Bir beyaz kör edici ışık Gazze’nin semasını aydınlattı bu gece. İnsanlar korunmak için koşuşuyor, yaşıyorlar mı yoksa ölüler mi? Bilmiyorlar bile. Tankları ve uçakları ile geldiler. Öfkeli ateşleri ile her yeri yakmaktalar, hiçbir şey bırakmadan. Toz duman arasından bir seda yükseliyor, “Bu gece savaşmadan teslim olmayacağız, yerle bir etseniz de camilerimizi, evlerimizi, okullarımızı, ruhumuz hiçbir zaman ölmeyecek, teslim olmayacağız.” Gazze’de bu gece. Kadınlar ve çocuklar her gece katledilip öldürülüyorlar. Sözüm ona uzak ülkelerin liderleri, kim haklı kim haksız diye tartışıyorlar ama bombalar asit yağmuru gibi düşerken güçsüz sözleri beyhudeydi. Gözyaşları kan ve acı içerisinde. Dumanların içerisinde hâlâ o acı sesi duyabilirsin, “Yenilmeyeceğiz, gecenin içerisinde, savaşmadan, camilerimizi, okullarımızı, evlerimizi yerle bir edebilirsiniz ama ruhumuz asla ölmeyecektir. Bu gece Gazze’de teslim olmayacağız.” Teslim olmayacağız.
Bu sözler Michael Heart isimli Suriye doğumlu Amerikalı bir müzisyene ait. 2009 yılında yazıp okuduğu şarkısının üzerinden 9 yıl geçmesine rağmen maalesef ne Gazze’de durum değişti ne de sözler anlamını yitirdi. Bizim topraklarımızda yaşayan sözüm ona müzisyen ve sanatçıları konuşmak bile istemiyorum.
Bir acı kaç yıl sürer, bir insan daha kaç yıl gözyaşı dökebilir? Bir insanın yüreği insanlığın yok oluşuna, katliamlara, zulümlere daha ne kadar dayanabilir? Evlatlarını yitiren anneler bizim annemiz mi olması lazım? Anasız babasız kalan evlatlar bizim yavrumuz mu olması lazım? Arkadaşlarımızın, eşimizin, dostumuzun, akrabalarımızın kollarımızda can mı vermesi lazım? Sokaklarda yürürken ayaklarımızın titremesi mi lazım? Acı nasıl hissedilir, bir insanın acısı nasıl paylaşılır, bir acıya nasıl ortak olunur? Aynı duygularla gözyaşı dökmek bu kadar mı zor? Biz bu dünyaya neden sığamıyoruz? Neyi paylaşamıyoruz? Kim bu doymak bilmeyen zalimler? Biz kimiz? Allah aşkına biz kimiz ve ne yapıyoruz?
Müslümanlar bir vücudun azaları gibi değil miydi? Hani “Fırat’ın kenarında bir kurt kapsa koyunu gelir Adl-i İlâhî Ömer’den sorar onu” diyen İslâm ülkelerinin liderleri? Neredeler? Ne zaman Müslümanların katledilişi karşısında somut adım atacaklar? Akan kan ne zaman duracak? Etkili bir hitabetle kurulan edebî cümleler ne zaman hayat bulacak. Felsefe ve söz sanatı ülkesinin uyuşuk diyarlarından ne zaman çıkacağız? Masumların zulüm altında inim inim inlediği beldelere ne zaman yolumuz düşecek? Daha kaç Müslüman kardeşimizi konjonktüre, stratejiye kurban vereceğiz? Bir masumun gözyaşının dahi hesabından korktuğunu dile getirenler, oluk oluk akan Müslüman kanının hesabının verilmeyeceğini mi düşünürler? Biz bu dünyaya neden geldik, biz kimiz, ne yapıyoruz Allah aşkına! Bu zulüm ne zaman bitecek?
Yazımızın giriş kısmında sözlerini yazdığım şarkının adı, “WeWill Not GoDown”. İnternetten izleyebilirsiniz. Gazze adına Amerikalı bir müzisyenin duygularını hissetmiş olursunuz. İnsanın yüreğinin kaldıramadığı nokta ise Amerikalı birinin duygularının Müslümanların halini bastırması. İnsanı düşünen bir Amerikalının, Müslümanların kardeşleri adına çaresizliğini dile getirmiş olması. Bu şarkının sözleri bile bize utanç olarak yeter. “Ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum” diyen Şeyh Ahmed Yasin’e selam olsun. Başbakan olarak iktidarda kaldığı süre içerisinde katil İsrail’e tek bir mermi dahi sıktırtmayan Erbakan Hocamıza selam olsun. Osmanlı’nın en zor zamanlarının padişahı olarak İsrail’e tek bir karış vatan toprağı vermeyen Abdülhamid Han’a selam olsun. Allah ümmet-i Muhammed’i affetsin.