"Yüreğinin yarısı Mekke yarısı Medine halinde ve üzerinde de bir tül gibi Kudüs‘ü taşıma dikkati ve rikkatiyle yaşayan Nuri Pakdil ustanın düşünce dünyası Kahramanmaraş‘ta gerçekleştirilen bir sempozyumla ele alındı. Sempozyumu çok sayıda yazar ve şair de takip etti. Necip Fazıl Kültür Merkezi‘ndeki toplantı öncesi Nuri Pakdil Belgeseli‘nden bölüm gösterildi. Ustanın yakın döneminden kesitlerin yer aldığı belgeselin yakın bir zamanda izleyiciyle buluşması bekleniyor.
Sükût Sûreti"nde yolculuk!
Nuri Pakdil‘in ele alınacağı bir sempozyuma gitmek için yola çıkıyorsanız, öncelikle yürüme eylemine bir anlam katmalısınız. Kattım da. Havaalanına geldiğimde uçağa gidiş kapıları kapanmıştı. Ben de Necip Fazıl‘ın ifadesiyle uçağı ‘kovdum gitti", yetmedi ertesi güne aynı saatte Kahramanmaraş‘a doğru uçakla yola koyuldum. Yolun yarısında kulaklarım duyma yeteneğini ‘basınçlayınca‘ artık kulağıma gelen her şeyi duymazdan geldim! Sempozyum için şehre indiğimde eşyaları otele koyup Necip Fazıl Kültür Merkezi‘ne geçtik. Sevgili Duran Boz‘a, eğer sempozyumu yazarken yanlış aktarırsam kızmamasını söyledim. Çünkü İsmet Paşa gibiydim. Duymayıp her an uydurabilirdim. Şakası bir yana kulaklarımdaki uğultu hâlâ beni takip ediyordu. Birkaç hareketle normale döner gibi oldum. Toplantı sırasında yolculuğun bütün yorgunluğu griple birlikte beni esir aldı. Ertesi gün İstanbul‘a geldiğimde "Beyaz Sinema" toplantısına gidecektim. Gittim de. Dinlenememiş bir vücut insanı ne kadar taşıyabilir ki! Akşama kadar toplantıyı sonuna kadar takip ettim. İki günlük yorgunlukla eve vardım. Sabah ilk işim sempozyum konuşmalarını çözmek ve haberleştirmek olacaktı. Elimi attığım bilgisayarda, arada bir zihnime uğrayan düzenleme hastalığı nüksedince, tek tuşla bütün görüntülerin ve seslerin yer aldığı klasörü uçuruverdim. Elimde pek bir şey kalmamıştı. Neyse ki veri kurtarma diye bir şey var. Bir sonraki gün verileri tekrar görebildiğimde birkaç konuşmacının cümlelerinin başının olduğunu, sonunun ise yok olduğunu gördüm. Karalıydım elbette. Bu sempozyum önemliydi ve ben okuruma bir şekilde bilgilerini ulaştıracaktım. Büyük bir mücadele sonrası çözüme ulaştığımda bazı şeylerin zamanının geldiğini fark ettim. Gazetecilik ve titizlik birlikte yürüyen şeyler değil. Hele de tüm yorgunluklara rağmen yürümek zorunluluğu yok mu? Anladığımı söyleyeyim. Nuri Pakdil ustanın "Sükut Suretinde" ilerlemek gerekiyordu. Yani Maraş‘ın Ahır dağlarında bakarken meğer hayatıma da bakıyormuşum. Galiba gazeteciliğin ‘sükût‘ haline doğru ilerliyorum. Finalde karşılaştığımız ise Nuri Pakdil Ustayı ele alan sempozyum oldu. Sayın okur, senin anlayacağın, ben yürüyüşe çıkıyorum, nerede bu arkadaş deme. En güzeli Usta‘nın kitaplarından edin, evinin bir köşesini Kudüs‘e ayıran Pakdil‘in zihin coğrafyasında gezin. Bir yerlerde karşılaşırsak çaylar benden!
