“Sözcüklerinize dikkat edin, o sözcükler gün gelir düşünceleriniz olur, düşünceleriniz duygularınızı şekillendirir ve karakteriniz olur, karakterinizse kaderiniz olur.”
Yukarıdaki satırları Funda Özsoy’un Tahakküm isimli romanından aldım. Romanda yolculuğum devam ediyor. Funda hanımın roman dili çok akışkan. Hayat içerisinde birçok şeyi bir anda bir paragrafta uzlaştırabiliyor. Serhat hocanın felsefi çıkarımları zihinsel geri dönüşlerle romana ayrı bir devinim kazandırıyor.
“Sözcüklerinize dikkat edin” ifadesini duyar duymaz çoktandır izini sürdüğüm bir hakikatle karşılaşmış gibi oldum. Sözcükler insanın kaderini içlerinde barındırırlar. Herkesin sözcüğü kendi düşünce ve eylemleri nispetindedir. Sözcüklerin içini neyle doldurduğumuza bağlıdır cümlelerimizin sağlamlığı. Kimisi için taştır sözcükler içine inemezsiniz, çünkü içi yoktur. Kimine göre içi hava ya da su dolu bir balon ya da baloncuktur. Havası çok çabuk iner. Dolayısı ile bir kaderi şekillendirecek derecede ne düşünce oluşturur ne de kader.
Peki, insan sözcüklere nasıl dikkat eder? Onları yerli yersiz kullanmayarak. Mutlu olamayacakları bir cümlenin içerisinde kullanmamaya dikkat ederek. Bir sözcüğün ardında kocaman bir sözlüğün var olduğunu hatırlayarak. Her birimiz insanlık cümlesini oluşturan kelimeleriz. Kaderin tayin ettiği şekilde bu cümledeki doğru yerimizi almamız gerek. Yanlış kurulmuş cümlelerin sakat anlamlarına alet olmadan bünyemizi oluşturan harflere sahip çıkarak.
İyisi mi şu karantina günlerinde sizler de bir romancının kafasıyla gönlüyle, kalemiyle ve mürekkebiyle inşa ettiği bu odaya çekilin. Hey! Sevgili okur, sana diyorum!
(Tahakküm-Funda Özsoy E.- Ötüken Yayınları)
BU ŞİİRLER YAKILMIŞTIR
Üzeyir Sali 80’li ve 90’lı yıllarda şiirlerini bolca okuduğumuz şairlerden. O dönemler Aylık Dergi, Mavera, Yönelişler ve Kayıtlar gibi dergileri takip edenler gayet iyi hatırlayacaklardır. Son yıllarda pek rastlayamıyorduk Üzeyir Sali’nin şiirlerine. Fakat şunu hiç unutmuyorduk: Şairseniz şayet bir gün şiiri unutursanız hiç merak etmeyin şiir sizi hatırlayacaktır. Hele bir de ilahiyat bitirmiş bir şairseniz. Şiir gerçekten kendini hatırlatır. Nasıl mı? Dünyanın yavanlığı, kofluğu, matlığı, küresel soğukluğu, betonluğu, plastikliği ve olanca koronavirüsü sahici dünyaya ait şeyleri hatırlatmaya fazlasıyla yetip artacaktır. Yeniden evde ekmek pişirmenin sıcaklığı ile sosyal mesafeden dolayı sarılamadığımız yakınlarımızın hasret ve gurbeti tüm dünyayla birlikte bize de neyi kaybettiğimizi hatırlatacaktır. Öyleyse bugünlerde derinden kendi ruhumuzda hissettiğimiz “şehrin ağrıları” şiiriyle sözü sahibine bırakalım:
“akşam olmadan yine getirdiler ağrılarını
şarkılarla ve kötü örülmüş saçlarıyla getirdiler
düğmelerim çözüktü
karşılayamazdım
ıslak gemici kaputlarına nasıl sarınılır bilmezdim
üzgün sesler nasıl çıkarılır
akşam olmadan ölünecek evler nasıl aranır, bilmezdim.
gelir ağrılar
kendimi
sövülmüş çocuk kadar acılı, eteklerinde
dökülmüş bulurdum
ağlamak gibi çapraşık bir soru sormazdım.”
Daha fazlasını okumak için lütfen Üzeyir Sali’nin yeni çıkan Yakılmış Şiirler kitabına ulaşın.
(Yakılmış Şiirler-Üzeyir Sali, Çıra Yayınları, Kasım 2019 )