Başlığa bakınca, "Domates ile doğalgaz ve demokrasi arasında ne bağ olabilir" diye düşünülebilir. Kavram olarak elbette bir bağ yok ama sergilenen tepkiler ve insanların yeri geldiğinde demokrasiyi bile çıkarları için kullanabildiklerini düşününce ortaya bir bağ çıkıyor.
Son günlerin konularından birisi Rusya nın Türkiye den aldığı domatesi kesmesi, buna sebep olarak da domateslerde tehlikeli boyutta zehirli ilaç atıklarının tespit edildiği iddiasıdır. Bu iddia Türkiye tarafından reddediliyor, ihraç ürünlerinin sıkı bir denetimden geçirildiği, sakıncalı görünenlerin ihracına kesinlikle izin verilmediği belirtiliyor. Benzer sıkıntı geçmişte de zaman zaman AB ülkeleri ile yaşanmıştı. Hatta, gönderdiğimiz tonlarca salatalık geri gönderilmişti. Bu tür olayların ardından Tarım Bakanlığı yeni bir uygulama başlatmış, özellikle üreticilerin kullandıkları ilaçları kontrol altına alacak düzenlemeler getirilmişti. Bu yeni uygulama ile artık üretici eskiden olduğu gibi tehlike etkisi uzun süreli olan tarım ilaçlarını istediği kullanamaz hale gelmişti. Böyle bir uygulama iyi de olmuşu. Böylece ihraç edilen ürünlerimizin geri gönderilmesi ve Türkiye tarımı hakkında kötü imajın oluşması engellenmeye hem de yerli tüketicinin korumasına çalışılmıştı.
Tüm bu tedbirlere rağmen istenen sonucun yüzde yüz alındığını söylemek elbette mümkün değildir. Çünkü, yıllardan beri devam eden birtakım alışkanlıkların birden bire değiştirilmesi pek mümkün olmuyor. Bunun yanında yeni uygulamadan istenen sonucun alınabilmesi için gerekli tüm tedbirlerin alınması da gerekiyordu. Maalesef bu tedbirlerin tam olarak alındığını söylemek mümkün değil.
Özellikle kış aylarında seralarda üretilen sebzeler konusunda gündeme sıkça bazı şikayetler geliyordu. Sebzelere verilen hormonların insan sağlığı üzerinde olumsuz etkilerinden söz ediliyordu. Çoğu kişi de işin doğrusunu bilmeden konuşuyor, yazıyordu. Halbuki sıkıntı bitkilerin meyve tutmasını sağlamak için kullanılan hormondan kaynaklanmıyordu ama bitkileri bazı hastalıklardan kurtarmak için kullanılan ilaçlar ciddi tehlike oluşturuyordu. Bunda çiftçilerimizin bilgisizliği kadar piyasada daha az zararlı ilaçların bulunmaması çok daha etkiliydi.
Bu konuda uzunca süre araştırma yaptım, çiftçilerle, ziraat ilacı satan bayilerle konuştum. Edindiğim bilgileri de köşemden okuyucularıma ve ilgililere duyurdum. Özellikle de kullanılan ilaçların kontrol ve kayıt altına alınmasına yönelik uygulamaların nasıl bir sonuç verebileceğini soruşturdum. Yeni uygulamaya ilaç satıcıları da, üreticiler de destek veriyorlardı ama bir şikayetleri vardı. Şahsen bu hususta onları haklı görüyorum. Edindiğim bilgilere göre seralarda yetiştirilen sebzelerde sıkça görülen nematod adı verilen bir hastalığı giderebilmek için kullanılan ilaçların suyla karıştırılarak kökten verildiği, bunun ise su ile birlikte kökten alındığı için meyveye kadar ulaştığı ifade edildi. Bu ilaçların tehlikeli etkisinin kalıcı olmadığı, belli sürelerle sınırlı olduğu ifade edildi. Bu hastalığa karşı kullanılan ilaçların kalıcı etkisinin iki hafta ile üç hafta arasında değiştiği, ilaç verildikten sonra bu süreler içinde ürün toplanmaz ya da toplansa bile piyasaya sürülmezse bir tehlikenin söz konusu olmadığını öğrendim. İşte sıkıntı da bu noktada ortaya çıkıyordu. Özellikle haftada iki defa toplanması gereken salatalıkta problem söz konusuydu. Çiftinin mutlaka belli günlerde salatalığı toplaması ve eğer yukarıda sözünü ettiğimiz ilacı vermişse topladığı salatalıkları imha etmesi gerekiyordu. Bu ise çiftçinin perişan olması anlamına geliyordu. Bir de kazanacağı üç kuruşu insan sağlığından daha önemli gören anlayış devreye girince ciddi bir sıkıntı yaşanıyordu. Ancak hemen belirteyim ki artık bu anlayış yıkılmış, üreticiler geçici kazançlar yerine kalıcı olanın peşine düşmüşlerdir.
Tüm bu gelişmeler güzeldir de bir eksik hâlâ devam ediyor. Her ürüne göre etkili ve zararlı etkisi 3-5 gün ile sınırlı tarım ilaçları hâlâ piyasaya sürülmüş, çiftçinin hizmetine verilebilmiş değildir. Bu eksikliğin kısa sürede giderilmesi, özellikle de tarım ilacı üreticilerinin bu alanda çalışmalarını hızlandırmaları gerekiyor. Elbette bir başka husus ise, azda olsa bazı üreticilerin kârları uğruna insan sağlığını hiçe sayan anlayışları demokrasi kılıfına sarmaktan kurtulmaları gerekiyor.
Bu arada domates ile doğalgaz arasındaki bağa temas etmek istiyorum. Gazetede günün konularını görüşürken bir arkadaş Rusya nın domateslerimizi almaması ile Türkiye nin Rusya dan doğalgaz alımı arasında bir bağlantı kurdu. Doğalgaz alımı azaldığında ya da kış ayları yaklaşmaya başlayınca doğalgaz fiyatını artırmak için Rusya nın bazı ürünlerimize ambargo koymayı adet haline getirdiğini söyledi.
Rusya nın domateslerimize doğalgazla bağlantılı bir ambargo mu uyguladığını doğrusu tam olarak bilmiyorum. Ancak, Türkiye olarak devletinden üreticisine ve tüketicisine uzanan zincir içinde sağlıklı ürünler üretilmesi hususunda yapılması gerekeni yapmak zorundayız. Bu sadece ihraç ürünlerimizle ilgili değil, kendi insanımızın sağlığını korumak bakımından da şarttır. Kaldı ki, rekabetin esas olduğu bir dünyada ufak ihmallerimiz bile ihracatımıza ciddi zararlar verebilir ve telafisi mümkün olmayan sonuçlarla karşılaşabiliriz.
Elbette domates ile demokrasi ve doğalgaz arasında kurduğumuz bağlantı işin esprisiydi ama insan sağlığına yönelik yapılması gerekenlerin ihmal edilmemesi gerekiyor.