Daha sonra ABD, Brezilya ve Hollanda yer alıyor. Uzmanlar, yoksulla zengin arasındaki uçurumun depresyon durumunu tetiklediğini söylüyorlar. Buna göre, zengin ülkelerde yaşayan eğitim seviyesi düşük ve dar gelirli kimseler kendilerini daha iyi durumda olanlarla mukayese ederek depresyona girebiliyorlar. Ayrıca bu toplumlarda inanç ve değerler zayıf kaldığından depresyona karşı dirençleri düşüyor. Oysa Müslüman toplumlarda yoksulluk bir imtihan olarak algılanmakta ve insanlar böylece yaşadıkları zorluklara pozitif anlam verebilmektedirler. Ayrıca mümin müminin kardeşidir şiarıyla hareket ettiklerinden birbirlerine maddi manevi destek sağlıyorlar.

Sağlıklı aile ilişkileri depresyondan koruyor

Araştırmalar aile ilişkilerinin kuvvetli olduğu toplumlarda depresyonun daha az görüldüğünü gösteriyor. Ancak günümüzde değişen hayat şartları ve aileyi hedef alan kesimler, bu birliktelik ruhunu zayıf ve çelimsiz bırakıyor. Sabahın erken bir saatinde işe giden baba akşam eve geldiğinde yemeğini yiyor filmini seyrediyor ve yatıyor. Anne ise vaktinin büyük bir kısmını evin işleriyle geçirdiğinden çocuklarına vakit ayıramıyor. Modern insanın sohbet geleneği zayıflamıştır. Artık insanlar iletişim araçlarıyla bağlantı kuruyorlar. Gündüz eşiyle iki kelime konuşmayan kişi iş yerinden mesaj yazıyor, not bırakıyor. Bütün bunların neticesinde ise mutsuzluk artıyor, aileyi ayakta tutan bağlar çözülüyor. Hayatınız kolaylaşıyor, düğmeye bastığınızda istediğiniz her bilgiye ulaşabiliyorsunuz, yakınlarınızla elektronik araçlar vasıtasıyla bağlantı kurabiliyorsunuz. Ancak bunların hiç biri yakınlarınızla yaptığınız bir saatlik sohbetin yerini tutmuyor.

Bağımlılık bağlılık değildir

Sevdiğimiz insanlarla aramızda sevgiden örülmüş bağlar vardır. Ailemiz, arkadaşlarımız, yakınlarımızla bizi kenetleyen şey de bu bağlılığımız sayesinde oluyor. Ancak bağımlılık bağlılıktan çok farklı bir şeydir ve bir tür patalojidir. Burada kişi aşırı bağımlılık eğilimi göstermekte ve karşısındaki kişi tarafından korunmaya ihtiyaç duymaktadır. Bu kişilerin en büyük sıkıntıları ise bağımsızlıktan korkmalarıdır. Bağımlılığın temeli yaşamın ilk aylarında atılıyor. Yeni doğan bebek anneye bağlanıyor ve anneden besleniyor. Burada anne çocuğun, her ihtiyacı olduğunda yanında olamadığında ve ben senin yanındayım duygusunu veremediğinde bu gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu durum ileriki yaşantımızı da etkiliyor. Eğer bağımlı bir kişi isek, kaybetme korkuları ve yakınlarımızdan ayrılma endişesi yaşıyoruz. Bu nedenle küçük yaştan itibaren annenin bebekle sağlıklı bir ilişki kurması önemlidir. Anne çocuğun sadece karnını doyurmayacak aynı zamanda onu sevgisiyle kuşatacak ve ben yanındayım duygusu verecektir.

Mazaretlerin arkasına sığınamayız

Annelerin kalbi derin ve duygu yüklüdür. Çünkü sevginin en güzeli burada üretilir ve buradan insanlığa aktarılır. Anne sevgisi en tesirli ilaçdır. Ancak anne kendisi sevgi almadıysa bu mazeretin altına sığınarak sevgisini vermekten kaçınabiliyor.

Kendisi yeterince değer görmeyen, aşağılanan bir anne çocuğuyla bağını kurarken yetersiz kalabiliyor. Ancak bu illa da böyle olacak diye bir şey yok. Nice anneler vardır ki, kendileri hiç sevgi ve ilgi görmedikleri halde çocuklarını sevgileriyle beslerler ve onlar için her türlü fedakarlığa katlanırlar. Nedense, söyleyecek söz bulamadığımızda bazı mazeretlerin arkasına sığınıyoruz. Sevgi almamış olabiliriz ama vererek aynı şeyi çocuklarımızın da yaşamasına sebep olmamalız. Bilmiyoruzdur ama bu mazeret değil öğrenebiliriz.

