Doç. Dr. Sevgi Kurtulmuş 28 Şubat‘ın en önemli mağdurlarından... İstanbul Üniversitesi‘nde akademisyen olan Kurtulmuş, başörtüsü kullandığı gerekçesiyle görevden alındı. "Sırf başörtümden dolayı okuldan atılmak, içimi çok acıtıyor" diyen Sevgi Hanım, 28 Şubat sürecinde yaşadıklarını Yeni Asya gazetesinden Elif Nur Kurtoğlu‘na anlattı. İşte 28 Şubat‘ın perişan ettiği hayatlardan bir kesit...

* Sizi tanıyabilir miyiz?

28 Şubat‘ın gerçek mağdurlarından biriyim. 28 Şubat‘ta Kemal Alemdaroğlu‘nun rektör seçilmesiyle birlikte, bir numaralı kararla Nur Serter rektör yardımcısı oldu. İki numaralı kararla da ben açığa alındım. Çok kısa süre içinde de hukuk kuralları altüst edilerek kendimi kapının önünde buldum. Buna karşı bir hukuk mücadelesi verdim. Gerçekten yaşanan haksızlık karşısında canınız yanıyor. Akademisyensiniz, elinizden alınanlar kolay vazgeçilecek şeyler değil. Profesörlüğüme çok az bir zaman kala üniversiteden ayrılmak zorunda bırakıldım... Birçok insan bu süreçte mağdur, ancak yaşayarak anlaşılabilir zorluğu. Bu süreç o kadar uzun sürdü ki; başörtüsü problemiyle bir çok aile bir şekilde karşılaştı. Düğün törenine giden insanlar bile orduevlerinin kapılarından döndürüldüler. Ben bu mağdur olan kitlenin çok geniş bir kesim olduğunu düşünüyorum...

* 28 Şubat sürecinden önce muhafazakârlara tutum nasıldı? Siz hiç tepkiyle karşılaştınız mı?

Hayır, her şey gayet normaldi. Türkiye‘de zaman zaman başörtüsü problemi oldu. Fakat hiçbir zaman bu kadar uzun sürmedi. İhtilâl dönemlerinden sonra yasak olurdu, ama bu kadar uzun bir yasakla Türkiye ilk defa karşılaştı...

* Yaşanan post modern darbe süresince neler hissettiniz?

Çok acı verdi bir kere. Öyle bir eğitim almışsınız, zor kısmı aşıp tam düzlüğe çıktım, derken sırf başörtülüsünüz diye hayat hakkı tanınmıyor. Benimle bir başka akademisyenin arasında yalnızca başörtüsü farkı var. Sırf şekilden dolayı sistemin dışına itilmek çok zor bir şey. O süreçte mağdur arkadaşlarımızdan baskılara dayanamayıp başını açanlar olduğu gibi, başını açmadığı için atılanlar da oldu. Başını açıp işine gücüne devam eden arkadaşlardan bazıları, psikolojik desteğe ihtiyaç duyarken, başını açmayıp atılan insanların da psikolojisi bozuldu. Sonuç olarak hiç kimse rahat olamadı...

"Bedel ödemeye hazır değiliz" dedikleri için bu sorun çözülemedi

* Haksız yasağın üzerinden 13 yıl gibi bir süre geçti. Hâlâ devam ediyor. Bu mesele ne zaman çözülür? Çözüm yolları nelerdir?

Problemin hâlâ çözülmemiş olmasının en büyük sebebi; siyasî iradenin bu konunun çözümünde yeterli kararlılık ve feraset gösterememiş olmamasıdır. Belki niyetleri samimiydi, ama sonuç ortada. Bir Hayrünnisa Hanımın, ya da Emine Hanımın orada oturması önemli. Güzel bir şey, ama 18- 20 yaşındaki çocukların baş-örtüsüyle okula gidememesi kadar önemli değil bana göre. Bu da, Türkiye‘de hiçbir şeyin değişmediğini gösteriyor. Milletin yarasına merhem olmadıktan sonra o makamlarda kimin oturduğunun ne önemi var. Samimî olarak başörtüsü meselesini çözmeye kalksalardı, çözerlerdi. Cumhurbaşkanlığı sorununu nasıl çözdüler? Referanduma götürüldü, halkın bir problemi olmadığı ortaya çıktı ve sorun doğru bir şekilde çözüldü. Aynı direnci ve iradeyi burada da göstermelerini bir başörtüsü mağduru olarak beklerdim. Belki iç dünyalarında çözmeyi istediler, ama "bedel ödemeye hazır değiliz" dediler...

Muhabir: Haber Merkezi