Kur’an-ı Kerim’i okurken geçmiş zaman kavimlerinin hep aynı mesele ile uyarılıp aynı yanlışı tekrarlamalarını görünce “İnsan bir şey mi öğrenmez” derdim içimden küçükken hep. Meğer insanın hikâyesi aynı hatayı defalarca yapması imiş. Kur’an her ne kadar ibret alalım, önceki kavimlerin yaşadıklarını yaşamayalım diye bizleri uyarsa da. Her ne kadar yolun sonunda ne olacağını uyaranlar olsa da… Dünya, hatalar yapanlar ve onları uyaranların hikâyesi imiş işte.

Yıllardır şu gazetenin sayfalarında yaşadığımız bugünlerin geleceği yazıldı. Yıllardır iktidar sahiplerine gidilen yolun yol olmadığını, küresel güçlere teslim olarak, Avrupa’ya uyarak milletimizin refaha kavuşamayacağı dosyalarca, defalarca anlatıldı. Millî Görüş, Saadet Partisi bağımsızlığımızı ortadan kaldıracak ekonomik uygulamalar yapılmasın diye çalıştı. Üretim temelli ekonomik kalkınma için projeler geliştirdi, ağır sanayi hamlelerine imza attı, iktidar ortağı olduğu zamanlarda ilçelerde bile organize sanayi bölgeleri açtı, yerinde ve yerli üretim için fabrika yapan fabrikalar yaptı. Oturduğu yerden paradan para kazananların hortumunu keserek emeklisine, memuruna, işçisine, çiftçisine, hayvan yetiştiricisine, fabrikada üretim yapanına kısaca üretim yapan a’dan z’ye herkese verdi, destek oldu. Muhalefet olduğu dönemlerde de üretim ekonomisinin uygulaması gerektiğine, adil bölüşümün ve paylaşımın yapılmasına dair iktidar sahiplerini uyardılar. Bu uyarıyı yapan üçüncü hatta dördüncü kuşağa gelmiş durumdayız. Tüm bu uyarılara rağmen millet olarak aynı sorunlarla karşı karşıya kalıyorsak burada sorgulanması gereken bir mesele vardır. Ağlanmayı bırakıp çözümün bir parçası olmak her ferdin vazifesidir.

Yaşadığımız fotoğrafı anlatmaya gerek yok. Ekonomik kriz, geçen haftadan itibaren ekonomik yıkıma döndü. Başkanlık sistemi Başkanı Erdoğan tarafından İngiltere’den getirilen Şimşek, ekonominin disiplinsizliğine karşı sıkı bir faaliyete geçti. Kimin üzerinden ekonomik tedbir alınmaya gidildi? Paradan para kazanan faiz lobisinin üzerinden mi? Hayır! Ancak karnını doyuracak varlığı olan asgari ücretliden, emekliden, üreticiden yani milletten aldığı vergilerle ekonomiyi düzlüğe çıkaracak! Batı’dan ithal edilen kişilerin ülkeyi refaha çıkardığını ne zaman gördük ki?

Evet, yıllardır yazıyoruz, faizin bela olduğunu; yıllardır bu gazetenin sayfalarında üretimin artırılması için haberler yapıldı, köşe yazıları yazıldı. Millet bundan ibret almaya, ders almaya başlayıncaya kadar da yazmaya devam edeceğiz. Çünkü hayat bir dersi öğrenmeden diğer konuya geçmiyor.

Biz de her defasında Erbakan Hoca’mızın yıllar önce anlattıklarını, Saadet Partisi’nin işaret ettiklerini sayfamıza taşımaya devam edeceğiz. Algı operasyonlarıyla zihinleri işgal edilen milletimize kurtuluş yolunu işaret etmeye devam edeceğiz. İktidar sahipleri ve yandaşları ekonominin bu noktaya geleceğini biliyorlardı. Ve zaten bu noktaya getirmek istiyorlardı. Söylediğimize delil Erbakan Hoca’mızın 2007 genel seçimlerindeki bir konuşmasından getiriyoruz: “AKP, ırkçı emperyalizm tarafından 3 Kasım 2002'de iş başına getirilmiştir. Bütün medya imkânlarını kullanmak suretiyle, üflemek suretiyle bunları başa getirdiler. Beş sene boyunca Haim Nahum Doktrini’nin taşeronu olarak kullanıldılar. Türkiye'nin yıkılması için kullanıldılar. Onların haberi yok ne olup bittiğinden. Ama ırkçı emperyalizm istediğini yapıyor. Çünkü bütün idare onların elinde.”

Erbakan Hoca’mız “beş sene” diyor, biz artık yirmi senedir diyoruz. Bugünlerde yaşadıklarımızın bile bile lades olduğunun ispatıdır bu konuşma.

Aynı konuşmada Erbakan Hoca’mız Haim Nahum Doktrini’ni her zaman anlattığı gibi -dedemin nesline, babamın nesline ve bizim neslimize- üzerine basa basa anlatıyor. Kurtuluş Savaşı ile ortadan kaldırılamayan milletimizi yerli işbirlikçilerin eliyle aç bırakılarak, işsiz bırakılarak, borçlu bırakılarak ve dininden uzaklaştırılarak yumuşak lokma haline getirildiğini yine anlatan Erbakan Hoca’mız AKP’nin milletimize yaptıklarını şu üç başlıkla özetliyor: “AKP eliyle milletimize ekonomik yıkım, manevi tahribat, dış politika faciası yaşatıldı.

Emekliye neden zam verilmedi, asgari ücretlinin zammı eline geçmeden nasıl buhar oldu, bu maddeler çerçevesinde ele alındığında anlam buluyor. Öyle televizyon ekranlarına çıkarak bu amaca işaret etmeden saatlerce ekonomik analizler yapmakla insanımız sadece oyalanmış oluyor.

Ülkemize dair vatandaşımızın kısa hikâyesini yazın denilse ‘Bir sabah kalkıyorsunuz bir kişinin attığı imza ile birden fakirleşiyorsunuz’ cümlesi yazılır. Millî Görüş iktidarları dışında milletimiz peyderpey hep yerli işbirlikçilerin eliyle fakirleştirildi. Alın teri sömürüldü.

Erbakan Hoca’mızın işaret ettiği iç yıkımdan hangisi yaşanmadı? Manevi tahribat desek, başta AKP’ye oy verenlerin ağzı kapanmıyor. Kendilerinde sorumluluk yokmuş gibi birden sıralayıveriyorlar ülkenin içler acısı halini.

Şimdi gelelim, dış politika faciasına: Seçimden önce Kur’an yakan İsveç’e demediğini bırakmayan iktidar, daha önceden de Peygamber Efendimiz’e hakaret karikatürü yapanlara verdiği destek gibi İsveç’e destek verdi. Dış politikamızdaki durum da bu.

Erbakan Hoca’mız o konuşmasında, “Irkçı emperyalizmin oyununu bozmak için Saadet Partisi şu bardağın içindeki süttür. AKP ise ırkçı emperyalizmin yaptığı kireçli sudur. Bu millet süte gitmesin diye bir bardağın içine kireçli su konmuştur” diyor.

Evet, ey milletim! Yirmi yıldır o günden beri içilen kireçli suyun karın ağrısını çekiyoruz şimdi.

Tarih, tekerrür etmekten ibaret hale geldi.