Erbakan Hocamın vefatının ikinci sene-i devriyesi
münasebetiyle düzenlenen etkinlikler çerçevesinde onunla 40 yılı aşkın süre
birlikte olmuş ağabeyler anlatılabilecekleri anlatıyorlar, daha da
anlatacaklar. Erbakan Hocamı anlamak isteyenler için dünde yeterli bilgi vardı
bugünde bu bilgilere bir yandan yenileri eklenebilecek, bir yandan da
hatırlatılacak. Şahsen Erbakan Hocamı anlamanın zor olmadığını, hayatı boyunca
ona karşı cephe oluşturanların anlamadıkları için değil anladıklarından dolayı
karşı çıktıklarını düşünüyorum. Çünkü Erbakan Hoca nın mücadele hayatı
gizlilikler içinde değil, her yönüyle açık bir şekilde ortadaydı. Böyle olunca
O nun karşısında yer alanların sorunu anlayamamak değil, O nun düşüncelerinin
hayata geçmesi ile ekonomik ve siyasi güçlerini yitirme korkusuydu. Partilerini
onun için kapattılar. İstediler ki, pes etsin kenara çekilsin, meydan sadece
onlara kalsın. Ama O nda öyle bir irade ve inanç vardı ki, hiçbir olay
yıldıramadı, mücadeleden vazgeçiremedi.
Bu bakımdan Erbakan Hocamın bu vefat yıldönümünde
ekonomi, iç siyaset ve dış politika konusundaki özelliklerini anlatacak
değilim. Hatta onun ağır sanayi aşkını ve bunun ne anlama geldiğini de tekrar
etmeyeceğim. Tüm bunları birlikte siyasi mücadele verdiği arkadaşları her
fırsatta anlatıyorlar. Sadece, Erbakan Hoca nın Türk siyasi hayatında ezber
bozan bir kişilik olduğunu, toplumu sağ ve sol diye ikiye ayırıp bu ikili horoz
dövüşü ile milleti oyalayarak iktidarlarını sürdürenlerin bu oyununu bozmuş
olması siyasi söylemde ezber bozmaktı. 1960 lı yılların sonları ile 1970 li
yılların başlarında, Sağ-sol yok sadece hak ve batıl var diyerek sağ ve solu
aynı çuvalın içine koymuş, görmek isteyenlerin gözünü açmış olması bile tek
başına O nun önemini ortaya koymaya yeterlidir.
Bu bakımdan bugün O nu anlamak ve tanımak isteyenlere
farklı açıdan birkaç anımı aktarmak istiyorum.
Bir defa bitmez tükenmez bir enerjiye ve sabra sahipti.
Onun için meydanlardaki yüz binler ile bir kahvedeki 5 10 kişi tebliğ için fark
etmezdi. MSP dönemiydi. CHP-MSP koalisyonu bozulmuş, Erbakan Hoca Anadolu
yollarına düşmüştü. Kırşehir ve Kayseri ye doğru gidiyorduk. Yolun kenarında
bir kır kahvesinin önünde birkaç kişi oturmuş çay içip aralarında
konuşuyorlardı. Durup bir çay içmemizi söyledi. Çay içerken köylülerle hemen
sohbet başladı. Orada bulunan 4 5 kişiye doğruları uzun uzun anlattı. Daha
sonra izin isteyip ayrıldık. Arabaya bindiğimizde miting meydanında insanların
beklediğini, 5 kişiye bir şeyler anlatmak için yarım saatten fazla zaman
ayırdığımızı söyleyince, Abdülkadir, Hakkın tebliği için 5 kişi ile 5 bin kişi
arasında fark yoktur. Bu bir nasip işidir. Beş bin kişinin içinde bir kişiye
tesir edemeyebilirsiniz ama 5 kişiden birisini hakikate ulaşmasına vesile
olabilirsiniz. Bizim işimiz tebliğ etmek, ondan sonrası biz ait değil diyerek
bana bir ders vermişti
Bir başka örnek ise onun bitmeyen enerjisi idi.
Anadolu ya yönelik programlar çok yüklü olurdu. Bir günde açık hava ve kapalı
salon toplantı sayısı 5-6 yı bulurdu. Günün programı sona erip kalacağımız eve
çekildiğimizde de iş bitmiş olmazdı. O nu sevenler hemen etrafını sarar sohbetinden
yararlanmak isterlerdi. Böyle olunca da gece saat çoğu zaman 24.00 ü bulur
hatta geçerdi. Sanıyorum Adana da idik. Vaktin çok geç olduğunu
hatırlattığımızda, Uykunuz geldi galiba, haydi yatalım dedikten sonra bana
dönüp, Abdülkadir sabah uyandırmayı unutma diyerek odasına çekildi.
Diyebilirim ki uykusuz sabahı edip ezanla birlikte kapsını çaldığımda, Tamam
Abdülkadir dediğinde uyanık olduğunu anlamıştım. Uyandırmamı tembihlemesinin
kendisi için değil benim uyuyup kalarak sabah namazını kaçırmamak için olduğunu
hissetmiştim.
Bu misal onun tebliğ metodunu göstermesi bakımından
yeterlidir. Çünkü sevgiyle insanlara yaklaşırdı, buna muhatap olanların da
etkilenmemesi mümkün değildi.
Yazıya başlarken başka örneklerde aktarmak istemiştim ama
yeri doldurduk.
Bu vesile ile Erbakan Hocama duyduğum özlemi yineleyerek,
Allah tan rahmet diliyorum.