Kahramanmaraş‘ın ayrı bir yeri var gönlümüzde. Sütçü İmam‘ı unutacak değiliz elbette. Maraş‘ın Kahramanlık payesini alması geçiştirilebilecek bir şey değil. Edebiyatımıza önemli eserler kazandıran şahsiyetlerin Kahramanmaraş‘la ünsiyeti, şehri ‘bizim‘ şehrimiz gibi hissetmemize yol açıyor. Nuri Pakdil sempozyumunun Kahramanmaraş‘ta düzenlenmesi kesinlikle tesadüfî değil. Sempozyum tebliğlerinden de, bir araya gelip oturduğunuz insanların konuşmalarından da onu anlayabiliyorsunuz. Maraş demek biraz da Cahit Zarifoğlu demek benim için. Belki de bunu bildiğim için kaldığımız otelin önündeki gelin arabasına şaşırmadım. Düğün sahiplerinin Zarifoğlu soyadını taşıyor olması bile tanıdık bir yerlerde olduğumu hissettirdi. Şehri gezerken Rasim ve Alaeddin Özdenören‘in, rahmetli Erdem Bayazıt‘ın adları da dilimizden düşmedi. "Düşünen Kalem Nuri Pakdil" sempozyumunun yapıldığı yere Necip Fazıl‘ın isminin verilmesi de bir tesadüf olmasa gerek.
Sempozyumun ilk oturumu Ali Karaçalı‘nın başkanlığında açıldı. Ama öncesinde ev sahibi Kahramanmaraş Belediye Başkanı Mustafa Poyraz bir konuşma yaptı. "1934‘te Kahramanmaraş‘ta doğan Nuri Pakdil, ülkemizin önde gelen yazarlarındandır. Çıkardığı ‘Edebiyat‘ dergisiyle bir nesle öncülük yaparak kendisine ‘Usta‘ denilmesini hak etmiştir. İlkeli tutumu ve yaşantısıyla seçkinleşmiş olan Nuri Pakdil, hayatını ülküsüne adamış bir kişiliktir. Onun içindir ki sussa da yazdıklarıyla gündem oluşturmayı, gündemde kalmayı başarmıştır. Hayatındaki dürüstlük ve kararlılıkla yaşamayı bir sanat haline dönüştüren öncü bir yazardır. Yazdıklarıyla, yaşadıkları arasındaki uyumlulukta kuşkuya yer bırakmayacak kadar net, açık bir tavrın sahibidir. Bundan dolayı onun hayatı yeni kuşaklar için bir örnek olma niteliğindedir" cümleleri Poyraz‘a ait. Sevilen başkanı yalnız bırakmayan biri daha vardı etkinlikte. Kahramanmaraş Valisi Mehmet Niyazi Tanılır, etkinlik boyunca konuşmaları ilgiyle dinleyenler arasındaydı. Sempozyum öncesi salondan İbrahim Sadri‘nin sesi yükseliyordu. Nuri Pakdil belgeselinden bir bölüm izlemiştik zannımca. Usta‘nın son döneminden fotoğraf ve görüntülere de yer verilmişti izlediğimiz çalışmada. İlgisizmiş gibi davranarak Duran Boz‘dan kaydı istediğimde tahmin ettiğim gibi ‘çok uyanıksın‘ der gibi baktı. Ne yapalım, salon dışında olan izleyicilerin görebilmesi için galiba biraz zaman geçecek. Belgeselde görüş bildirenler arasında İbrahim Paşalı, Hasan Seyithanoğlu, Gökhan Özcan, Atasoy Müftüoğlu, Ali Karaçalı, Musa Çağıl, Arif Ay, Necip Evlice dikkat çekiyordu.
