Usta-çırak münasebeti başka mesleklerde olduğu gibi, edebiyat alemi için de geliştirici bir tedrisat şekli idi. Bu zincir kırılmış ve artık tarihteki yerini almıştır. Onu tarihin ölü dönemlerine gönderişimizden kasıt, bugün uygulanmadığını vurgulamaktır.

"Edebiyatımızın ustası", "usta şairimiz" "büyük usta" gibi ifadelerin hâlâ edebiyat çevrelerinde ve dilin günlük anlam alanı içinde kullanıldığını biliyoruz. Fakat bu ifadelerin beylik bir edayı seslendirmekten öteye geçmediğini, ortadan kalktığına işaret ettiğimiz geliştirici mekteple birebir ilgisi olmadığını da belirtmeliyiz.

Klasik usta-çırak alışverişinin tezahürünü birkaç olumlu örnek üzerinden daha kolay izah edebiliriz: Divan şairi Zâti nin (başta Bâkî olmak üzere) genç şairlere yaptığı hocalık, Yahya Kemal in talebelerine gösterdiği ince emek Bir de Fazıl Hüsnü Dağlarca nın kendisine gelen şair adaylarına gösterdiği tavsiye halkası var: "Bana zaman zaman ozanlar gelir, defterlerini getirirler. Okurlar, düşüncelerimi alır, giderler. Belki bu bin kez olmuştur. Onlara hep şunu söylerim: Arkadaş, elli tane kalın defter alacaksın, bu defterlerin her birinin üstüne Türkçemizde en çok kullanılan 15 heceyi, 25 de aruz veznini yazacaksın. En az o yüz sayfalık olan defteri o vezinle dolduracaksın, her dizeyi gömüt taşına yazar gibi, özene bezene yazacaksın. O defteri buraya getireceksin. Denetleyeceğim; her defter vezin ve başka yanlışlıklar yapılmadan doldurulmuş mu Doldurulmamışsa, git bir daha dene diyeceğim. Doldurulmuşsa, bu elli defteri yakacaksın, istediğin gibi şiir yazmaya şimdi başlayacaksın."

Burada  Seyranî ye de uzanalım:

"Bir üstada olsam çırak

Bir olurdu yakın ırak" demişliği var çünkü.

Şimdi, 19. asrın büyük şairi Seyrani ye ait bu dizeleri gönül rahatlığıyla terennüm etmemize izin vermeyen yeni hâle gelelim. Peki ama, nasıl Daha ilk adımda adlandırma sorunu çıkıyor karşımıza: Usta-çırak ikilemesinin yerini bugün hangi kalıba dökelim Hadi, usta nın yerine tahfif edilmiş "üstad"ı yerleştirdik diyelim. Peki çırak ne olacak Asıl sıkıntı burada baş gösterecek diye düşünürken, imdadımıza geçenlerde verilen bir edebiyat ödülünde kullanılan mahalli bir kelime yetişiyor. Şöyle ki, jüri üyesi bir yazar tören konuşmasında, ödül verilenler arasında kıdik lerinin bulunduğunu da söylüyordu!

Bizi şaşırtan bu üslup, bir sonraki aşama olarak kıdik in anlamını sorgulamamızı gündeme getirdi. Elimizin altındaki lügatlerde karşılığını bulamadığımız kıdik ( gıdik ) Doğu ve Güney Doğu Anadolu da (mesela gogle arama motoruna göre Posof, Çemişgezek, Bingöl bölgelerinde) oğlak anlamında kullanılıyor. İç Anadolu da (sözgelimi Sivas ta) bu anlam biraz daha genişliyor; oğlak , kuzu gibi karşılıkları kapsıyor. Araştırma ve soruşturmalarımızı sürdürürken, kelimenin Batı Anadolu da (Balıkesir de) köpek yavrularının (eniklerin) çağırılışında kullanıldığını da  hatırlayıveriyoruz...

Nereden nereye

Çırak tan kıdik e olan bu menfî dönüşümün sebebini nasıl açıklarız bilmiyorum. Fakat sonuçları ortadadır. İsterseniz bunlara bir göz atalım. Tabii, bu aşamada üstad - kıdik arası ilişkiler ağını ortaya sermekten başka çaremiz yok. Şu halde, cümlelerimizi kurarken elebaşı konumundaki üstad ları öncelemek zorundayız. Her neyse, günümüz üstad ları bu statülerini nasıl kullanıyor, buna gelelim

Düzenlenen edebiyat yarışmalarında kıdik lerine de ödül kuşu konduruyorlar!

İdare ettikleri radyo-televizyon programlarına öncelikle kıdik lerini davet ediyorlar!

Yönetimleri altında bulunan yayınevlerinde kıdik lerinin kitaplarını yayınlıyorlar!

Çıkardıkları dergilerde kıdik lerine müstahkem mevkiler sunuyorlar!

Etkileri altına aldıkları gazete kültür sayfası yöneticileri veya dergi editörlerine kıdik muamelesi yaparak artı-değer tedavülüne girişiyorlar.

Düzenledikleri panel, sempozyum, anma günü, anılma günü gibi etkinliklerde kıdik lerini takdim edip görünür kılmaya çalışıyorlar... Vs

Bütün bunların sonucunda üstad lar belli bir tatmin ve nüfuz artışı elde etmiş oluyorlar. Fakat, unuttukları bir şey var. Kendilerine edindikleri bu kıdik ler genellikle yeteneksiz olduklarından (ki bunu da bilerek tercih ediyorlar, öyle ya, ola ki boynuz kulağı geçer!) sözkonusu nüfuz un süresi uzun soluklu olmuyor.

Böylesi bir süreç elbette birtakım olumsuzluklara gebedir: Büyükler güvenilirliklerini kaybediyor, gözden düşüyor. Normal şartlarda bile bağrında şüpheli lekeler barındıran edebiyat yarışmalarının hiçbir anlamı kalmıyor. Gazete ve dergiler zaman içinde üstad ların güdümündeki edebiyat çetelerinin yuvası haline geliyor

Ya edebiyatın, tek başına, yalın ve çıplak haliyle edebiyatın gördüğü zarar

Üstad ların genellikle yeteneksizler arasından seçtiği kıdik ler fiili edebiyat ortamının kahramanları olarak görüleceğinden ve ötede, sahici yetenekliler bir süre geri plânda kalacağından, edebiyat sekteye uğramayacak mıdır