BAZI sayın ilgililerin açıklamalarına bakınca bir tuhaf oluyorum. Beyefendi kalkmış, milyonlarca Müslüman öldürmüş devletlere “dostumuz”, “müttefikimiz” diyor. El insaf, son bir asırda milyonlarca Müslümanı öldürenler, on milyonlarca Müslümanı mülteci durumuna düşürenler, son 20 yılda 20 İslâm ülkesini viran edenler, durmadan Müslümanların kuyusunu kazanlar nasıl “dost” olur? Bu konu üzerinde bilahare duracağız. Şimdi asıl konumuza gelelim. Biz kimi dost bileceğiz, kiminle dost olacağız? Büyüklerimiz, “gerçek dostu” her an hatırlamak için, şöyle bir hüs-ü hat levhasını başuçlarına asarlardı:

“Dost istersen, Allah yeter! / Yârân istersen Hazret-i Kur’ân yeter!”

Rabbimiz, Müslümanların Anayasası olan Kur’ân-ı Azimüşşan’da sık sık, Müslümanların, Allah’ı, Allah’ın Resûlünü ve Müslümanları “dost edinmelerini”; Şeytanın yolundan gidenleri, Müşrikleri, Yahudileri ve Hıristiyanları ise aslâ dost edinmemelerini emretmektedir. Bu âyet-i kerimelerden bazılarına meâlen bakalım:

“Sizin dostunuz ancak Allah’tır, O’nun Resûlüdür ve (Allah’ın emrine) boyun eğen kimseler olarak namazı hakkıyla eda eden ve zekatı veren mü’minlerdir.

“Kim Allah’ı, Resûlünü ve iman edenleri dost edinirse  (bilsin ki: ) üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah’ın tarafını tutanlardır.” (Mâide / 55-56)

“Allah ise, düşmanlarınızı en iyi bilendir. (Gerçek) dost olarak Allah yeter, (gerçek) bir yardımcı olarak da Allah yeter.” (Nisa / 45)

“Eğer Allah size yardım ederse, artık size galip gelecek kimse yoktur. Halbuki sizi yardımsız bırakırsa, o takdirde O’ndan sonra size kim yardım edebilir? Öyle ise mü’minler artık ancak Allah’a tevekkül etsinler!” (Âl-i İmran / 160)

“Şüphesiz ki. Benim velim (dost ve yardımcım), Kitab’ı (Kur’ân’ı) indiren Allah’tır. Ve O bütün Sâlihlere de velilik eder.” (Â’râf/ 196)

Allahu Azimüşşân’ı bin bir esmâsıyla, ef’aliyle, sıfatlarıyla, şuûnatıyla hakkıyla tanısak, Allah’tan başka dost ve yardımcı aramaktan hayâ ederiz. Şu gördüğümüz kâinatı, içindekilerle birlikte yaratan Allah, bütün bu mevcudâtın hayatiyetinin devamı için kanunlar koymuş. İşte bu kanunlara “Tekvinî kânunlar” diyoruz. Bütün bilim adamları, gerçekte Allah’ın bu kânunlarını keşfetmeye uğraşmakta. Bu çaba da kıyamete kadar devam edecek. Neticede insanlık, ancak denizden bir katre kabilinden mesafe aldığını görecek. Allahu Azimüşşân bu mevcudat içerisinde insanların ve cinlerin ef’âl-i ihtiyariyelerini tayin için de kanunlar koymuş. Bu kanun koymada hiç kimseyi ortak edinmemiş. Ticaret, evlenme, boşanma, devlet idaresi, cezalar, vs… Akla ne geliyorsa, her hususta kanun koymuş. Allahu Teâlâ’nın bu kanunlarına bakıldığında da Allah’ın nasıl bir dost olduğu görülecektir.

Allahu Azimüşşan’ın gücünün, kudretinin azametine bakın: Dünyadan milyon defa büyük, milyarlarca yıldızları, içerisinde trilyonlarca yıldız barındıran galaksileri gökyüzünde bir sapan taşı gibi çeviriyor. Akıl, Allah’ın gücünü ve kudretini anlamakta âciz kalıyor. Akla kapı açması için şu hadis-i şerife bakalım:

“İbni Abbas (ra) rivayet ediyor:

“Allah’ın öyle bir meleği vardır ki, ona ‘yedi gök ve yeri tek bir lokmada yut’ dense yutabilir. Onun yaptığı tesbih şudur: ‘Sen her yerde noksan sıfatlardan münezzehsin’” (Câmiü’s-Sağir. Hadis no: 2360)

Bu, Rabbimizin sayısını yalnız kendisinin bildiği askerlerinden bir askerinin yaptığı… Böyle bir güç ve kudret sahibi yanında, ABD’nin Avrupa ülkelerinin, İsrail’in, şunun, bunun gücünün toplamı sivrisineğin bir kanadından da basit kalmaz mı?

Kendi nefsime, bütün Ümmet-i Muhammed’e ve Müslümanların bütün idarecilerine sesleniyorum: “Dost istersen, Allah yeter!”