Türkiye nin, 26 Eylül de gerçekleştirilen hava savunma

sistemi için uzun menzilli füze alımı ihalesini Çin in CPMIEC adlı şirketine

vereceğini açıklamasıyla birlikte başlayan tartışmalar yoğun bir şekilde

artarak devam ediyor.

Açıklamanın hemen ardından gelen tepkiler, Türkiye-NATO

ve Türkiye-Batı ilişkilerinde, özellikle de ABD bağlamında yeni bir krize yol

açmış durumda. Sürece, Çin in de dâhil olmasıyla birlikte tansiyon daha da

yükselmiş durumda. Dolayısıyla önümüzdeki süreç, Türkiye nin mevcut pozisyonunu

koruması durumunda çok boyutlu bir takım baskılar ve farklı operasyonları

gündeme getirecek gibi. Yakın tarih bize bunu böyle söylüyor.

Peki, bu baskılar karşısında Türkiye geri adım atar mı

Bu sorunun cevabı büyük bir merak konusu. Buna cevap verebilmek için, öncelikle

bu tercih in ne anlama geldiği üzerinde kısaca da olsa durmakta fayda var.

Hemen herkes şunun farkında... Bu ihale sonuçları

itibarıyla ne teknik ne de mali anlamda üzerinde tartışılan ya da bir takım

kaygıların ön plana çıkartıldığı bir klasik ihale değildir. Söz konusu ihale;

Türkiye nin Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası uygulamaya koyduğu, ağırlıklı olarak

da Soğuk Savaş sonrası itibarıyla kendi silah sistemlerini geliştirmeye yönelik

yürüttüğü milli ve bağımsız savunma sanayi politikasının ayrılmaz bir

parçasıdır. Bu adım bir ilk olmadığı gibi, son da olmayacaktır!

Bir tercih mi yoksa gözdağı mı

Bu politikanın arkasında şu hususlar yatmaktadır: a)

Türk-Batı ilişkilerinde yaşanan güven sorunu ve Batı nın tek taraflı

müttefiklik anlayışı çerçevesinde Türkiye nin milli güvenlik sorunlarını ve

çıkarlarını göz ardı eden tutumu (özellikle Küba krizinde ABD nin SSCB ile

Türkiye deki Jüpiter Füzeleri ni pazarlık mevzuu yapması ve müttefikine

danışmadan bunları çekmesi, Kıbrıs sorununda NATO silahlarının kullanımının bir

krize yol açması ve Türkiye ye uygulanan silah ambargosu, PKK ya karşı

yürütülen operasyonlarda yaşanan bir takım sorunlarda görüldüğü üzere); b)

Sorunların bir kısmının NATO üyesi ülkelerle yaşanıyor olması ve bu silah

sistemlerinin siyasi ve teknik olarak bu ülkelere karşı kullanılamaması (ki,

mevcut gelişmeler Türkiye-NATO arasında bölgesel ihtilafların başta Ortadoğu ve

Doğu Akdeniz bölgeleri olmak üzere daha da gelişeceği ve derinleşeceğine işaret

ediyor); c) Türkiye nin son dönemde dış politikada yaşamaya başladığı değerli

yalnızlık dönemi ve burada başta ABD olmak üzere, Batı nın ve bazı komşu

ülkelerin Türkiye ye karşı yürüttüğü politikalar; d) Buna verilmek istenilen,

anlamı fazlasıyla derin sembolik bir mesaj (ki öncesinde ŞİÖ Diyalog

Ortaklığı kapsamında atılan adım da bu sürecin bir parçası olarak

değerlendirilebilir); e) Türkiye nin Yeni Bir Dünya arayışı ve buna yönelik

altyapısını kuvvetlendirme çabası.

Temel eleştirilere bakıldığında ise bunların ne kadar

yersiz olduğu ve aslında yukarıda kısmen altını çizmeye çalıştığımız

Türkiye nin olası bir eksen kaymasına yönelik kaygıları ve milli silah

sistemlerine sahip olma çabalarından duyulan rahatsızlığı yansıttığı çok

nettir. Bu noktada, Çin in söz konusu ihale kapsamında teknoloji transferi ve

yerli yazılım noktasındaki teklifi ve katkısı da göz ardı edilmemelidir.

Türkiye kararlı olmak zorunda...

Nitekim meseleyi daha çok teknik seviyede bir sorun

olarak yansıtmaya çalışan eleştirilere karşın Savunma Sanayii Müsteşarı Murad

Bayar ın, Çin den aldığımız sistem bizim hava savunma ağına entegre

olabilecek. Bu da tamamen NATO standartlarına uygun olacak açıklaması,

Türkiye nin bu husustaki kararlılığının bir göstergesi olarak karşımıza

çıkmaktadır. Aynı şekilde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ın verdiği yanıt da

çok açıktır: NATO ya uygun düşmüyor demek doğru değil. Bizim teknisyenlerimiz

tarafından bu çalışmalar yürüyecek. Bizim sözleşmemizde NATO dışında silah

alamazsınız diye bir madde de yok.

Bu açıklamalar, aynı zamanda Türkiye nin meseleyi halen

NATO üyeliği çerçevesinde gördüğünü yansıtması açısından da dikkat çekicidir.

Fakat diğer taraftan, gerekirse Türkiye nin 1975 te NATO ve ABD nin

eleştirilerine karşı NATO dan bağımsız olarak kurduğu, NATO kapsamında olmayan

tek ordusu, Ege Ordusu örneğinde görüldüğü üzere NATO dan ayrı bir sistem kurma

yoluna gidebileceği olasılığı da göz ardı edilmemelidir.

Kara liste iddiası!

Bu arada cevaplandırılması gereken şu iki husus oldukça

önemlidir. Birincisi, Türkiye nin Suriye krizinde karşısında yer alan bir

ülkeyi niçin tercih ettiği, diğeri ise ihalenin başında ve orta safhasında

ABD nin kara listesinde yer almayan bu Çinli şirketin neden Şubat 2013 tarihi

itibarıyla bu listeye alındığıdır.

Sizce neden olabilir