Düşmanımızı değiştirmek, aslında bir yönüyle içinde yaşadığımız dünyanın çerçevesini değiştirmektir. Zira düşman ve tehdit kavramları, yalnızca bizden olmayan ve bizi tehlikeye atanı değil, aynı zamanda bizi güvenliğe alan sınır hatlarını da çizerler. Yaşantımızı o sınırlar içerisinde kurgularız, iyilerimizi-kötülerimizi ona göre tanımlarız...
Başbakan Erdoğan‘ın iç tehdit tanımlamasını değiştirme, yani bugüne kadar şekillendirilmiş olan düşman tasavvurunu çözme girişimi bu açıdan yeni bir paradigma anlamına gelecektir. Bu yeni yaklaşıma paralel olarak yapılacak hukuki düzenlemelerin ‘düşman olarak görülen halkın‘ yerine ‘halka düşman olarak bakanları‘ cezalandırma temayülünde olacağını sanıyorum. Kendi halkını, sıranın dışına çıktığı anda düşman ya da tehdit olarak gören bir zihniyetin çözülmesi son derece doğrudur ve zamanın koşullarıyla uyumludur. Nitekim tüm dünyada somut düşman tasavvurundan doğan tehditler, önemli ölçüde yerlerini ekolojik problemlere, ekonomik kriz tehdidine, sosyal sorunlara bırakmaktalar. Lakin hala devletler için düşman ihtiyacı devam ediyor ve bu ihtiyaç bazen El Kaide, bazen nükleer silahlanma, bazen haydut devlet gibi konseptler doldurulmaya çalışılıyor.
Türkiye‘nin yeni paradigmasına dair sorularımız bu noktada şöyle şekillenebilir: Bundan böyle düşmansız bir dünyada mı yaşayacağız, yoksa yeni bir düşman tasavvuru mu inşa ediyoruz? Bu muktedirler de tıpkı daha öncekiler gibi, ellerindeki gücü kendi muhaliflerini düşman tasavvuru içerisine yerleştirerek mi kullanacak, yoksa içerideki hayaleti dışarıya kovmayı mı deneyecekler? Söyleyin dostlar, biz düşmansız ne yapacağız?