İlkeli, ödünsüz ve muhalif bir eylemci
Oturumu açan Ali Karaçalı "Sorumlu bir entelektüel, öncü ve özgün bir yazar, ilkeli, ödünsüz ve muhalif bir eylemci olarak Nuri Pakdil‘in portresini izledik. Yakın ve uzak tanıklıklarla onun kimliği, kişiliği, hayat ve sanat algısı üzerine yoğunlaşan değerlendirmeler yer aldı belgeselde. Şimdi de Nuri Pakdil ve eylemini daha yakından ve içerden tanımaya kapı aralayacağını düşündüğümüz oturumlara geçiyoruz. Nuri Pakdil‘in insanlığa sunduğu düşünsel, sanatsal, siyasal, toplumsal, entelektüel ve ilkesel duruş, tavır ve çizgisini daha belirgin, elle tutulur kılmaya katkı sağlayacak bu sempozyum" dedi ve sözü Ömer Erinç‘e bıraktı.
Erinç, Nuri Pakdil‘in aile çevresini yani yetişme ortamını, koşullarını daha yakından tanımak, bilmek, böylece Nuri Pakdil‘in bir anlamda dünyasına girmeye kapı aralayan bir sunum gerçekleştirdi. Pakdil‘in 1934 yılında Maraş‘ta doğduğunu belirten Erinç, Pakdil‘in çocukluk döneminden izleri taşıdı sempozyuma. Evde özel ders aldırılan Nuri Pakdil, ‘dünyası kirlenmesin‘ diye sokağa salınmıyor. İmtihanlar verilerek okula üçüncü sınıftan başlayan Pakdil hep susulan bir evde koruma altındadır. Dünyasını değiştirecek olansa annesinin verdiği bir atlas olacaktır. Erinç‘e göre bu atlas Pakdil‘in "Kudüs gibi, Mekke gibi, Medine gibi, İstanbul gibi şehirleri tanıdığı ve fark ettiği bir atlastır." Bir de annesinin anlattığı Cezayir hikâyeleri vardır, zihninden Cezayir imgesini hiç çıkarmaz. Dergi çıkardığı zaman matbaada sabahlamaktadır. Babasının sevgisi vardır sefertasıyla matbaaya gelen yemekte. Matbaa işçileriyle birlikte yenir sefertasındaki yemek. Okul müdürüne iyi bir dergi çıkaracağı için söz vermiştir. Sabahleyin dergiler koltuğunun altında okula giderken bütün bir Maraş, kendisini izliyormuş gibi hissedecektir Nuri Pakdil. Ömer Erinç daha sonra Hukuk Fakültesi‘ne gidecek olan Pakdil‘in düşüncesinin, kişiliğinin oluşumunda aile, çevre ve okul ortamını ayrıntılarıyla ele aldı.
Hece dergisi genel yayın yönetmeni Hüseyin Su, "Nuri Pakdil‘in Yazılarında Dinî Düşünüşün Tezahürü"nü ele aldığı tebliğinde "Bazı Müslüman aydınların hem geçmişe yönelik durumlara ilişkin hem de İslam dünyasının geleceğine dönük kaygıları bağlamında dinî düşünceye önemli katkıları olduğunu" dile getirdi. Sözün sonrası ise şöyle: "Onların diliyle ve kalemiyle din, sanatçıların ve aydınların ortamına girmiştir. Ama bu dinî düşünce her yönden esen rüzgarın etkisine sonuna kadar açıktır. Ve kendisini bulabilmesi için de sonraki kuşağın daha ayıklayıcı düşünsel çabasına ihtiyaç olmuştur. 1960‘lı yıllardan itibaren Nuri Pakdil‘in de içinde yer aldığı otuzlu yaşlardaki bir kuşağın dinî düşünce düzleminde konuşmaya ve yazmaya başladığını görürüz. Sezai Karakoç‘un komplekssiz, özgüvenle sahiplenilen sanat ve edebiyat donanımıyla zenginleşen düşünsel katkısı, Nuri Pakdil‘in ayrıntılar üzerinde dik, siyasal, ideolojik bir algıyla meydan okuyan hesaplaşmacı katkısı, Rasim Özdenören‘in hem kavramsal hem vahyi bağlamda din algısının arındırılması çabası bu dönemde ve daha sonraki dönemlerde entelektüel ve dinî düşünüş sürecinde etkili olmuştur."
