"AK Parti, seçime kadar milliyetçilik bayrağını MHP‘nin elinden almak istiyor. Kürt adımlarıyla dansı bu amaca uygun değil" bu ifade Radikal gazetesi yazarı Murat Yetkin‘e ait. Öyle anlaşılıyor ki, "Karda yürüyüp izini belli etmeyenlerin" ipliklerinin pazara çıkacağı bir döneme giriyoruz".
Dün telefonda konuştuğum devlet büyüğü bir yandan kıkır kıkır gülüyor, bir yandan bana sormaya çalışıyordu: "Siz bizim Kürt açılımında seçimlere kadar ayak sürüyeceğimizi mi konuştunuz?" "Konuşmuş da olabilirim ama zaten yazdım bunu" dedim. Başbakan Tayyip Erdoğan‘ın 26 Aralık 2010‘da AK Parti Meclis grubuna hitabı üzerine yazdığım "Erdoğan BDP üzerinden MHP‘yi vurmak istiyor" yazımdan (Radikal, 28 Aralık 2010) söz ediyordum. O yazıda Erdoğan‘ın Kürt açılımını en azından haziran seçimine kadar kapattığı kanımı yazmıştım.
"Onu biliyorum" dedi; "Konuşmuşsunuz da..." "Konuşmuşumdur" dedim; "Siz hangisinden söz ediyorsunuz?" "Abdullah Öcalan‘ın avukatlarıyla konuşmuşsunuz" dedi. "Doğru" dedim; "Gazetecilerle görüşüyorlardı, bana da geldiler, konuştuk. Peki, siz nereden biliyorsunuz?" Yine güldü; "Ee, bizim de minik kuşlarımız var" dedi.
Muhtemelen, Öcalan‘ın avukatları müvekkilleriyle görüşme sırasında benim bu kanımı da aktarmışlar, görüşme kaydının bir nüshası da telefonda konuştuğum kaynağım tarafından okunmuştu. Aksi takdirde konuşmayı bilmesinin birkaç yolu kalıyordu geriye: Ya avukatların telefonu, ye benim çalışma odam ya da avukatlar ne konuştuklarını devlet organlarına da aktarıyordu. Ama bence en muhtemel senaryonun, İmralı‘daki görüşmenin kayda alınıp bant çözümünün yetkili makamlara dağıtılması olduğunu söylemek mümkün...
"Peki, söylediğim doğru değil mi?" dedim; "Seçime kadar Kürt meselesinde yapacağınız bir şey var mı?" "Şimdi konuşmayalım" dedi; "Sonra yüz yüze konuşuruz." Biz bu konuşmayı yaparken ekranda Diyarbakır‘dan görüntüler vardı. KCK davasının üçüncü duruşmasının yapıldığı adliye önünde, BDP‘nin tam da dün İstasyon Meydanı‘nda düzenlediği protesto gösterisinden yürüyüşe geçen kitle toplanmaya, polis de onları dağıtmaya çalışıyordu; coplar, gaz bombaları, taşlar uçuşuyordu. İçeride, duruşmada sanıklar yine ifadelerini Kürtçe vermekte ısrar ediyor, yargıç da bunu dikkate almıyordu. Yalnız bu defa, ilk iki duruşmada ne olduğu tam ‘anlaşılamayan‘ lisanın Kürtçe ‘olduğu anlaşılmıştı‘. Gülsek mi, ağlasak mı? Yaşadığımız komedi mi, trajedi mi?..
Konumuza dönersek, ben AK Parti‘nin seçimlere kadar Kürt açılımı konusunda pek bir adım atmayacağı, atmak istemeyeceği görüşümü koruyorum. Neden mi? Sayıyorum: AK Parti‘nin seçim hedefi yüzde 50. MHP‘nin yüzde 10‘u aşıp Meclis‘e girmesi, bu hedef önündeki en büyük engel. Öyleyse AK Parti‘nin seçim hedefi MHP. AK Parti, seçime kadar milliyetçilik bayrağını MHP‘nin elinden almak istiyor. Kürt adımlarıyla dans etmesi bu amaca uygun değil. Dış politikada özellikle AB zıtlaşması da aynı çerçevede... Doğu ve güneydoğuda PKK ile aynı tabanı paylaşan BDP oylarına karşı yeni bir kaynak daha çıkmış olabilir artık. Hizbullah ile aynı tabanı paylaşan Mustazaf oyları sizce seçimde Saadet‘e mi, AK Parti‘ye mi gider?..





