Fransız Hükümeti, Franco-Prusya Savaşı arafesinde Kuzey

Afrika da kendine yönelik tehditleri görünce, Yahudi asıllı ve Alliance

Israelite Universelle kurucusu olan dönemin Adalet Bakanı Adolphe Cremieux

adına atfen, 24 Ekim 1870 de, Crémieux Decree (Crémieux Kararnamesi)

yayınlayarak kolonyal Cezayir de yaşayan 38.000 Yahudi yi Fransız vatandaşı

yaptı.

Fransa, bu yolla Cezayir de Yahudi azınlık aracılığıyla kendi

çıkarlarını sağlamlaştıracak ayrıştırmacı politikalar ortaya koymaya başladı.

Cezayir de bu adımlar atıldıktan sonra, anti-Semitizm bu ülkede hızla

yayılmaya başladı. Bundan amaç, Cezayir Müslümanları karşısında yeni bir güç

odağı ortaya çıkarmak idi. Fransa, Cezayir Yahudilerinin Fransızlaştırılmasıyla

(Frenchification) birlikte planlandığı şekilde anti-Semitizm ortaya çıkınca,

Cezayir Yahudilerine koruma şemsiyesi açarak kendi saflarına çekmeyi becerdi.

Cezayir Kolonyal Genel Valisi Fransız Maurice Viollette,

Cezayir deki iç karışıklığın ve anti-Semitizm planının ana nedeni olarak

kendi ülkesini işaret ederek bir bakıma bunun teyidini de yaptı. Fransa, bu

yolla Cezayir de büyük katliamlar gerçekleştirerek Müslümanların kitleler

halinde öldürülmelerini sağladı.

Keza Fransa Suriye Mandası da, Suriye ve Lübnan daki

bölgesel çıkarlarını göz önüne alarak, 1920-1946 arasında emrivaki (fait

accompli) uygulamalarla Suriye deki Nusayri ve Kürtlere yönelik benzer  politikaları yürütmüş ve bunda da büyük oranda

başarı elde etmiştir. Suriye Fransa Mandası, uyguladığı tutarsız ve kısmi

değişiklikler (disjointed incrementalism) ve değişik politik varyasyonlarla

Türkiye ile Suriye arasındaki tarihi bağları koparmayı ve iki düşman ülke

ortaya çıkarmayı hedeflemişti. Fransa, bu ayrıştırmacı politikalarında da büyük

oranda başarı elde ettiği söylenebilir.

Sykes-Picot Anlaşması nın ana aktörü Fransa, Ortadoğu da

yeniden sorgulanmaya başlanan Sykes-Picot Anlaşması nın ruhunu kaybettirmemek

amacıyla Libya örneğinde olduğu gibi, Suriye politikasında da aktif rol

oynamaya çalışmaktadır. Bugün, Fransa nın 11 Eylül ü kabul edilen son Paris

katliamları, Fransa nın Ortadoğu politikalarındaki konumunu güçlendirmek için

önemli bir neden oluşturacağı varsayılmaktadır.

Fransa, dün Cezayir de, Müslüman Araplara karşı

Fransızlaştırdığı ve kendine bağlı bir güç olarak kullandığı Cezayir

Yahudilerini daha sonra Fransa ya pied noir (Kuzey

Afrika asıllı Avrupalı) çerçevesinde yerleştirdi. Fransa,

Kuzey Afrika da Yahudilere vatandaşlık sunarken, buradaki Müslümanlara ise ırk

ayırımcılığı (apartheid) uygulayarak bu uygulamanın dışında tutmuştur.

Bugün Fransa ya yerleşmiş ve Fransız vatandaşlığı elde

etmiş Kuzey Afrikalı Müslümanlar ise hâlâ ırk ayrımcılığına tabi tutulmakta ve

toplumdan dışlanmaya çalışılmaktadır. Jean Marie Le Pen in kurduğu ve halen

kızı Marine Le Pen in liderliğini sürdürdüğü  Ulusal Cephe gibi siyasi partiler, ayrışmacı politikaları tetikleyerek

Kuzey Afrika Müslümanlarının Fransa daki varlığını sorgulamaya devam

etmektedirler.

Suriye ve Irak ta İŞİD saflarında savaşmakta olan

unsurların ciddi bir bölümünün Avrupa vatandaşı olması bu dışlayıcı

politikaların gereği olsa gerek. Fransa, bir yandan terörden etkilenmemeye

çalışırken, diğer yandan ise terör faaliyetleriyle ilintili olan grupları

himaye ederek, Ortadoğu daki kaosun sürmesi amacıyla büyük gayret

göstermesi  büyük tezat oluşturmaktadır.