Sabaha kadar gözüne uyku girmemişti. Uzaktan çarpışma sesleri duyuluyordu. Makineli tüfek seslerine yer yer bombalama sesleri karışıyordu. İnsanların bu öldürme merakına anlam veremiyordu. Pencereden yer yer kızıllaşmaya başlayan ufka baktı. Atılan bombalar aydınlatıyordu semayı.

Hanımı da kalkmış yanına gelmişti. Endişeliydi. Bugün yarın yaşadıkları yere ulaşacaktı savaş. Birden irkildi iki evladı vardı. Biri üç diğeri bir yaşındaydılar. Ne yapacağını bilmiyordu. Savaşacaktı ama ne silahı vardı ne de silah alabilecek parası. Evini barkını bırakıp göç etmekten başka çıkar yol göremiyordu. Göç etmek ama nereye. Yolculuk meşakkatliydi ve bir vasıta bulmaları da çok zordu.

O gün akşama kadar kendilerini sınıra götürecek bir vasıta aradı ama bütün çabalarına rağmen bulamadı. Eve geldiğinde hanımının ve çocuklarının yüzüne bakacak dermanı kalmamıştı. Çok üzgündü ama üzülmek çare değildi ki. Hanımına durumu anlattı hazırlanması gerektiğini söyledikten sonra akşam namazını eda etmek üzere abdest almaya koyuldu. Yükte hafif pahada ağır ne varsa hazırlamıştı hanımı. Çocuklarını da alarak evlerine, doğup büyüdükleri mahallesine, hayatının her anını geçirdiği kasabalarına veda etmişlerdi.

Yorucu bir yolculuğa başlamışlardı. Günlerce yürüyecek ve sınıra varmak için, hayatta kalabilmek için mücadele edeceklerdi. İki çocuğu ile yollara düşmek, onlar için bütün sıkıntılara katlanmak güç veriyordu anne babaya.

Daldığı düşüncelerden büyük kızının ağlaması ile sıyrılmıştı. Günlerdir yollardaydılar. Yürüyerek gidiyorlardı. Belli ki çocuk acıkmıştı. Çaresiz durdular bir kuytulukta. Elde kalan son kırıntılarla karınlarını doyurmaya çalıştılar. Paraları da çok azalmıştı. Her şey ne kadar da pahalılaşmıştı. Fırsatçılar sıkıntılı zamanlarda her şeyi beş on katı pahalısına satıyorlardı. Zaten varlıklı değillerdi bir de kurulu düzenlerinden olmuşlardı. Savaşın korkunç yüzünü görüyorlardı. Cephede savaşanlar ne kadar şanslı diye geçirdi içinden. En azından meşakkatli de olsa neticesinde ya şehadet ya zafer kazanıyorlardı. Oyna kendileri yollarda perişan oluyor, çektikleri sıkıntı yanlarına kâr kalıyordu.

Günlerdir aç susuz ilerliyorlardı. Nihayet zor da olsa sınıra yakın bir toplanma yerine ulaşmışlardı. Yeterli olmasa da yiyecek bir şeyler bulabilmişlerdi. Günlerdir doğru düzgün bir şey yememişlerdi. Oldukça bitkindiler. Çocukların açlıktan ağlaması çok üzmüştü anne babayı ama yapabilecekleri bir şey yoktu. Bir çadıra yerleşmişlerdi. En azından korkmadan uyuyabileceklerdi. Çektikleri onca sıkıntının üzerine çadırda kalmaları çok sevindirmişti onları. Sevinmişlerdi ama savaş peşlerinden kovalıyordu. Burada da fazla kalamayacaklarını biliyorlardı. Komşu Müslüman devlet henüz kendilerini kabul etmemiş, sınırlarını açmamıştı. Ne kadar bekleyecekleri de meçhuldü. Yine de başlarını sokacak bir yuva bulmaları mutlu etmeye yetmişti kendilerini. Karınlarını doyurmuşlar az da olsa neşeleri yerine gelmişti. Ne yapacaklarını, nasıl geçineceklerini bilmiyorlardı. Komşu ülkeyi her zaman hürmetle anıyorlardı zaten. Şimdi geçici de olsa vatanları olmasını ümit ediyorlardı. Elbet kendilerine yardımcı olacak birileri çıkacaktı karşılarına. Hep bu ümitlerle geçiriyorlardı toplanma merkezindeki günlerini. Sınırı geçecekleri günü iple çekiyorlar, o ümitle direniyorlardı hayatın zorluklarına…

Minik bir tebessüm

Yukarıdan sıkıştı

Temel çayları kamyona yüklemiş yola çıkmış. Yolda giderken karşısına bir üst geçit denk gelmiş. Aşırı yüklü olan kamyon üst geçitten geçemeyip sıkışmış. Temel kamyonun üzerine çıkıp çayları ezmeye başlamış. Bu esnada oradan geçmekte olan Dursun bunu görmüş:

– Uşağum bu iş öyle olmaz. Az bir fark var. Lastiklerin havasını indirirsen oradan geçersin Demiş. Bunun üzerine Temel demiş ki:

– Ula kamyon aşağıdan sıkışmadı ki yukarıdan sıkıştı da.

İlgilisine notlar:

n Bir insanın gerçek zenginliği onun bu dünyada yaptığı iyilikleridir. Hadis-i Şerif

n Dürüstlük pahalı bir elbisedir bunu ucuz insanlardan bekleme. Warren Buffet

n Cenabı Hakk’ın en sevdiği insan, kendi görevlerini en iyi şekilde yerine getirmekten ve şahsi hatalarını ve noksanlarını düzeltmekten, başkalarıyla uğraşmaya vakit bulamayan müminlerdir. Prof. Dr. Necmettin Erbakan