"Kendini geliştirme hakkı"nı kullanmak için, zaten "geri kalmış" okullardan yola çıkan onbinlerce çocuk ve genç, "dershaneler"e mahkûm edilir. Ve kimi daha oranın kapısında mahkûm olur zaten! "Fırsat eşitliği" denen vaat cennete kalır; kazanlar kaynar, hayat fiilen cehennem halinde tecelli eder!

Hiç olmazsa bazen susun. Cumhurbaşkanı iseniz, susun. Başbakan iseniz, susun. Genelkurmay Başkanı, Yüksek Yargı mensubu, YÖK Başkanı iseniz susun. Hiç olmazsa biraz susun da, hiç olmazsa bir dakika düşünün. Çünkü burası sizin sözünüzün bittiği yer.

Şu kötü haberi her kelimesinin hakkını vererek okuyun lütfen: "İşsiz kalan baba ile temizlikçi anne, biri üniversiteye diğeri liseye girebilsin diye iki dershaneye verdikleri çocuklarının, biri 1000 lira, diğeri 800 lira olan borcunu ödeyemeyip borç miktarı faizlerle 5 bin 250 lirayı bulunca, evlerini 30 bin liraya satışa çıkardı ama satamadı ve dershanelerin icra takibi sonunda, avukatların taahhütname imzalattığı anne 3 ay hapis cezası aldı; para bulmak için uğraşırken başarısız kalan üçüncü kardeş Semih intihar etti." Ne uzun, upuzun, yorucu, tüketen cümle, değil mi! Ama işte cümle hayat ile nokta ölüm bir cümle içine sıkışıyor. Öyleyse de ne kısa, kıpkısa ve yine nasıl tüketen bir cümle, değil mi! Cümle sonundaki "intihar" isterse "aşk yüzünden" olsun; hapse atılmış bir annede zaten bitkin düşülmez mi!

Siyah ile yazılmış kelimeleri sıralayalım, intihara gelmeden bile, hayatı daha kısaltalım mı: "İşsiz kalmış baba; temizlikçi anne; üniversiteye girebilmek; liseye girebilmek; dershane; borç; faiz; evini satmak ve satamamak; icra takibi; taahhütname; hapis; başarısız..."

Oysa Anayasa, daha başlarken, "her vatandaşın temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanmasını; onurlu hayat sürdürmesini; maddi ve manevi varlığını geliştirme hak ve yetisine doğuştan sahip olduğunu; Devletin toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamakla; kişinin temel hak ve hürriyetlerini sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik, sosyal engelleri kaldırmakla, görevli olduğunu" beyan eder... Ve şimdi Anayasa değişikliğinde kapışan tüm "kuvvetler"ce, daha başlangıçta çiğnenir. Ve hiçbiri bu yüzden vicdani ve Anayasal sorumluluk hissetmez! Hiçbiri bundan utanmaz. Kimi maddesinde kapışılan Anayasa‘nın böyle göbekten, toplum ve insan aleyhine açık ihlali pek kimsenin umurunda olmaz!

"Cümle"de görüldüğü gibi, "Milli Eğitim" sık sık kendi çocuklarına karşı "milli" olur. "Kendini geliştirme hakkı"nı kullanmak için, zaten "geri kalmış" okullardan yola çıkan onbinlerce çocuk ve genç, "dershaneler"e mahkûm edilir. Ve kimi daha oranın kapısında mahkûm olur zaten! "Fırsat eşitliği" denen vaat cennete kalır; kazanlar kaynar, hayat fiilen cehennem halinde tecelli eder! Elbette filanca "dershane" ölümden de, her "hane"deki acıdan da sorumlu değil! Çünkü sistem bu; ayaklara dolanan zincir, boyna dolanan ip bu:

1. Bir okul kazanmak için dershaneye gideceksin. 2. Dershaneye para vereceksin. 3. Ancak dershane senin yüksek puan alacağına, reklam olacağına kanaat getirirse burs alacaksın. 4. Yoksa borç takmayacaksın. Borç takarsan icralık olacaksın. 5. İcralık olunca hapsi boylayacaksın. 6. Ve ille de başarılı olacaksın diye bir şey yok. Büyük ihtimal, eleneceksin!

Büyük harfli Milli Eğitim, Sosyal Güvenlik, Adalet, Ticaret bu! Tabii ki, "serbest piyasa" mevzilerinden diyebilirsiniz ki, "Her koyun kendi bacağından..." Öyle zaten... İster karne, ister dershane, "Her çocuk, her genç de kendi boynundan..."...

Muhabir: Haber Merkezi