Doğal afetler ALLAH Teâlâ nın bir ikazı ve bir ihtarıdır. Dolayısıyla bu ilâhî ihtardan, kadını erkeği, küçüğü-büyüğü, zengini-fakiri, idareci olanla-olmayanı kısacası yediden yetmişe hepimizin ders alması ve yaptıklarımızı kontrol ederek kendimize çeki-düzen vermemiz gerekir. Çünkü şuurlu bir Müslüman her hadiseden ders çıkaran, noksanlıklarını tamamlayan, yanlışlarını, hatalarını farkına vardığı anda düzelten ve sabırla Yüce Mevlâ dan yardım dileyendir.

Doğal afetler, az önce vurguladığımız gibi insanlar için çok büyük hikmetler içeren önemli bir ilâhî uyarı olduğudur.

Eğer olayın asıl düşünülmesi gereken bu yönü ihmal edilirse, bir takım teknik tedbirlerin fazla önemi kalmaz. Alınacak tedbirlerin gerçek anlamda başarıya ulaşması için mutlaka, fiziki gayret yanında ALLAH Teâlâ ya, için için dua edilmelidir. Zira bütün sebepleri yaratan ALLAH Teâlâ dır. İyilik ve huzur O ndan istenir. Asıl merhamet ve yardım istenecek makam O dur.

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki:

Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, ALLAH Teâlâ ya göre kolaydır.  

Gaybın anahtarları ALLAH Teâlâ nın  yanındadır; onları O ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.

Bu yüzden yeryüzünde yaşanan her olay belirli bir hikmet üzerine ALLAH tarafından yaratılmıştır. Bu hikmetlerin anlaşılması için de, önce yaşadığımız dünyanın amacını anlamak, başka bir ifadeyle neden burada olduğumuzun bilincine varmak gerekir. ALLAH Kur ân-ı Kerîm de  insanlara açıkça yaratılış amaçlarını bildirmiştir.

Ben cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.

Bu dünya hayatı, bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurduna gelince işte gerçek hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı.

Bu âyet-i kerimeleri okuyan herkes, dünyanın yerleşilip sonsuza kadar rahatça yaşanacak bir yer olmadığını, asıl konaklanacak ve sonsuza kadar kalınacak yerin ahiret olduğunu anlar. Bu noktada insanların büyük bir kısmı önemli bir hataya düşmektedir. Dünya hayatını sonsuz sanarak bütün planlarını buraya göre yapmaktadırlar. Oysaki ölüm kaçınılmazdır, kimse burada sonsuza dek kalmaz. Burada bulunmalarının asıl sebebi de ALLAH Teâlâ nın emir ve buyruklarına uymak, O na kalben bağlanmak ve hiçbir şeyi O na ortak koşmamaktır. Eğer, bir topluluk bu amaçtan sapar ve dejenere olursa, işte o zaman ALLAH Teâlâ nın azabını bekle-melidir. ALLAH bu durumdaki kullarını açıkça uyarmaktadır:

Kötülük için tuzak kuranlar, ALLAH Teâlâ nın kendilerini yere batırmasından yahut hiç ummadıkları bir yerden onlara azabın gelmesinden yana güven içinde mi oldular

Yeryüzünü size boyun eğdiren O dur; öyleyse yerin çeşitli bölgelerinde dolaşın, ALLAH Teâlâ nın verdiği rızıktan yiyin, sonunda dönüş ancak O nadır. Gökte hükümran olanın sizi yerin dibine geçirmesinden ve arkasından da yerin hemen sarsılmaya başlayacağından yana emin olabilir misiniz Veya gökte hükümran olanın başınıza taş yağdıran bir fırtına göndermesinden yana güvende misiniz O zaman benim tehdidimin nasıl olduğunu görürsünüz. Yemin olsun ki, bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı, ama beni inkâr etmelerinin karşılığı olan azabım nasıl olmuştur.

Yoksa o ülkelerin halkı geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular

Ya da o ülkelerin halkı kuşluk vakti eğlenirlerken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular

ALLAH Teâlâ nın azabından emin mi oldular Fakat ziyana uğrayan topluluktan başkası, ALLAH Teâlâ nın (böyle) mühlet vermesinden emin olamaz.