Evlerimize sığındığımızda kendimizi koruma altına almış oluyoruz. ‘Evlerimizin kıbleleştirilmesi‘ bütün firavuni taktiklere karsı bize nihai emirdir. Yolların, cadde ve sokakların, toplu yerlerin bozulmasına karşı, mayamızı muhafaza edebileceğimiz mekânlarımız evlerimizdir.

Binaların taş ve tuğlaları olmasa da evlerimizin mülkiyeti bizimdir. Eslerimizle, çocuklarımız ve diğer yakınlarımızla, çatısı altında barındığımız evlerimizi oturma ve yatak odalarından müteşekkil meskenler olarak göremeyiz.

Evlerimizin mahremiyetini sadece yatak odalarına paralel bir mahremiyetle izah etmemiz oldukça kısır bir ifade olur.

Bize kimlik kazandıran temel farklılıklarımız, Rabbimize götürme emelini taşıdığımız amellerimiz, insan olarak devam etme hamlemiz gibi temel yapımızı oluşturan unsurlar büyük oranda ev menşelidir.

Camiler doluyorsa evlerden boşalan müminlerle doluyor. Medreselerde Kur‘an okunuyorsa, o medresede doğup Kur‘an okuyan olmamıştır. Medreseleri de dolduran evlerdir. Kâbe‘nin etrafında tavaf edenleri de evlerinden oraya koşanlar oluşturuyor. Evler kaynaktır. Bunun için ‘evlerimizin kıbleleştirilmesi‘ önemli bir hedef ve ciddi bir çalışmadır.

Meydanlarda mücahid aramak için evlerde anne aramak gerekir

"Kıble" bir kavram olarak ne anlatıyorsa, evlerimizin kıbleleştirilmesi de o kavramı en uç noktalarına kadar çağrıştırmaktadır. Camiyi ve medreseyi imar etmenin yolu eğer taşları üst üste koymaktan değil de insanları saf saf dizmekten geçiyorsa, evler cami ve medrese olarak görülmelidir. Evi oluşturan fertler, anne-baba veya çocuklar, bir numaralı gündem, cephede en öncelikli korunması gereken değer olarak bilinmelidir. Meydanlarda mücahid aramak için evlerde anne aramak gerektiğini asla unutmamalıyız.Evlerimizin taşıdığı kutsiyet tartışma konusu bile yapılamaz. Bu mekânları koruma ve sürdürmede kimin sorumlu olduğu da aslında tartışılamaz bir gerçektir: Herkesin sorumluluğu var. Hepimiz çobanız. Hepimiz güttüklerimizden mesulüz. Herkes gütmekle yükümlü olduğu kadarıyla sorumlu... Bastan savmak veya bilmeme mazeretimiz yoktur. Elbette sorumluluklarımızın oranları farklıdır. Yaşanan hayat modeli, erkekle kadını eşit hak ve görevlerin sahibi gibi gösterse de, yükün ağır olanı erkeğin omzundadır. Kadın da yükümlüdür; ama kadının yükü de erkeğin omzunda olduğuna göre erkek sürekli daha sorumlu tutulan taraftır. Bunun için de erkek bir puan önde görülmüştür. Evlerimizi pürüzsüz ayakta tutmakla mükellefiz. Çatlaklar, arızalar bizden sorulacaktır.Keşke hiçbir arıza olmasa! Ne güzel olurdu. Ama buralar, arızasız yol alınmaz yerlerdir. Arızaya rağmen yol almak ve Rabbimize yürümek zorundayız. Arızaları bahane edemeyiz. Arızasız ev isteriz. Arıza olursa tamir eder, yola devam ederiz. Tamir edemediklerimizden de Rabbimizin affına sığınırız. Ama ilgisiz ve baştan savmacı görüntüsünü kabullenemeyiz.