Devrimci bir düşünce ve algı
Nuri Pakdil‘in yazmaya ve konuşmaya başladığı 60‘lı, 70‘li yıllarda Türkiye‘deki dinî düşüncenin zeminine biraz daha yakından bakıldığında sağcı, milliyetçi, anti komünist, muhafazakar bir düşünce algısının ve dilinin öne çıktığını göreceğimizi kaydeden Su‘ya göre "Nuri Pakdil düşüncesi, bakış açısı ve dili sağın tutucu, uzlaşmacı ve akademik muvazaacı bakış açısı ve dili değildir hiçbir zaman. Nuri Pakdil‘in dini düşünüşü bütünüyle din yani "ed-din" bağlamında entelektüel, sosyal, siyasal hatta devrimci bir düşünce ve algı olarak tanımlamak ve algılamak ilk bakışta yadırgatıcı gelse bile yerinde ve isabetli bir tanımlama olur."
Hüseyin Su, ‘Nuri Pakdil‘in yazılarına, sözlerine, tavırlarına, ilişkilerine ve bütünüyle hayatına dinin ve dinî düşüncenin içirildiğini görürüz‘ tespitini paylaşıyor izleyenlerle. Ona göre Nuri Pakdil, "İnanmadığını yazmamış ve hiçbir zaman söylememiştir. Yazacağı ve söyleyeceği şeylere mutlaka kendisini inandırarak başlamıştır. Dini içermeyen bir sözünü, düşüncesini ya da davranışını gösterebilmek neredeyse mümkün değildir. Bu da elbette hayatı bir an bile gaflete düşmeme dikkatiyle yaşamayı gerektirir; Yüreğinin yarısı Mekke yarısı Medine halinde ve üzerinde de bir tül gibi Kudüs‘ü taşıma dikkati ve rikkatiyle yaşamayı."
Batı‘da, Ortadoğu‘da ve ülkemiz özelinde Batılılaşma sürecinde ve sonuçlarında inkârın putta nasıl somutlaştığına sürekli ama sürekli vurgu yapan Nuri Pakdil‘le ilgili şu tespiti aktarmadan da geçemeyeceğim Hüseyin Su‘dan: "Ona göre putçuluk inanca giden yolları tıkamıştır. Panzehiri ise inanç uygarlığı olarak gösterir. İmanla küfür arasında başka duracak yer yoktur. İmanı bağlanma ve biat kavramlarıyla düşünsel ve yazınsal düzlemde bilimin, yazının, sanatın ve edebiyatın dolaşımına sokar. İman aynı zamanda bir hassasiyet halinde Müslümanın hayatına bütünüyle sirayet eder."
İlk iş bu dilin derin gramerini çözmek
"Nuri Pakdil‘de Ahlak Algısının Tezahürü"nü ele alan şair ve ilim adamı Turan Koç, Arapça ve öz Osmanlıca bilen Nuri Pakdil‘in büyük toprağın varisi bilinciyle yola çıktığını söylüyor. Önceki cümle ise işin özetini veriyor: "Büyük kafa büyük toprakta bulunur." Onun dil ve söylemi kuru bilgiyi öne alan nutuk değildir. Varoluşun derin boyutlarını açığa çıkaran dehşet cümleleri şeklinde gelişir tespitine okuru şahit tutan Koç, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Onun yazılarında hayatının doğal ve doğrudan uzantısı olmayan ve daha derinlerde varoluş bilgeliğiyle buluşmayı nihai olarak almayan bir tek cümle yoktur. Onun yazıları olup biten her şeyde bütün varlıkla içli dışlı oluşun insani sıcaklığını yansıtır. Nuri Pakdil‘in ahlak algısını onun dil ve söylemi üzerinden almaya çalıştığımızda yapılması gereken ilk iş bu dilin derin gramerini çözmektir. Nuri Pakdil‘in dilinin sorumluluk bilincinin eyleme dönüşmesini hedef alan hitabî bir dil olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz."
