıza çıkan Cihad, bir grup genç müslümanın savaşmak için Irak‘a gitmesini anlatıyor.
Gençler, "Hilafetin tekrar kurulmasını isteyen grup adına" eylemler düzenliyor. Irak‘taki mezhep çatışmasını ‘perdeye taşıyan‘ senaryoya bakılırsa, Sünni eylemciler, işgalcilerin yanı sıra Şiileri de hedef alıyor. İşte bu durumda da esas oğlanımız iç muhasebeye başlıyor.
2003‘te Necef‘teki Hz. Ali türbesine düzenlenen saldırı bu grubun işidir. Meşhur ifadesiyle "Yaşanmış gerçek olaylar"ın üzerine bina edilmiş bir film (yaşanmamış gerçek olay nasıl oluyorsa...).
Bu grup, bir "eğitim gönüllüsü" Batılı kadını da rehin alır. Bu arada arkadaşlarından bazıları da Guantanamo‘da rehindir. İşkence görür.
Esas oğlanın, Necef‘teki saldırı sonrası ayyuka çıkan muhasebesi son bir olayla (bir saldırıda yanlışlıkla Iraklı 15 çocuğun ölmesiyle) karara varır ve bir gece yarısı kaçar. Fransa‘ya döner. Ve kaçtığı gece ‘militanların‘ evine baskın düzenlenir, bütün ‘militanlar‘ öldürülür. Zira Guantanamo‘daki esir arkadaşları ‘ötmüştür‘.
Raydan çıkaran tanımlama
İlk bakışta film ‘tarafsız‘ gibidir. İşgal olgusunu onaylayan diyaloglar, Guantanamo‘daki işkenceyi ortaya koyan sahneler, Irak‘taki ortamı ifşa eden senaryo...
Hayır, hayır! Sakın aldanmayın. Batılıların o sinsi modeli bu filmde de kendini gösteriyor. Rehin alınan ve sonra serbest bırakılan ‘eğitim gönüllüsü‘ (aslında misyoner) kadın, muhasebe içindeki esas oğlanımıza, "Kandırıldınız. Ambargolar, liderlerin krallar gibi yaşamasını engellemiyor" diyor ve "çocuklar için burada çalışıyorum" diye de ekliyor. Necef‘teki saldırıyı hatırlayan Müslüman gencimiz, "kardeşlerimi öldürüyorum" diye düşünüyor (ne kadar da haklı...). Iraklı bir eski general ise, "Daha önce konuşmaktan korkardık, şimdi ise ön kapıdan çıkmaktan korkuyoruz" sözleriyle, hem Saddam dönemini eleştiriyor hem de işgal ile girilen bataklığı ifade ediyor. Tüm bunlara bakıldığında hakkaniyet gözeten bir film gibi dursa da, Fransızların Cihad‘ı kesinlikle direniş olgusunu karalayan, daha da önemlisi rayından çıkaran bir tanım ortaya koyuyor.
Fransa‘ya dönen esas oğlanımızın bir mescitte vaaz verirken, "Asıl cihat, kişinin kendisiyle yaptığıdır" demesi, filmin sloganı oluyor.
Buyurun buradan yakın... Neresinden tutsanız elinizde kalacak bir mesaj...
Cihadın nefisten başladığı İslam‘ın en temel önermelerinden elbet. Ancak, ne İslam bu önermeyi bireye ve bedene hapsedecek kadar dar kapsamlı, ne de cihat olgusu böylesine basit bir formüle sığacak oranda çapsızdır...
Nefsi ile cihadını sürdüren veya tamamlayan Müslüman, vakit kaybetmeden etrafına bakar. Yakın çevresinden uzak coğrafyalara kadar yeryüzünün her alanındaki zulümlerden ve gözyaşından kendini mesul tutar ve ‘yapması gerekeni‘ yapar.
Müslümanlar arasına fitne sokan kim?
Küreselleşmenin vardığı noktada, bilgi kirliliğini de ele alacak olursanız, Müslümanın, ‘küresel bir köy‘ haline gelen dünyada ne yapması gerektiği konusu çok su götürür.
Cihad filmi özelinde düşünecek olursak, ülkesi işgal edilmiş (ya da herhangi bir İslam coğrafyasındaki işgal) bir Müslümanın, işgal güçleriyle ve elbette işbirlikçilerle savaşması kadar doğal ne olabilir. Evet, kardeş kardeşi öldürmemeli. Elbette Irak‘ta ve hemen her İslam toprağında böyle bir tehlike var. Fakat bu fitneyi Müslümanlar arasına sokanın bizzat Batılılar olduğunu bilmeyen kalmadı. Ama bu durum, işgalcilere karşı mücadelenin de sakıncalı olduğunu göstermez. Ne kadar basit bir oyun sahnelendiğini anlatabiliyor muyum? Her işgal bölgesinde kardeş kavgası çıkartmak ve işbirlikçiler sağlayarak, "Bakın biz size düşman değiliz. Öyle olsa bu kardeşlerinizle de düşman olurduk. Huzur içinde yaşayasınız diye demokrasi getirdik size" önermesini zihnimize yerleştirerek direnişi zayıflatma projesi...
