Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)›a hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.

15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili olarak çeşitli yorumlar yapılıyor. Darbeyi yapanlar ile iç ve dış destekçilerini konuşuyoruz her gün. Sebepler sayılıyor, sonuçlar çıkarılıyor, alınması gereken tedbirler sıralanıyor. Bunların hepsi güzel, ancak biz bu meseleyi hala “modern cahiliyenin batıl ölçme ve değerlendirme kalıplarına” göre yapıyoruz. Darbeyi, darbecileri, iç ve dış destekçilerini konuşuyoruz ancak kendimizi konuşmuyoruz. Bu darbeyi biz niçin yedik ve bu darbeyi başarısız kılan nedir? Bu meseleyi Kur’an ile konuşmuyoruz. Bu olayı Kur’an rehberliğinde konuşmadan, düzgün bir nefis muhasebesi yapmadan bir yere varamayız. Biz Müslüman bir topluluğun mensuplarıyız. İslam ümmetinin evlatlarıyız. Bu konuda Kur’an bilgisi şudur: ŞURA 30: “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.” Bir toplum, Allah ve peygamberlerinin emir ve telkin ettiği “hak ve adalet” ölçülerini, “helalleri” sahip oldukları düzenlerinin esası yaparlarsa kendilerini korumaya alırlar. Şayet toplum, batılın, Irkçı Emperyalizm’ in teklif ve telkin ettiği “yanlış hak ölçülerini ve haramları” sahip oldukları düzenlerinin esası yapar ise, o takdirde korumasız kalırlar ve tehditlere açık hale gelir. Bu ayet bize bu gerçeği bildirmektedir. Başka bir ayette ise bu gerçek şu şekildedir: RUM 41 “İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler.” Düzenlerini kötülükler üzerine kuranların istikbali olmaz. NAHL 45, 46: “Kötülük tuzakları (düzenleri) kuranlar, Allah’ın, kendilerini yere geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden veya onlar dönüp dolaşırlarken Allah’ın kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular? Onlar (Allah’ı) âciz bırakacak değillerdir.” Allah’ı, mülkünde aciz bırakacak hiçbir güç yoktur. Allah, kullarını kitabı Kur’an ile ikaz ediyor ve bizlere de Kur’an ile nasihat etmeyi emrediyor. Bizi darbeler karşısında korumasız hale getiren nedenlere bir bakış yapmakta fayda vardır.

1- Lozan anlaşmasıyla birlikte inancımızın nizamı “adil düzen” terk edilmiş batının bir ürünü ve dayatması olan “faizci kapitalist” kölelik nizamına geçilmiş ve faiz ekonomiye hâkim kılınmıştır. Millet bu sistemin mağduru haline gelmiştir. Faiz, inancımıza göre Allah ve resulüne açılmış bir savaştır.

2- Eğitimde inancımızın eğitimi olan “maneviyatçı eğitim” yerine “materyalist eğitimi” esas alınmış, bu eğitim ile nesillerimiz maneviyattan koparılmış ve İslam düşmanı unsurlar tarafından kullanılmaya müsait hale getirilmiştir.

3- “Tevhit” inanışının toplum üzerindeki etkisi, tercih edilen batıcılığa hâkim şirk, inkârcı ve ırkçı akideler ile zayıflatılmış, Ilımlı İslam, Dinler Arası Diyalog ve medeniyetler ittifakı çalışmaları ile de toplum İslam düşmanı “zararlı akımlar” karşısında yumuşatılmıştır.

4- Zulüm vergileri ve kumar, içki gibi haram yollar ile toplumun malı haksız olarak elinden alınıp bütçe yapılmış ve harcanmıştır. “Çağdaş Devletin” topladığı bütün vergiler, inancımızın vergi dışı bıraktığı kaynaklardan alınmaktadır. “Çağdaş Devlet” kumar oynatarak, içki satarak, fuhşu teşvik ederek gelir elde etmektedir. Bu ise toplumu tehditlere açık hale getirmektedir.

5- Bir medeniyet projesi olarak kabul edilen “Avrupa Birliği” müzakereleri kapsamında, AB’nin talebi üzerine çıkarılan bütün ifsat yasaları, toplumu besleyen aile kurumunu zayıflatmış, yanlış kadın istihdam politikaları aile hayatını olumsuz etkilemiş, inancımızın ahlakı yerine tercih edilen “Avrupa Birliği” ahlakı büyük bir manevi tahribata sebep olmuştur.  Ahlaken çözülen bir toplum iç ve dış tehditlerden kendisini koruyamaz.

6- BOP’a verilen destek, ABD’yi stratejik ortak edinmek, İsrail ile kurulan münasebetler, bizi coğrafyamızda yalnızlaştırmış, yine bir ABD planı olan çözüm süreci ile de Türkiye çözülmenin eşiğine getirilmiştir. ABD, AB ve İsrail’in gerçek niyeti, Türkiye’yi devlet ve millet olarak ortadan kaldırmaktır. Bunların Müslüman Türkiye için dost ve müttefik olmaları imkânsızdır. Bu gerçek 15 Temmuz kalkışmasında bir kez daha görülmüştür. Kur’an’a kulak verelim: TEVBE 12: “Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar ve dininize saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri olmayan adamlardır. (Onlara karşı savaşırsanız) umulur ki küfre son verirler.” Bu ve benzeri uygulamalara devam edersek bize musallat olan ve olacak olan tehditlerden kendimizi koruyamayız. Bunu görmemiz ve böyle bilmemiz gerekir.

BİR KEZ DAHA

15 Temmuz darbesi Müslüman Türkiye’ye karşı Siyonist bir kalkışmadır. Bu kalkışmanın arkasında ABD, AB ve İsrail vardır. Bu kalkışma, 20. Haçlı savaşı kapsamında “Büyük İsrail” için tasarlanmış büyük bir kalkışmadır. Bu kalkışmanın taşeronluğunu yapan paralel yapılar, işbirlikçi gafillerdir. Bu bilinen bir gerçektir. Bir hakkı teslim edelim. ERBAKAN HOCAMIZ, bu Siyonist tehlikeye ve onların işbirlikçisi olan paralel yapılara karşı bu milleti, özellikle bugün iktidarda bulunan kadroları her zaman uyarmıştır. Bu uyarılara kulak verilseydi, tedbirler zamanında alınsaydı, bugün yaşadıklarımızı yaşıyor olmazdık. Bilelim ki Müslüman Türkiye’nin sahibi de yardımcısı da Allah’tır. Bizi millet olarak bu beladan kurtaran da Allah’tır. Elbette kulların tedbiri olmuştur, ancak bu kadar büyük bir bela, Allah’ın kesin yardımı olmaksızın savuşturulamaz. Bu milleti bu beladan kurtaran şuur Milli Görüş şuurudur. Buradan yetkililere bir kez daha teklif ediyor ve sesleniyoruz. Batının bize dayattığı “Materyalizm” den hayır gelmez. Eğitimi şekil ve muhteva olarak yeniden ele almak zorundayız, bugünkü muhtevayla “darbeye direnen salih nesilleri” yetiştiremeyiz. Maneviyatçı eğitime geçmeliyiz. Faizci düzenden “Adil Düzene” geçmeliyiz. Selam hidayete tabi olanlara…