İnsanlık tarihi boyunca helak olmuş toplumları incelediğimizde karşımıza şöyle bir durum çıkıyor; İnsanlar çamurdan yaratılan aciz birer mahlûk olduklarını unutarak kendilerini üstün görmeye başladıklarında, helak olma süreci de başlamış oluyor.Merve Erturan
Bunu en bariz olarak Karun örneğinde görebiliyoruz. Allah Teâlâ Karun‘un hazinelerinin çokluğunu bizlere haber veriyor. Ancak Karun bu servetin Allah‘tan geldiğini unutuyor, kendi bilgi ve birikimi sebebiyle bunları kazandığını düşünüyor ve kendisine bu gerçeği hatırlatarak onu hakka çağıranlara kulaklarını tıkıyordu. Sonuçta da hazineleriyle beraber yerin dibine geçerek helak olanlardan oldu. Bu sebeple bencillik, kişiyi helaka sürükleyen afetlerden biridir.
Özellikle günümüz insanlarının büyük bir çoğunluğu hayatlarının merkezine "Ben" olgusunu yerleştirdikleri için çevresindekilerin de bunun etrafında dönmesi gerektiğini düşünüyorlar. Bunun sonucunda da toplumun en küçük yapı taşı olan aileden tutun da toplumun her kademesinde insanlar arası iletişimsizliğin boyutları her geçen gün artıyor. Bencillik yaşamın farklı alanlarında, çok değişik boyutlarda kendisini gösterebiliyor. Kadın kocasından habersiz para biriktirebiliyor. Koca karısından habersiz mülk ediniyor, banka hesabı açtırıyor ya da farklı hayatlar yaşayabiliyor. Siyasetçiler görevlere kendi akraba ve yakınlarını yerleştiriyor, yönettiği insanların çocukları normal okullara giderken kendi çocuklarını özel okullarda okutuyor, insanlar sıkıntı içerisinde yaşarken kendisi refah içerisinde yaşamayı bir vebal olarak görmüyor. İşverenler kendi mal varlıklarını arttırmak için işçilerini köle gibi çalıştırıyor ve alın terlerinin bedellerini ödemiyor. Bu ve buna benzer örnekler artmaya devam ediyor.
Aile, arkadaş ve dostluk duyguları insanların ben tutkusundan dolayı erime noktasına gelebiliyor. Çünkü bencillik bazı insanları ön plana çıkaran bir avantaj gibi görülse bile, zamanla dostlukların bozulmasına ve kişilerin yalnızlaşmasına sebep olur. Bencil olan bir insan, kendini evrenin merkezine koyar. Her şeyin kendisine göre şekillenmesini ister. Ona göre sanki kendisi güneştir de bütün gezegenler onun etrafında dönmek zorundadır. Mesela; o her şeyin en iyisine sahip olmalıdır. Hayatındaki her şey mükemmel olmalıdır. Kendisi, işi, eşi, çocukları, evi, eşyaları, kısacası hayatı dört dörtlük olmak zorundadır. Onun işlerine herkes yardım etmelidir. Ama o kimsenin işi ile ilgilenmez. Hayatındaki olumsuzlukların müsebbibi hep başkalarıdır. Çocuğunun istediği gibi yetişmemesi, eşiyle arasındaki sorunlar, akrabalarıyla olan anlaşmazlıkları, arkadaş çevresindeki kavgaları hep başkalarının sebebiyledir. Kendisi her zaman haklıdır. Hayatında doğru olan şeylerde ise hep o başarmıştır. Bunun ailesinde veya toplulukta olması fark etmez. Güzel yapılan işlerin mercii odur. Kendisi özeldir. Bu sebeple ona özel muamele gösterilmesi gerekir. Yaptığı her şey çevresinden takdir görmelidir. Onu kimse üzmemelidir ama o çevresindekilere rahatlıkla söz söyleyebilir, azarlayabilir, kalplerini kırabilir. Kendisini karşısındakinin yerine koymadan kendi davranışlarını sürdürür ama başkalarından kendisini her durumda anlamalarını bekler. Eğer toplulukla bir iş yapacaksa herkes onun doğrularına göre hareket etmelidir. Herhangi bir konuda istişare ederken bile kendi görüşünün uygulanması için mücadele eder. Ne olursa olsun onun sözü geçerli olmalıdır. Her konuda önemli olan tek şey onun zevkleri, onun sevdikleri ve onun ne istediğidir. Gözümüzü çevirdiğimiz her yerde böyle insanlara rastlamak mümkündür. Ancak bu karakterde olan insanlar, özellikle topluluk halinde iş yapılırken toplulukların dağılmasına ve insan israfına sebep olmaktadırlar.
