Ve geçtiğimiz Cuma günü Hakkın rahmetine kavuşan ve dualarla, tekbirlerle son yolculuğuna uğurlanan…
Mütefekkir-yazar Ali Haydar Haksal…
***
Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Genel Başkanı Prof. Dr. Muhammet Enes Kala, merhum Ali Haydar Haksal ile ilgili geniş çaplı bir makale kaleme aldı.

Merhumun farklı yönlerini yazısında işleyen Kala, Ali Haydar Haksal’ın Milli Gazete’deki yazılarına vurgu yaptı.
İşte Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Genel Başkanı Prof. Dr. Muhammet Enes Kala’ın o değerlendirmesi;
“Ali Haydar Haksal’ın Türk edebiyatındaki ve irfân ufkumuzdaki müstesnâ duruşunu kaleme aldığı hikâyelerin, romanların yahut fikrî metinlerin dar parantezine hapsedersek kendisine haksızlık etmiş olabiliriz. Zîrâ o, alelâde bir kelime işçisi olmanın fersah fersah ötesinde, Mehmet Âkif’ten Necip Fazıl’a, Sezai Karakoç’tan Nuri Pakdil’e, Cahit Zarifoğlu’ndan Rasim Özdenören’e uzanan ulu düşünce havzasının canlı tecelligâhlarından, hâfızayı istikbâle taşımaya çalışan bir mektep insandı. Haksal’da tevârüs edilen bu büyük gelenek, pasif tâkipçilikten ziyâde, kendi insan ve şehir tecrübesiyle genişleyen hür sesin çağıldayışı; dahası düşünce ufkumuza yön veren ontolojik silsileyi canlandırma hamlesidir. Bu sebeple onun edebiyata bakışı sanki daha çok ilâhî ve insanî emâneti devralıp onu yarınların ufkuna en güçlü ve gür şekilde ulaştırabilme mesûliyetini de seslendirmekteydi.
Bu yaklaşımın kamusal alandaki ve basın hayâtındaki en köklü tezâhürü ise şüphesiz, otuz yılı aşan Millî Gazete müktesebâtında saklı görünür. 1980'lerin sonundan îtibâren gazetedeki köşesini bir tefekkür ve irfân mevzîsine dönüştüren Haksal, bugün de aradığımız, gündeliğin sığ dalgaları arasında medeniyet şuurunu diri tutan, sanatı ve düşünceyi cemiyetin kalbine taşıyan zihniyetin inşâsına büyük ehemmiyet vermiştir. Gazete yazılarında şekillenen kelâm ve kalem irâdesi, kurucusu ve mektep pîri olduğu Yedi İklim dergisiyle tamamlanmış, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat ve Mavera damarlarının açtığı düşünce yatağını genç kuşaklara akıtarak dahası onların her birisine omuz vererek dergiyi âdeta güçlü bir mektep hüvîyetine kavuşturmuştur.

Bu kuşatıcı fikrî serencâmın harcında iki ana kutbun özellikle kendisini hissettirdiği dile getirilebilir. Bunlar, Sezai Karakoç’un varlığın kaybettiği aşkın merkezi yeniden bulma arayışı olan Diriliş düşüncesi ve Nuri Pakdil’in edilgen taklitçiliğe başkaldıran yerli düşünce hassasiyetidir. Haksal’ın tefekküründe yerlilik, dünyaya gözlerini kapatmak yâhut Batı’yı topyekûn reddetmek değildir kuşkusuz, bilâkis başkasının merceğinden kendine bakma zilletinden sıyrılarak kendi öz idrâkini, yani kendilik şuurunu ihrâz etmektir. Nitekim modernleşmenin yarattığı temel kırılma, onun nazarında tam olarak bu kendilik bilincinin yitiminde saklı görünür. İnsan ise ancak kendi medeniyet kalesinin tahkîm edilmiş iç avlusunda ayağa kalkabildiğinde özgürleşebilir. Onun yaşamı biraz da bu iç kalenin tahkîm edilme mücâdelesi olarak okunabilir.

Söz konusu tefekkür, Haksal’ın anlatı dünyasında soyut ideolojinin sınırlarını parçalar, insanın derûnî sızılarına, mâverâdan göbek bağını kesip mâsivâya dalışına isyâna, şehrin ve ferdin çıkmazlarına aranan çâreye ve merheme dönüşür. Evdeki Yabancı’dan Sesim Bana Yetmiyor’a, Yalnızlık Sarkacı’ndan Mum ile Pervane’ye uzanan hikâye çizgisinde modern insan, belki de en çok ve bâriz şekilde ferdî yalnızlığın ötesinde, âit olduğu medeniyete yabancılaşmanın fıtrata susamış sancısını çeker. Ancak onun anlatısında insan bütünüyle çâresiz değildir, çâresiz bırakılmamıştır. Aile, ev, cami, kadîm şehir, hâtıra ve rüya, modern zamana karşı koyan metafizik sığınaklar olarak tebellür eder. Haksal, modern hikâyenin estetik imkânlarını kullanırken yüzünü vahye ve her dem tazelenmeye açık kurucu geleneğe dönerek görünür dünyânın çatlaklarından görünmeyene âit ilhâm ve şifâ verici şûleyi sızdırmaya gayret eder.
Onun biyografik çalışmaları ve coğrafî medeniyet ufku da aynı büyük tefekkür haritasının cüzleri mesâbesindedir. Necip Fâzıl, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören üzerine kaleme aldığı metinlerle vefâ gösteren, hâfıza inşâsını önemseyen duruşuyla yazar; Kudüs’ten Endülüs’e, İspanya’dan Fransa metinlerine uzanan Doğu Işığı ve Belkıs ile Süleyman gibi eserleriyle Doğu’nun ve hakîkatin izlerini küresel ölçekte sürebilmenin imkânlarını gösterir. Haksal için edebiyat, estetize edilmiş bir kaçış alanından öte kelimeyi mesûliyetin alanı kılarak insanı kendi hakîkatine dâvet eden, dünün sesini yarının çağrısıyla buluşturan ve varoluşu dirilişle taçlandıran kutlu bir hatırlama sanatı olarak görülür.

Büyüğümüz, fânî dünyâ sürgününü tamamladı, göçünü topladı. Onun fânî âlemden bâkî âleme irtihâliyle ardında bıraktığı boşluk, kendisinin irfân ocağında yetişen ve kelâmına sığınan her rûhu derin bir hüznün ve özlemin koynuna itmiştir. Bir medeniyet nöbetçisini, genç zihinlere babacan şefkâtle yol gösteren usta bir kılavuzu kaybetmiş olmanın acısı, kuşkusuz kelimelerin dahi taşımakta büküldüğü ağır bir yüktür. O, aramızdan çekilirken dünün sesini yarınlara taşıyan canlı bir medeniyet hâfızasını ve kelimenin haysiyetini savunan mektebini de yetim bırakmıştır. Tesellimiz, gönüllere ektiği fikrî ve irfânî tohumlarla, Yedi İklim’in tütsülenmiş sayfalarında görüldüğü üzere hakîkate adanmış ömrün lekesiz mîrâsını tevârüs edecek bir nesli yetiştirmiş olmasıdır. Şimdi bize düşen, azîz rûhuna rahmet dilemek ve gökkubbemizde bıraktığı hoş sadâya vefâ gösterebilmektir. Mekânı cennet, makâmı âlî olsun.”





