Sohbetlerimizin, paylaşımlarımızın, bahanelerimizin, mazeretlerimizin giriş kelimeleridir, “günümüzün şartlarında…” Toplumu ilgilendiren, insanlığa faydası olan, bizlerin sorumluluğu olan bir işin yapılması gerektiğinden bahsederken de ilk savunma kelime öbeğidir. “Haklısın da… Ama ‘günümüzün şartlarında…’”
Millî Görüş’ü bölüp küresel güçlerle kol kola girenler de “Günümüz şartlarında ‘bizim medeniyetimiz’ yenildi. Avrupa ve Batı medeniyetiyle yol almalıyız” düşünce ekseninde birtakım söylemleri dile getire getire günümüzdeki yerlerine gelmişlerdi.
Ülke olarak en çok duyduğumuz zaman ise Amerika’nın 2003’teki Irak işgali öncesinde “Günümüzün şartlarında demokrasi kaçınılmazdır. Irak’a demokrasi götürülmesini destekliyoruz. Demokrasi için çarpışan Amerikalı genç kadın ve erkek askerlerin en az zaiyat ile memleketlerine dönmesi” için dualar falan edilmişti. Irak’ta gerçekleştirilen zulme karşı dindar, imam hatipli, eşleri başörtülü, kendileri sakallı seçmen kitlesi için ise “konjonktür bunu gerektirdi” ifadeleri kullanılmıştı. İfadeler janjanlı olunca da ülkede ses çıkmamıştı. Sadece bir avuç kişi “Bu savaşta bizim işimiz ne?” diyerek, kendi küçük ölçeklerinde protesto mitingleri yapmıştı. “Savaşa hayır!” diyenlere de o dönemin iktidarının başı, “İki ay maaşınızı alamayın da ben sizi göreyim” mealinde cümleleri ekranlarda dile getirmişti. “Günümüz şartları” ve “konjonktür gereği” koskoca bir tarih yağmalanmıştı.
***
Son yıllarda kadınların evlerden iş alanlarına zorunlu ve planlı olarak çekilmesiyle artık ülkemizde iki buçuk, üç yaşındaki çocuklar “okul öncesi eğitim kurumlarına” gönderiliyor. Daha ana kucağında olacak bebeler bilmedikleri yabancı ellerde günlerinin büyük bir kısmını geçiyor. Ağlasa etrafında sığınacak annesi yok! Bu kurumlarda çalışanlar ise normalde o yaşlarda çocukları olsa annelerinden, kayınvalidelerinden ya da akrabalarından bebek bakma ve çocuk yetiştirme konusunda uzman olan birinin desteğiyle yapacağı işi/işleri dokuz-on kişiden oluşan bir bebek ordusuna karşı yapmaya çalışıyor. Yani kısaca hem çocuklara, hem annelere ve babalara hem de aslında bebek bakıcısı iken öğretmen denilen kişilere zulüm. Ama sorarsak yine “günümüz şartlarında” başka ne yapılabilinir ki?
***
Millî Eğitim Bakanlığı’nın verdiği istatistiklere göre ülkemizde örgün eğitimde resmi ve özel eğitim kurumlarında 19 milyon 155 bin 571 kişi bulunmakta. Eğitim sistemi sonrası ortaya çıkan tablo ise hepimizin malumu ne aileler memnun, ne öğretmenler ne de toplum. Öğrencileri gören büyükler hemen “Bizim zamanımızda böyle miydi?” sorusu ile başlayan eskiden okumuş insanların büyüklerine saygılı, çevresine duyarlı, vatanına faydalı olduğu ile ilgili yakınmalar hep dillerinde. Eğitimin çocuklarımıza kattıklarının hem bilişsel düzeyde hem de ahlak ve maneviyat düzleminde eksik olduğundan bahsetmeye başladığınızda, müfredatların ve eğitimin milli olmadığından şikâyet ettiğinizde, on iki yıl gibi bir süre bir eğitim kurumunda tutulmasına rağmen bu kurumdan çıkanların yere çöp atma konusunda bile eğitilemediğini anlattığınızda hemen sözün muhataplarından gelen cevap “günümüz şartlarında elimizden gelen bu!”
***
Dünyada akranları emekli olduktan sonra dünya turuna çıkan bizim emeklilerimiz, ömürlerinin son demlerinde, o kadar yıllar ülkesine hizmet ettikten sonra Halk Ekmek büfeleri önünden piyasadaki normal ekmekten birkaç lira daha ucuz alabilmek için sabahın ayazında kuyrukta. İktidarın algısı ile oluşturulan Avrupa’nın bizi kıskandığı ülkelerde emekliler yaş yetmişe bile gelse daha işleri bitmemişken bizim emeklilerimiz yaşamın zorlukları ve çalışma zamanlarında bedenlerinde oluşan hastalıklar sonucu sağlık ocaklarında, eczanelerde, ekmek kuyruklarından artakalan zamanlarını doldurmakta. Eğer biraz kısmetlilerse yaşadıkları kentlerin merkezlerine, çarşılarına bulundukları mahallelerden yürüyerek gidip bir parkta çay simit keyfi yapabilir, biraz güneş görebilir. Yine siz bu nahoş durumları dile getirirseniz savunma cümleleri “ama günümüz ekonomik şartlarında…” diye başlayıp uzun uzun bir nutuk dinliyorsunuz.
***
Yani hangi alanı ele alırsak alalım, hangi durumu değerlendirmeye tabi tutarsak tabi tutalım, kapitalist yaşam tarzına teslimiyeti içeren “günümüz şartlarında” diye başlayan cümlelerle muhatap oluyorsunuz. İnsanlara ‘Gelin bu şikâyet ettiğiniz sistemi el birliği ile değiştirelim. Bunu yapabiliriz.” dediğinizde “günümüz şartlarında” diyerek gayet duygusal ve iç parçalayıcı hikâyeler anlatıyorlar. Ama galiba mesele ‘günümüz şartları” değil de, toplumun ve sorumluların ‘konfor alanları’ndan çıkmaması. İyi şeylerin, güzel şeylerin, faydalı şeylerin, doğru şeylerin ve adil olan şeylerin yapılması için gereken bedelleri ödemeyi göze almaması.
***
Oysa biz Müslümanlar, şartlara teslim olmak için değil, şartları iyi, güzel, doğru, faydalı ve adil olan kıstaslara uygun hale getirmek için Allah’a söz vermiştik. Bizlere örnek gösterilen ve bizim de yollarından gittiğimizi iddia ettiğimiz tüm peygamberlerimiz, geldikleri toplumda şartlara teslim olmayı değil, şartları teslim almaya çalışmıştı. Biraz daha fazla mı tefekkür etmeliyiz? Dünyada var olmamızın sebebi ‘günümüz şartlarına’ uygun yaşamak mı? Yoksa ‘günümüz şartlarını’ iyi, güzel, doğru, faydalı ve adil olana göre değiştirmeye çalışmak, gayret göstermek mi?
***
Şartları bir gözden mi geçirsek, acaba?