“İnsanlık nereye koşuyor” sorusuna cevap aramayı bırakan yöneticilerin mevcut paradigmayı değiştirme imkânı yoktur. “Ne imişiz”i anlatmak yerine, “ne olacağımız”a dair bir içerik peşinde olmalıyız. Hayatı sorgulamayı bıraktıkları için sadece kazanmaya odaklanan insanlık, hayatın değerini sıfırlamaktadır. O halde, vicdanları uyandırmak için “üçüncü yol”a davet gerekmektedir.

“Üçüncü Yol”, söyleyecekleri olan, çözüm önerileri olanların yoludur. Bu yol, insanlığı seçeneksizliğe mahkûm eden sisteme bir alternatif olduğunu yeniden duyurmanın yoludur. Kötülerin, kendilerine tahammül edildikçe daha çok azmasına dur deme yoludur. Derinlik isteyen, orta ve uzun vadeli yatırımlar isteyen meselelerimizi, algı yönetimi ile demagoji ile örtülmesini engellemenin yoludur. Ancak bu yolla, hayatın her alanında aklıyla imanını buluşturan, böylelikle yaptığı her işin hayırlı, konuştuğu her sözün hikmetli ve gösterdiği her tavrın ideal nitelikte olmasını sağlayabilme potansiyeli artırılmış olacaktır. Müslümanca bir hayatın, dünyanın, düşünme, duyma, yaşama ve var olma biçimlerinin yeniden hayat bulması buna bağlıdır.

Erdemin, uzun soluklu bir maraton koşusu olduğunu, bu yolda aşkla yürümenin dışında her yolun bir çıkmaz olduğunu tecrübelerle değil, ancak inancımızla anlayabiliriz. Hile ve desiselerinin belirlediği bir sahnede figüran olmayı istememek, kötü gidişatın bir parçası olmaya mani olmak kadar duruş sergileyen bir hamle yoktur. İnsanlığı yanılgıdan yenilgiye sürükleyen süreci, sevgiyi planlayanlar sona erdirecektir. Çünkü samimiyet kendini başka türlü olmaya zorlayacak koşullara boyun eğmemektir.

İnsanlığın ekonomik ve sosyal olarak baskı altına alındığı bir dönemde, heyecan uyandıracak aktörlere ihtiyaç var. Yenilenmeyi başarmak adına yeni bir “ekim dönemi”ni başlatacak olan bu aktörler, isimlerinden çok zihniyetleriyle öne çıkacaklardır. Çünkü kronik problemleri çözmek adına nasıl mücadele edileceği bir zihniyet meselesidir. Artık yenilmişlik psikolojisini aşma ve tecrübe ile yetenekleri buluşturma noktasında kapılar aralanmalıdır.

Yeni sorunlara eski alışkanlıklar ile karşılık verilemeyeceği açıktır. Eski alışkanlıklar, güçlü bir görüntü ortaya koysa da kendisinden beklenen “canlı”lığı sergileyemez. Olayları izlemekten ve yorumlamaktan başka bir şey yapamaz. Sadece rahatlatıcı söylemlerle zaman kazanmaya çalışmak, vicdanındakini söylense de gereğini yapamamak hiçbir temel meseleye kalıcı bir çözüm getirmez. Bu açıdan “akıl teri” ile “alın teri”ni buluşturacak ve önce kapasite artırmaya yönelik adımlar atılmalıdır. 

Yeteneklere saygı duyan bir gelişme yaklaşımı sayesinde bilgi, beceri ve uzmanlıkları buluşturarak yol almak gerekiyor. Bu noktada, uzun vadeli düşünen, yaptığı analizleri sürdürebilme kabiliyetini gösteren, yeni girişimleri teşvik eden, ortak hareket edebilen ve güçlü etki için kaynaklarını birleştirebilen bir hareket kabiliyeti sergilemek gerekiyor. Çünkü, “çalkantılı zamanlarda en büyük tehlike kargaşanın kendisi değil, dünün mantığı ile hareket etmektir”. Yeni hamlelerin yolu bunu anlamaktan geçmektedir.