Nuri Pakdil‘in yirminci yüzyılı da ondan bir önceki yüzyılı algılaması şu soruların cevabını aramakla geçiyor. "Biz ne yaptık, niye düştük, nerede düştük, neden dolayı düştük?" Turan Koç bu sorgulamanın devamını şöyle açıklıyor: "Bu düştüğümüz yerden kalkmamız için elimizden tutacak veya bizim kavrayış ve idrak alanımızı genişletecek, yeni boyutlar katacak bir katman olarak görür sanatı. O zaman niçin yazıyoruz sorusunun da cevabı ortaya çıkar. Sanatın ne işe yaradığı konusunda bocalayanlarla epeydir karşı karşıyayız. Ama bu Nuri Pakdil için çok açık: Niçin yazıyoruz? Nedir gereği kalemi elimize alışımızın. O bakımdan bir amacı da var."
Nuri Pakdil ismi etrafında gelişen menkıbeciliği, efsaneyi onu okumamaya bağlayan Mehmet Harmancı, bu durumun Pakdil‘in eylemini örten bir taraf olduğunu ifade ediyor. Nuri Pakdil‘i farklı kılanın kullandığı dil olduğunu söyleyen Harmancı getirdiği yeniliği şöyle açıklıyor Pakdil‘in: "Tırnak içinde muhafazakâr diyebileceğimiz bir çevrenin yıllarca nefret ettiği bir dili ısrarla kullanan bir yazardır Pakdil. Ve orada ilginç olan şey de şudur ki, dininden soyutlanmaya çalışılan bir dili tekrar diniyle birlikte kullanmaya çalışma çabasıdır Pakdil‘in kaleminde. O dili kullanan, onu icad eden, onu seven, öne sürenlerden daha da hoş bir biçimde o öz Türkçeyi kullandığını ve soyutlanmaya çalışılan, tecrit edilmeye çalışılan dininden de o dili uzaklaştırmadan ve o dini dile hediye ederek tekrar oluşturarak bir imkan sunmuştur. Türkçeyle düşünenlere de bir imkan sunmuştur. Dinle dilin ayrılmazlığı noktasında Müslüman düşünceye de bir imkan sunmuştur."
Bütün insanlığın acısını yüreğinde taşır
Öykücü Yunus Develi, "Nuri Pakdil‘de Düşünsel, Entelektüel ve Hayata Dair Dikkat" başlıklı tebliğinde "Yüzyılın başlarında bu uygarlık coğrafyasında yaşanalar ve ardından uygulamaya konan projeler Nuri Pakdil açısından onur kırıcı ve kabul edilemez uygulamalardır. Nuri Pakdil‘in gözünde 20. yüzyıl bir suçludur. Onu tutuklar, yargılar ve hücreye koyar" değerlendirmesinde bulunuyor. Nuri Pakdil‘in yaptığı ise tam anlamıyla şudur Develi‘nin cümleleriyle: "Mekke, Medine, Kudüs, Şam, Endülüs, Cezayir, bütünüyle Ortadoğu, Afrika, Asya, yeryüzü; bu coğrafyanın yükselişini, yeryüzüne ışık ve saadet yaydığı dönemlerin çöküşünü, çözülüp dağılışını, yaşanılan talanı tek bir evrensel potada, inanç ve sorumluluk potasında toplar; bilinçli olarak inananların ve bütün insanlığın acısı olarak yüreğinde taşır."