Yardım isteyen kavme, Rabbimizin emri

Musa, "Ey kavmim! Eğer siz gerçekten Allah‘a iman etmişseniz, eğer O‘na teslim olmuş kimseler iseniz, artık sadece O‘na tevekkül edin" dedi. Onlar da şöyle dediler: "Biz yalnız Allah‘a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğunun baskı ve şiddetine maruz bırakma!" Bizi rahmetinle o kâfirler topluluğundan kurtar. Musa‘ya ve kardeşine, "Kavminiz için Mısır‘da (sığınak olarak) evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın. Namazı dosdoğru kılın. Müminleri müjdele" diye vahyettik. [Yunus Suresi, 84, 87]

Sorunsuz bir ev ve evlilik için dikkat edilmesi gerekenler

1- Allah korkusu üzerine bina edilmiş yuvalar kurulmalıdır. Temellerinde Allah korkusu olan yuvalarda diğer korkulara yer yoktur. Allah korkusunu yerli yerine oturttuğumuzda, haramlar işlenemeyecek, kimse kimsenin hakkını ezemeyecektir. O zaman, kadına Allah‘ın emaneti olarak bakılacak, erkeğe itaat yük olmayacak, bilakis haz verecektir. O zaman çocuklar o evde, Kâbe‘den bir tas gibi korunup kollanacaktır. O evde yaşlılar horlanmayacaktır. Allah‘ın adının anıldığı ve takvanın hâkim olduğu eve az bir rızık yetecek, bereket o evde yüzleri güldürecektir.

2- Evin temeli olan ‘erkek ve kadın‘ birbirlerini seçerken, o günkü ve o yastaki zevklerinin etkisinde kalmadan, yıllar sonrasının hesabını yaparak seçmelidirler. Çocuklarının eğitimi için gelecekteki başarısını düşünerek seçim yapanların, kendi yaşayacakları uzun yılları, küçük bir çevrenin etkisinde kalarak feda etmeleri, bile bile tehlikeye koşmaktır. İyi düşünmek, uzun sureyi düşünmek, reklama ve günübirlik cazibelere aldanmamak gerekiyor.

3- Ev kuracakların birbirleriyle görüşmeleri, bu görüşmelerin birbirlerini tanıma düzeyine gelmesi gerekiyor. Komşunun veya arkadaşın tanıtımı ‘bilmiş olmak için‘ yeterli sayılmamalıdır. Allah‘ın hududunu korumak kaydı şartıyla, bir-iki defa, yüzeysel şeyleri konuşmadan, birbirlerini iyice tahlil edebilecekleri bir süreç geçirmelidirler. Ev kurma kararı da uç günde verilmemelidir. Eve geçmeden, nikâh akdi esnasında, şahitlerin huzurunda iki taraf da fedakârlık yapamayacakları şartlarını çekinmeden konuşmalıdırlar.

Gerektiğinde de bu şartlar nikâh akdine islenmelidir. O gün çekinip, yıllar sonra huzursuzluk çıkarmak bir hak değildir.

4- Evlerimizde, haram islemek için üretilmiş olan aletler bulunmamalıdır. Meleklerin girmesini engelleyen aletler ve canlılardan arındırılmış evlerde yasama lezzetinden mahrum kalınmamalıdır.

5- Ev erkânı, birbirinin aile efradına karşı saygısız olmamalıdır. İleri derecede bir muhabbet gösteremeyen bile, seviyesizlik göstermemelidir.

6- Aile sırları sayılabilecek şeylerin yayılmasının büyük haramlardan olduğunu bilmemiz gerekiyor.

7- Eğer Müslüman ve kale nitelikli bir ev kuracaksak, o evin mesulü erkek olacaktır. Erkek bir puan öndedir. Erkeğin hesabının kadının hesabından ağır olmasının tabii gereği budur. Kuran‘ın açık seçik emri budur.

8- Kapitalist mantıklı hayat düzeni kurmamak gerekir. Saray gibi döşenmiş gecekondu dairelerde yaşama gülünçlüğünden kurtulmak, gerekli ile gereksizi ayırt edecek şuuru korumak gerekir. Mobilya delisi bir hayatın içini doldurmanın mümkün olmadığını anlayan aileler daha huzurlu olmaktadırlar. İsraf bataklığında geçen yılların hesabı ahrete kalmadan dünyada iken dert oluyorsa biz bu durumdan kendimize ders çıkarabilmeliyiz.

9- Kabalık Müslüman‘ca değildir. Dayak yoktur. Hata affetmeyen eş, anne, baba olmak yanlıştır.

10- Aile konularında, öncekilerin birikimlerini yok sayamayız. Tecrübelerden yararlanmasını bilmek, gerektiğinde istişare edilen bir büyüğün görüsüne bas vurmak en doğru olandır.

Muhabir: Haber Merkezi