Algılarımız hayata açılan pencere

Algı öğrenmenin temelidir ve yaşantılar vasıtasıyla kazanılır. Eski yaşantılar ile yeni yaşantılar birleştirilir ve yeni bir nesnenin algısı oluşur. Böylece algı, oldukça karmaşık ve yoğun bir zihinsel düzenlemelerin sonucudur. Bunda merkezi sinir sistemi olan beynin büyük bir rolü vardır. Woodworth gibi psikologlara göre algı ya da algılama doğuştan gelen güdüye dayanmaktadır. Davranışın oluşması daha nice alınan uyaranlar ile son alınan uyaranların örgütlenmesi sonucu ortaya çıkar.

Herhangi bir nesneyi ilk kez gördüğünüzde bu sizin için bir anlam taşımaz. Son görmelerde ise ilk nesne anımsanır ve tanıma olursa algı oluşmuş demektir. Görülüyor ki, algıda yaşantının ya da eski uyaranların rolü büyük.

Allah her şeyi mükemmel yarattı

Yıllar önce dört alim çöllerde bir kervanla yolculuk yapıyormuş. Akşamları ateş etraflarında oturuyor deneyimleri hakkında konuşuyorlarmış. Dördünün de develere hayranlığı varmış. Develerin huzurlu hallerine şaşıyor güçlerini takdir ediyor ve sabırlarını anlaşılamaz buluyorlarmış. İçlerinden biri biz kalem ustalarıyız bu hayvanları övmek ve onurlandırmak için yazalım veya çizelim demişler. Bu sözleri söyler söylemez bir parşömen kağıdı alıp yağ lambasıyla aydınlanan çadıra girmiş. Bu kişi birkaç dakika sonra dışarı çıkmış ve çalışmayı üç arkadaşına göstermiş. Kağıtta dinlenme pozisyonundan kalkmaya hazırlanan bir deve çiziliymiş. Hem de o kadar belirginmiş ki, insan canlı olduğunu düşünebilirmiş. Daha sonra bir başkası çadıra girmiş ve bir süre sonra çıkmış. Onunkisi develerin kervana sağladıkları yararların kısa bir anlatımıymış. Üçüncü olarak çadıra giren alim ise büyüleyici bir şiir yazmış. En sonunda, dördüncü adam çadıra girmiş ve diğer arkadaşlarının kendini rahatsız etmemeleri konusunda uyarmış. Bir kaç saat sonra ateş sönmüş çadırın dışındakiler çoktan uykuya dalmış. Fakat loş çadırdan hâlâ kalem sesleri ve monoton bir şarkı geliyormuş. Arkadaşları onu dördüncü gün de ikinci ve üçüncü gündeki gibi boşuna beklemişler. Alaaddinin arkasından kapanan hayaller gibi çadır dördüncü alimi saklamış. Sonunda beşinci gün çadırın girişi açılmış ve çalışkanların çalışmaları meyvelerini vermeye başlamış. Bu kişi o kadar yorulmuş ki, gözleri morarmış. Bu vaziyette diğer arkadaşlarına yaklaşmış. Canından bezmiş bir halde bir tomar parşömen kağıdını halıya atmış. Birinci rulonun dışında büyük harflerle şu yazılıymış. "Kusursuz deve veya bir deve nasıl olmalı? (Adil Maviş, Telkin ve Hipnozla Öğrenme)

Bağımlıysanız özgür olamazsınız

Bağımlı kişilerin en büyük sorunu bağımsız hareket edememeleri ve bağlandıkları kişileri kaybetme endişesi taşımalarıdır. Ancak zaman içinde bu kişiler hem bağlandıkları kişileri yorarlar hem de kendileri yorulurlar. Bu nedenle bağımlı olduğunu fark eden kişi profesyonel yardım almalıdır. Bağımlı kişi şu özellikleri taşır:

Yalnızlığı sevmezler. Karamsar, depresif ve gergin bir ruh hali içindedirler.

Yeteneklerinin farkında değillerdir.

Başkalarının kendilerinden daha üstün ve yetenekli olduğuna inanırlar.

Ayrılma korkusu yaşarlar ve ayrılıklara karşı aşırı dirençsizdirler.

İlişkilerinde genellikle aşırı vericidirler. Kendilerini çok küçük görürler. Eleştirileri üzerlerine alırlar ve her zaman kendilerini suçlarlar.

Sorumluluk gerektiren işlerden kaçmayı tercih ederler.

Yöneticilik yapmayı sevmezler.

Kendilerine yapılan her türlü haksızlığa katlanmayı tercih ederler

Aşırı sevgi ihtiyacı içinde olurlar.

Eğer bu belirtilerden birkaç tanesi varsa kişi yardım almalıdır. Psikoterapi tedavisiyle bu kişilerin yaşam tarzları ve algılarının değişmesi ve bağımlılıktan kurtulması mümkündür.

Muhabir: Haber Merkezi