Şu asla unutulmamalıdır ki, her canlı kendisine, eserlerine, tavırlarına ve davranışlarına ilgi duyar. Yani bencillik duygusu her canlının doğasında var olan bir duygudur. Bu sebeple bunu göz ardı edemeyiz. Bencillik çocukluktan itibaren insanı yöneten güdülerden biridir. Mesela, oyuncaklarla oyun oynayan çocukları izlersek bu duygunun doğuştan geldiğini anlayabiliriz. Hiç bir çocuk oynamak istediği oyuncağı diğerleriyle paylaşmak istemez. Çocuktaki bu bencillik duygusu doğru bir şekilde yönlendirilmezse, ilerleyen yaşlarda saldırganlık halini alır. Çocuğa hakkına razı olma, paylaşma, yardımlaşma, beraber yaşarken sorumluluk alma gibi alışkanlıklar kazandırılmazsa, çocuk büyüyüp kendine olan güveni arttıkça fiziki gücü ile beraber bencilliği de artacaktır. Her şeye sahip olmak isteyecektir. Evinde istekleri karşılanmadığında ise sinirli bir kişilik haline dönüşecek ve aileyle başlayan huzursuzluklar topluma yayılacaktır. Bu sebeple bu mevzuda ailelere büyük görevler düşmektedir. Zira bencillik zamanla, eğitim ve sosyalleşme ile beraber yerini paylaşımcılığa bırakabilir. Ancak aile içerisinde bile sorunların temeli bencilce davranışlarsa, çocuk bunu en yakından görerek büyüyorsa, ileride nasıl paylaşımcı bir kişiliğe sahip olabilir? Bu da oturup düşünülmelidir.
Bir Müslüman gözüyle konuyu değerlendirirsek, İslam‘a göre insan sadece kendisini düşünerek mutlu olabilecek bir yapıda yaratılmamıştır. İslam dininde insan, sosyal bir varlık olarak yaratılmıştır. İnsanın yapısı ve ihtiyaç duyduğu şeyleri temin edebilmesi, diğer insanlara olan ihtiyacını artırmaktadır. İnsan ancak kendisi gibi insanlarla beraber bir şeyler yaptığı zaman gerçekten mutlu olabilir. Batı medeniyeti ile İslam medeniyetini ayıran en önemli farklardan birisi bu noktada ortaya çıkmaktadır. Maddeyi esas alan batı medeniyeti insanları yalnızlığa, sadece kendi menfaatlerini düşünmeye, başkaları için -hatta bu kendi çocuğu bile olsa- hiçbir fedakârlıkta bulunmamaya teşvik etmektedir. Bunun getirdiği olumsuzluklar günümüzde açıkça görülebilmektedir. Bencillik kültürünün hâkim olduğu batı insanı gittikçe yalnızlaşmıştır. Bunun sonucunda da batı toplumlarındaki sosyal yapı hızla çökmektedir.
İslam medeniyetinde ise beşeri münasebetler ve toplum hayatının düzenlenmesi için konulan emirler ve yasaklar, bencilliğe fırsat vermeyecek kadar mükemmeldir. Bu ilahi emirler, pek çok ihtiyaç içerisinde ve birbirlerine muhtaç olarak yaratılmış olan insanların medeni bir hayat yaşayabilmeleri için, insanları kendi haklarına razı olmaya ve diğer insanların haklarına saygılı olmaya teşvik eder. Müslümanlara işlerinde adaletle hükmetmelerini emreder. Müslümanlara, hak sahiplerine ve muhtaçlara güzel bir şekilde haklarını ve hatta haklarından da fazlasını vermelerini tavsiye eder. Böyle yapanların mükâfatlarının Rableri katında fazlasıyla verileceği bildirilir.
Bu sebeple Müslümanlar hayatları boyunca "İnsanların en hayırlısı insanlara faydası dokunandır." düsturu ile hareket etmelidirler. Günlük hayatlarında "Ben" dili yerine "Biz" dilini kullanmalıdırlar ki, bu Allah Teâlâ‘nın Kur‘an‘daki metodudur. Her insanın doğasında var olan bu benlik duygusunu kontrol etmeli, bunun kişiyi helaka sürükleyecek bir afete dönüşmesine izin vermemelidirler. Ayrıca kişisel olarak bencillik yapmak yerine bu özelliklerini İslam‘ın değerlerine sahip çıkma konusunda kullanmalıdırlar.





