Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu raporu daha yazım

halindeyken her gün bir bölümü medyaya yansıyor/yansıtılıyor. Darbeleri

Araştırma Komisyonu’nun tespitleri aslında bilinmeyen hususların tespiti

olmaktan çok, bilinenlerin bir Meclis Komisyonu tarafından rapor haline

getirilmesidir ki bu da önemli bir gelişmedir. Meclis darbeleri Araştırma

Komisyonu’nun dünkü bazı gazetelere yansıyan tespitlerinden iki başlığa

okuyucularımın dikkatini çekmek istiyorum.

İlk haber, “Derin devleti bilen komutanlar öldürüldü”

başlığı altında veriliyor ve şu ek bilgi yer alıyordu: “Darbe Komisyonu

generaller Hulusi Sayın, Memduh Ünlütürk, Adnan Ersöz ve Kemal Kayacan’ın

emekli olduktan sonra suikasta uğramalarının sırrı çözüldü: 5 komutan da derin

devleti biliyordu.” Yani 5 generalin derin devleti ve yaptıklarını bildikleri

için öldürüldüğü belirtiliyordu. Derin devletin mahiyeti hakkında sanıyorum

daha geniş bilgilere ihtiyaç var. Derin devlet denen yapının hedefi ne idi

Rant peşinde koşan bir çete miydi Yoksa laiklik maskesinin arkasına saklanarak

toplumu inanç bakımından değiştirmenin peşindeler miydi Bu değişikliği ne

adına yapıyorlardı Yani laiklik adına bir dinsizleştirme hareketi miydi Ya da

gizli bir mezhep dayatması mıydı Bu sorular tartışılamadığı, cevapları bulunup

ortaya konulamadığı sürece derin devlet deyip işin içinden çıkmak mümkün

değildir. Çünkü, derin devlet denilen yapı darbeleri kendisine hak olarak

gören, her fırsatta siyasete müdahale eden, halkın tecelli eden iradesini bir

kenara itiyordu. Böyle olunca mahiyetini sadece derin devlet olarak izah etmek

işin özünü ve aslını gizlemeye yardımcı olmak anlamına geliyor. Çünkü, bu

yapının amaçsız, sadece sivil iktidarları indirmenin peşinde olmakla izah etmek

eksik bir değerlendirmedir. Sivil iktidarları bir kenara ittikleri doğrudur ama

önemli olan bunun niçin yapıldığıdır... Bunu yapanlar toplumun hangi siyasi,

ideolojik ve mezhepsel kesimini temsil ediyorlardı sorularının cevabı işin

aslını ortaya koyacaktır. İşin bu yönü tartışılamadığı sürece yargılamalardan,

hazırlanan raporlardan ciddi bir sonuç çıkmayacaktır. Toplumun tüm kesimleri

ülkemizdeki bir takım gizli yapılanmaların amacını öğrenemeyeceklerdir. Çünkü,

işin özü gizlenmiş olacaktır.

***

Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu raporundan medyaya

yansıyan bir diğer husus ise “Faiz düştü darbe geldi” başlığı altında yer

alıyordu. Haberde Komisyonun Refah-Yol iktidarındaki havuz sisteminin devletin

faiz giderini 10 milyar dolar azalttığını tespit ettiği, bunun da faizden

nemalanan kesimleri rahatsız ettiği belirtiliyor.

Ayrıca havuz sisteminin ne olduğu hakkında kısaca bilgi

veriliyor. Böylece kamu kurumlarından paraya ihtiyacı olana bir başka kurumun

parasından destek çıkıldığı, böylece devletin bir kurumunun elinde para olduğu

halde başka bir kurumunun bankalardan yüksek faizlerle borç almasının

engellendiği belirtilerek bu uygulamanın bir yılda devletin 10 milyar dolar

tasarruf ettiği, havuz sisteminin iç borçlanma faizlerinde de yüzde 2.1 düşüş

sağladığı belirtiliyor.

Raporda daha sonra, havuz sisteminden Anadolu sermayesinin

güçlenmesini istemeyen, arkasına asker- sivil bürokratları alan İstanbul

sermayesinin Refah-Yol iktidarından rahatsız olduğu, bunun için de hükumetin

gitmesi için propaganda yaptıkları belirtiliyor. Refah-Yol iktidarı düşürülerek

yerine gelen Mesut  Yılmaz’ın havuz

sistemini kaldırdığı, bunun ise devleti zarara uğrattığı belgelerle ortaya

konuluyor. Kamunun iç borcunun 1997-2000 yılları arasında 40 kat arttığı, faiz

giderlerinin de 9.4 kat yükseldiği rapordaki tespitlerden.

Bu tespitlerin arkasından daha fazla kazanabilmek için

darbecilerle işbirliği yapan rantiye çevrelerinden de hesap sorulup

sorulamayacağı sorusu önem kazanıyor. Sorulamayacaksa darbelerin sivil

uzantıları cezasız kalacak demektir. Sanıyorum esas mesele asker-sivil tüm

darbecilerden hesap sorulabilmesidir.