Kapitalist sistemin getirdiği tüm değerleri kuşanan ve
insanlarımızı cehalet kuyularına sallayabilmek için elinden gelen her şeyi
yapmaya çalışan medya anlayışımızın, özellikle maneviyat noktasında
zihinlerimize yaptığı bombardımanı sürekli gündemde tutmaya çalışıyoruz. Bu
medya, değerlerimizi silip süpürüyor Bu medya, ahlâkımızı yok ediyor Bu
medya, maneviyatımız üzerinde kara bulutların eksik olmaması için çalışıyor Bu
medya, toplumu içten içe çürütüyor Bu medya, bizleri yozlaştırıyor Televizyon
ekranlarında gördüğümüz hemen hemen tüm programlar, genetik kodlarımızda yer
alan tüm güzellikleri, hakkaniyeti, adaleti, hakkı, hukuku yok etmek için özel
olarak kurgulanıyor. Programların, dizilerin, yarışmaların içine konulan her
şey, bizim zihinlerimizde derin yaralar açmak için özellikle planlanıyor.
Kazanmak Kazanmak Daha çok kazanmak Beyinlerimizin bir köşesine
yerleştirilmeye çalışılan algı bu. Daha çok kazanmalısınız Hırslı olmalısınız
Kanaatkâr olmamalısınız Eğer çok çalışırsanız, siz de o dizide veya programda
gördüğünüz insan gibi olabilirsiniz Oysa rızkın azlığını veya çokluğunu
takdir eden Cenab-ı Hak tan başkası değildir. Hakkına razı olmayanlar,
kanaatkâr olmayanlar, verilene şükretmeyenler, gün gelir hiçbir şeyin elinde
kalmadığını görürler.
Cilalı medya devrinin bizlere sunduğu parıltılı dünyanın
arkasında ise kapkaranlık bir zihniyet var. Bu zihniyet, insanların
birbirlerine karşı buğzetmelerini, birbirlerini kıskanmalarını, fırsat verilse
o dünyanın tüm mal varlığını üzerine zimmetlemelerini sağlayacak bir derin
dalgayı yüreklerimize yerleştirmeye çalışıyor. Toplumun tüm katmanlarıyla
birlikte kardeş olduğu algısı yavaş yavaş yok ediliyor. Zengin ile fakir
arasındaki uçurum giderek derinleşiyor
Bu uçurumu kapatması gereken, insanlar arasındaki farkı
ortadan kaldırması gereken en büyük mekanizmalardan birisi, medya
Şu mübarek Ramazan ayında, belki kendilerine çeki düzen
verirler, ürettikleri yapımlarda işin manevi boyutuyla ilgili yeni bir algıyı
ortaya koyarlar diye bekliyoruz, ama nafile. Onların anladığı bir dil yok
Çünkü onların dili sadece kendilerine has
Zihinlerimizde yaptıkları dejenerasyonun hangi boyuta
ulaştığına dair farklı çarpıcı görüntüler de izliyoruz.
Bir tematik kanalda sokak röportajlarında insanlara Kâbe
nerede , Hacca ne zaman gidilir soruları soruluyordu. Çoğu insan bu
soruları bildi Ama bilemeyenler de oldu Düşünenler, Ayyy Ohhh çekenler
oldu. Hacca ne zaman gidilir Sorusuna Ramazan ayından sonra cevabı bile
verildi.
İşte, dijital medya çağında, bilgisayar çağında, internet
çağında, insanlarımızın maneviyat boyutunu ilgilendiren bir soruda verdikleri
cevaplar. Başları sıkıştıklarında, İnternet devrindeyiz, istediğiniz her bilgi
elinizin altında. Cevap aradığınız her şey internette, medyada şeklinde
sorumluluktan kaçmasını biliyorlar.
İşte, dijital dünyanın, internetin, medyanın eğittiği
nesil bu Her akşam programlarla, garip
garip suallere cevaplar üreten, dinin sorumluluk değerleriyle ilgili şeyleri
değil, teferruat boyutuyla ilgili konuları gündeme getiren zihniyetin bizleri
getirdiği nokta işte tam burası.
Ne olacak bu işin sonu
Türkiye, bundan 10 yıl sonra, 20 yıl sonra
ciğerlerimizdeki tüm güzellikleri yok eden toplumsal dinamiğin, ruh
köklerimizde yaptığı derin çatlağı tamir edebilecek mi acaba
Bu derin çatlağın, bir sosyal dinamit gibi kardeşlik
iklimimizi ortadan kaldırıp, direnç kolonlarımızın tamamını yerle bir
edebileceğini, yöneticilerimiz düşünüyorlar mı acaba