İşte böylesine basit bir oyunun güçlü silahlarındandır Cihad gibi filmler. Güncel karmaşa, dünyevi meseleler ve menfaatler sebebiyle içimize gömmeye çalıştığımız ‘direnme zarureti‘nin verdiği vicdan rahatsızlığını atlatmamızı sağlama gibi ‘kutsal‘ bir görevi üstlenir bu filmler.
Ülkemde ‘şeriat‘ ve ‘cihat‘ gibi kavramlar öyle bir hale geldi ki, Müslümanların literatürden çıkardığı sözcüklerin başında yer alıyorlar...
Sözlük anlamlarını geçtim. "Şeriat kural demektir" gibi, aslında şeriatı hafifleten savunmalardan ne kadar uzak kalmaya çalışmışsam; ‘cihat, insanın kendisiyle yaptığıdır‘ gibi ucuz modern zaman sloganlarıyla da o denli mücadele içerisinde olmuşumdur, olacağımdır. İşte size bir cihat alanı daha; kavramlarınızın cehalet ehlinin ellerinde erimesine izin vermeyin...
Gelelim Fox TV‘ye...
Bu filmin, bir sahur vakti ekrana getirilmiş olmasının sebebinin cehalet olmadığını özellikle vurgulamak istiyorum. Bu çok maksatlı bir politikanın ürünüdür. Nasıl ki bu film az önce ifade etmeye çalıştığım gibi gayelerle perdeye geliyorsa, Fox TV gibi uluslararası ‘vizyonu‘ ve ‘misyonu‘ olan TV kanalları da aynı maksada hizmet etmek için vardır. Kanalın sahibi Murdock belki para kazanmanın peşindedir. Ama paranın kazanılması yönteminin nasıl olduğunu, aslında bu yöntemin nelere hizmet edeceğini de çok iyi bilmektedir.
Size komplo teorisi gibi gelebilecek birçok şeyi internetten Fox‘un sahibini arayarak öğrenebilirsiniz. Özellikle ABD‘nin emperyal emellerine hizmet eden yayın politikası uygulayan kanal, elbette işgalcileri ‘aklayan‘, direnişçileri ‘karalayan‘ bir filmi gönül rahatlığı ile sahur vaktinde ekrana getirecektir. Ve sorsanız Allah bilir, "Ramazan‘a özel yayın politikamız sebebiyle yayınladık" diyeceklerdir...
Kimse kusura bakmasın ama...
Bilgiyiº güçlenmek için kullanabilen; bilgiyi tüketmeyen, gıda edinen hiçbir Müslüman bu oyuna gelmemelidir. Küresel emperyalist ve kapitalist emellere karşı durmak sadece Müslümanların değil, ‘insanî‘ vasıflarını kaybetmemiş herkesin vicdanına vazifedir. Ancak şu an ‘küresel düşman‘ İslam olduğu için, özellikle Müslümanların uyanık durması gerek...
Tam burada, daha önce kaleme aldığım ‘cihat sineması‘ kavramına atıfta bulunmak isterim. Rahmetli Yücel Çakmaklı, kendi döneminde, kendi şartlarında ve imkânlarında ‘milli sinema‘ diye bir olgunun doğmasına öncülük etti. Hakkını ödeyemeyiz ve adını unutamayız. Geldiğimiz noktada ise sinemanın güncel teorilerine, tekniklerine ve ‘kara deliklerine‘ uygun bir sinema dili oluşturmamız gerekiyor. Yepyeni bir tarz olmayabilir bu. ‘Milli Sinema‘, ‘Beyaz Sinema‘ ya da ‘İslami Sinema‘... Adı çok da önemli değil. Ancak hem sistemi, hem varlığı ve elbette güncel meseleleri ele alacak, kaleme dökecek, filme aktaracak; kitlelere doğru şekilde ulaştıracak bir kuşağa ihtiyacımız var.
Kimse kusura bakmasın ama The İmam, Kelebek, Girdap tarzı saçmalık ve ‘etliye sütlüye dokumayan‘ veya apaçık oryantalist bakışla ele alınan eserleri saydığım terimlerin hiçbirinin içine sokamıyorum. Hatta bu filmler yarardan çok zarar verir ‘direniş‘ olgusuna. Örneklemeler üzerinden gittiğimiz için tam olarak nasıl bir şeyi kastettiğimi anlatmam zor. Zira Müslümanların filme aldığı birçok senaryo aynı sorunları barındırıyor.
İşte tam burada ‘kavramlarımıza sahip çıkalım‘ çağrımı yineliyorum ve bu işin kavramlarımızı yeniden kazanmak için vereceğimiz cihattan başlayacağını iddia ediyorum. Çünkü bize ait olmayan kavramlar, kuramlar ve yaklaşımlarla ‘bizi‘ anlatamayız. ‘Cihat‘ gibi bir temel kavramı bile Fransızların yaptığı bir filmden öğreneceksek vay bizim halimize...
Öncelikle kanaat önderlerimiz silkelenmeli, gençlerimize yol göstermeli...
Ve ‘muhtaç olduğu kudreti‘ damarındaki kana değil, zihnindeki kavrama, yüreğindeki imana endekslemiş olan sinemacıların beyaz perdeye aktardığı eserlerle beklediğimiz aydınlığı yaşayabilmeliyiz...