Ali Göçer, "Nuri Pakdil Düşüncesinde Mülkiyet, Paylaşma ve Sömürü" kavramlarını sorguladığı konuşmasında "Zihinsel olarak çok yüksek bir ateş hattında düşünen bir insan mülkiyet konusunda ne düşünürdü?" sorusunu soruyor ve cevabı şöyle veriyor: "Kendi kendime, ne düşünecek kardeşim, anında yakılan kömür parçacıklarının külü olarak düşünecek bütün mülkiyeti. Dolayısıyla Nuri Pakdil‘in dünyasında biriktirilen bir mülkiyet yoktur. Tanrı adına kullanılmayan bir mülkiyet kirlidir diye düşünür. Yazılarında sıkça geçen bir kavramdır kirli mülkiyet. Kara siyasa ve kirli mülkiyete vurgu yapar. Bu kadar keskin bir yargılama cümlesiyle tanımlayamasak bile onun mülkiyet kavramına bakışını, genel bir yaklaşım olarak baktığımızda böyle diyebiliriz. Onun yaşamı yalındır çünkü. Yalın olansa nettir. O yüzden ülküsel bakışı bu yalınlık içinde kurgulanmıştır onun. Yaşamında ve dünyasında biriktirmek diye bir kavramın varlığı asla yer almamıştır."
Sempozyumun ikinci oturumu Osman Sarı‘nın Nuri Pakdil‘e yazdığı şiirle açıldı. Pakdil‘in zihin coğrafyasında gezinen Akif Emre ise, Cumhuriyet dönemi İslamî düşüncenin oluşumundaki bazı karakteristik özelliklerin, bazı önemli noktaların tespit edilmesi gerektiğine vurgu yaparak açıyor konuşmasını. "Nuri Pakdil‘in şehir, coğrafya anlayışı tamamıyla medeniyet bilinciyle alakalıdır. Medeniyet eksenli düşünüş hemen her eserinde vardır. Bir uygarlık savaşçısıdır; batı uygarlığıyla İslam uygarlığının, kendi uygarlığımızın, yerli düşüncenin değişik kavramsallaştırmalarla medeniyeti gündeme getiren ve mücadelesini veren bir düşünürdür" diyerek sözlerini sürdürüyor Emre.
"Düşünce ve Edebiyat Açısından Nuri Pakdil‘in Ortadoğu Algısı"nı ele alan Ali Ulvi Temel, Nuri Pakdil‘in 1972 yılında Paris‘te tanıştığı bir Romen tarihçinin kendisine söylediklerini aktarıyor: "Bana öyle geliyor ki uygarlığınızın hakkını savunmadan buralardan uzaklaşıp gitmişsiniz. Tarihte bunun benzerine rastlayamadım"
Temel bu yaşanmışlığı aktardıktan sonra sözü tarih birikimine getiriyor: "Nuri Pakdil yazılarında saptamalar yaptığı gibi öneriler de getirir. Türkiye‘nin bin yılı aşkın bir süredir boğuştuğu tarih birikimi vardır. Tarih birikimi bir ulusun en önemli en canlı kudret kaynağıdır. Bu tarih birikiminden esinlenerek uygarlık değerlerimizi canlandırmalıyız."
Toplantının diğer konuşmacıları usta öykücü Cemal Şakar, "Nuri Pakdil‘in Tarih Perspektifi"ni, Maraş‘ın edebiyat ortamının önemli isimlerinden Mustafa Köneçoğlu, "Bağlanma" kitabı üzerinden sunum gerçekleştirdi. İbrahim Demirci, "Nuri Pakdil‘in Yazı Dilinde Polemik ve Eleştiri Dikkati"ni, romancı Işık Yanar, "Nuri Pakdil Düşüncesinde İçdenetim" konusunu son bölümde ele aldı.





