Son günlerde finansal piyasalarda yaşanan eğilimlere

bakarak olumsuzluğun azaldığını ve beklentilerin düzelmeye başladığını düşünmek

çok ciddi bir hata olabilir. Eğer küresel düzeyde gelişmekte olan ekonomilere

yönelik risk alma isteği yeniden artışa geçmiş, içerideki ekonomik ve siyasi

sorunlar çözüm yoluna girmiş olsa idi daha farklı düşünülebilirdi; fakat

bunların hiç biri olmadı. Tam aksine ülkemizdeki siyasi iradeyi oluşturan

örtülü koalisyon içindeki çatışma büyümeye devam ediyor. Net yabancı kaynak

girişinin olmayışı ise ekonomik kırılganlığı arttırmaya devam ediyor. Sadece

finansal piyasalar gündemi görmezden gelerek tansiyonu düşürmeye çalışarak günü

kurtarmak çabasını bir miktar arttırmış gibi görünüyor.

Geride bıraktığımız hafta içinde açıklanan Ocak ayı

enflasyon rakamları alarm veriyor: Tüketici fiyatlarındaki artış yüzde 1.72

düzeyinde gerçekleşir iken üretici fiyatlarındaki sıçrama yüzde 3.32 ye

ulaşmış. Maliyet kökenli ciddi bir baskı var ve yıl sonunda enflasyonuna yüzde

6.6 düzeyindeki hedefe yaklaşabileceğine inanan kimse kalmadı. Bu durum yüzde

10 yükselen faizlerin etkisini de hatırı sayılır oranda azalttı ve mali sektör

ne yapacağını bilemez hale geldi. Hem döviz kurunun enflasyon ve faizler

üzerindeki baskısını azaltmak hem de Başbakanın çılgın bir hata yapmasının

önüne geçmek için içerideki faiz lobisi seferber olmak durumunda kaldı...

Akıntıya direnmek uzunca bir süre başarı ile yapabilecekleri bir şey değil...

Daha önce açıklanan 2013 yılı dış ticaret rakamları ise

Türk Lirası üzerindeki olumsuz baskının iyice artabileceğine işaret ediyor.

Yüzde 10 kadar büyüyerek 99 milyar dolar seviyesini aşan dış ticaret hacmi

olumlu düşünmeye izin vermiyor. Eğer ekonomi az da olsa büyümeye devam edecekse

ya da dış açık hızla küçülüyor ise ekonominin dayanılmaz bir hızla daralması

kaçınılmaz olacak gibi görünüyor. Bu durumda ya büyüyen açık finanse

edilemediği, ya da daralan ekonomi nedeniyle riskten kaçınma eğilimi artacağı

için Türk Lirası nın dalgalı bir şekilde değer kaybetmeyi sürdüreceğini hesaba

katmak gerekiyor. Döviz kurunun yükselmeye devam etmesi doğal olarak enflasyon

ve faizleri de aynı yönde harekete zorlayabilir, günü kurtarma derdine

düşenlerin korkusu ecellerine fayda etmeyebilir.

Bir yandan nakit sıkışıklığı ile kredi arzındaki ani

duruş ve maliyetlerdeki artış, diğer yandan talepte yaşanan daralma iş

dünyasının nefesini kesiyor. Bu ortamda finansal piyasalarda ana eğilimin aksi

yönde dalgalanmalar olabilir, bu durum bir şeylerin düzelmeye başladığının

değil tam aksine hızla olumsuzlaştığının alameti olabilir. Bu sıkıntıları aşmak

üzere para otoritesini likiditeyi bollaştırmaya zorlarsanız, Başbakan

yardımcısının dediği gibi siyasi intihar söz konusu olabilir, yok eğer bundan

kaçınırsanız ekonomide yaşanan daralmanın yıkıcı olmaya başlamasını

önleyemezsiniz. Bu iki olumsuz olasılığın, önce hangisi tercih edilirse edilsin

diğerini beslemesi önlenemiyor. İki yıldır sürdürülen gaz-fren tartışmaları

iyice ağırlaşmış sorunların ilacı olamıyor. Orta vadede enflasyon ve işsizliğin

artması, ekonominin telafisi imkansız gibi görünüyor.

Ekonomi cephesindeki dehşet dengesi daha önceki

kazanımların korunamayacağını, sosyal ve siyasi istikrarsızlığın kontrolsüz bir

şekilde artabileceğini düşündürüyor. Gündem belirlemeye çalışanların gündem

olmaktan kurtulamaması, yolsuzluk ve yoksulluk bataklığını gizlemeyi yasaklarda

aramaya başlaması olumsuz olasılıkları güçlendiriyor. Türk Lirası nın

kayıplarını kısmen geri alması olumsuzlukların çözüm yoluna girmesinden değil,

nakit sıkışıklığının ölümcül tehlike olmaya başlamasından kaynaklanıyor; bu

durumun kalıcı olmasının imkansız olduğunu bilerek, tedbirli olmaktan

vazgeçmemek gerekiyor.