Paris banliyölerinde iki Cezayirli Müslüman gencin polisten kaçarken bir trafoya sığınıp ölmesiyle başlayan isyan hareketi sömürgeci batılı beyaz adamın doğulu insanlara karşı sergilediği çarpık zihniyeti bir kez daha ortaya koydu.

Faşizan zihniyetin temsilcisi ve ırkçı Fransa İçişleri Bakanı Sarkozy nin, isyan hareketinin temelinde neler olduğunu sorgulayıp tüm toplumu kuşatacak tedbirler alma yerine, isyancıları hedef alan "iğrenç ve pis hareket" nitelemesi, olayların daha da büyümesine neden oldu. Sorumlu bir devlet adamı kimliği taşımayan Sarkozy, yangının üzerine tankerle benzin taşır gibi isyancıların kinlerini ve hınçlarını daha da artıran bir tutum sergileyerek, Fransız ların genetik kodlarında bulunan "ırkçı" anlayışın hortlamasına neden oldu.

Paris sokaklarını ateş çemberine çeviren, Mağribli gençlerin batılı beyaz adamın en mutena başkentinde isyan bayrağı açmasını, iki gencin ölümüne bağlamak elbette çok yanlış. Mağribli delikanlıları bu kadar büyük bir isyana sürükleyen asıl nedenleri toplumsal veriler ışığında sorgulamak gerekiyor

Genelde doğu kökenli ülkelere mensup bu gençler, ışıltılı kent Paris in varoş bile tabir edilemeyecek berbat, rezil, kepaze mahalellerinde ikamet ediyorlar Hemen hepsi işsiz Eğitimleri yok Çalışmak istediklerinde komik ücretlerle en ağır ve en pis işlerde çalıştırılıyorlar Sosyal güvenlikleri yok Sağlıkla ilgili hiçbir güvenceleri yok

Üstüne üstlük en ağır ve en pis işlerini yaptıkları batılı beyaz adam tarafından horlanıyorlar, aşağılanıyorlar Batılı beyaz adam, bu insanları "insan kategorisine" bile koymuyor Batılı beyaz adamla ikili diyaloğa girdiklerinde, üçüncü, dördüncü sınıf yaratıklar gibi görülen bu insanlar, insan haklarından, hürriyetlerinden habersiz bir yaşam sürüyorlar.

Alman yazar Günter Walfraf ın bir zamanlar davullarla zurnalarla Almanya ya uğurlanan ve bu ülkede çalışan Türk işçilerle ilgili yaptığı çarpıcı bir araştırma kitabı vardı Kitabın adı: En Alttakiler di Günter Walfraf, Almanya genelinde yaptığı araştırmada, Türk işçilerin en kötü şartlarda istihdam edildiklerini, en ağır işlerde çalıştırıldıklarını, en pis ve yapılamaz işleri yapmak zorunda kaldıklarını çarpıcı bir üslupla anlatıyordu.

Fransa da arabaları yakarak, sokakları savaş alanına çevirerek, polisle çatışmaya girerek isyan bayrağı açan Mağribli gençlerin durumu, Almanya da en ağır ve en pis işlerde çalıştırılan Türkler in "En Alttakiler" sıfatından farklı bir durum sergilemiyor.

Fildişi kulelerinden ve sömürge imparatorluklarıyla kurdukları konforlu mahallelerinden başka bir dünya tanımayan ırkçı Fransızlar, kaynaklarını kuruttukları, zenginliklerini ellerinden aldıkları, iliğini kemiğini sömürdükleri doğu insanına, hayvana bile reva görülemeyecek şartlar sunarak sahte bir batı imajı pompalıyorlar.

En üsttekiler Renkli dünyanın, paranın, pulun, konforizmin sahipleri

En alttakiler..  İşsizliğin, açlığın, sefaletin, fakirliğin sahipleri

Mağripli gençlerin isyanı gönül gözlerimizin açılmasını sağladı, insan hak ve hürriyetleri mavalları okuyan batılı beyaz adamın suratındaki maskenin altındaki yalan perdesini görmemize vesile oldu. Paris denilince gözlerimizin önüne gelen Eyfel Kulesi silüetinin arkasında, bambaşka bir dünyanın olduğunu hatırlattı. Pırıltılı ve sahte bir dünyanın arkasındaki "ırkçı ve faşizan anlayışı", alevlerin ışıltısında net olarak gördük.