Eğitim, modern toplumların inşasında bireysel refahın artırılması, sosyal hareketliliğin sağlanması ve ulusal ekonomik kalkınmanın sürdürülebilirliği adına tarihsel açıdan en stratejik araçlarından biri olarak kabul edilir.

Bu nedenle eğitim sistemlerinin çıktıları ile işgücü piyasasının ihtiyaçları arasındaki ilişki, toplumlarda giderek daha fazla önem kazanıyor.

Türkiye’de her yıl milyonlarca gencin mezun olarak işgücü piyasasına katılması, bu ilişkinin niteliğini daha da kritik hale getirmekte ve eğitim ile istihdam arasındaki uyuma yönelik tartışmaları yoğunlaştırmaktadır.

İlke Vakfı Eğitim Politikaları Araştırma Merkezi (EPAM) tarafından hazırlanan Eğitim İzleme Raporu, Türkiye’de eğitim sisteminin mevcut durumunu çok boyutlu bir çerçevede resmi veriler ışığında ele alıyor ve yıllık gelişmeleri izleyerek değerlendiriyor.

Bu yıl raporun odağında eğitim-istihdam ilişkisi yer alıyor; eğitim sisteminin çıktıları, işgücü piyasasının talepleri ve bu iki alan arasındaki uyum güncel veriler ve uluslararası karşılaştırmalar ışığında inceleniyor.

Rapor; okul öncesinden yükseköğretime, finansmandan eğitim ortamlarına, öğretmenlik mesleğinden eğitimdeki eşitsizliklere uzanan 12 bölümle Türkiye’de eğitimin kapsamlı bir görünümünü sunuyor.

Her bölümde mevcut durum analiz ediliyor ve politika önerileri geliştiriliyor.

Politika yapıcılar, araştırmacılar, eğitimciler ve eğitim gündemine ilgi duyan herkes için kapsamlı bir referans kaynak olan bu rapor, eğitim alanındaki tartışmalara veri temelli bir zemin kazandırıyor.

DİPLOMALI YOKSULLUK: 20 YILDA ÜÇ KAT ARTTI!

İLKE Vakfı Eğitim Politikaları Araştırma Merkezi (EPAM) tarafından bugün yayımlanan Eğitim İzleme Raporu 2025, YÖK, TÜİK, OECD ve İŞKUR verilerini bir araya getirerek eğitim-istihdam ilişkisinde yapısal bir kırılmanın yerleştiğini ortaya koyuyor.

Öne çıkan bulgular, esasen manşet değerinde:

• Paradoks: Yükseköğretim mezununun işsizliği %9,1 — lise altı eğitimliden (%7,3) daha yüksek. OECD'de eğilim tam tersi yönde.

• Diplomalı yoksulluk: 20 yılda üç kat arttı. 2006'da %1,3 olan yükseköğretim mezunu yoksulluk oranı bugün %4,6.

• Bölüm uçurumu: Sağlık mezunu 9 ayda iş buluyor, sosyal bilimler mezunu 18 ay bekliyor.

• Aşırı eğitimlilik: Her beş üniversite mezunundan biri, diplomasının altında nitelikli işlerde çalışıyor.

• NEİY: Her dört gençten biri ne eğitimde ne istihdamda — OECD ortalamasının iki katı.

Rapor, yalnızca sorunu ortaya koymuyor; dijital dönüşüm çağında Türkiye için modüler yükseköğretim modeli, sektöre entegre okul yapıları ve mezun izleme sistemleri gibi çözüm önerilerini de tartışmaya açıyor.

RAPORDA YER ALAN ÇARPICI RAKAMLAR

Peki, İlke Vakfı Eğitim Politikaları Araştırma Merkezi (EPAM) tarafından hazırlanan Eğitim İzleme Raporu'nda başka hangi tespitler yer alıyor? Bakalım;

"2024- 25 eğitim öğretim yılında örgün eğitimde toplam öğrenci sayısı yaklaşık %4 azalarak 18,7 milyondan 17,96 milyona geriledi.

Bu, sistemde yaklaşık 754 bin öğrencilik bir düşüşe karşılık geliyor. Bu düşüş ilkokul dışındaki tüm kademelerde görülürken, en belirgin azalma %8 ile ortaöğretimde gerçekleşti.

Okul öncesi öğrenci sayısı bir yıl içinde %10,9 azalarak 1,95 milyondan 1,74 milyona geriledi.

Öğrenci sayısı azalırken öğretmen sayısı artmaya devam etti.

Toplam öğretmen sayısı %1,6 artarak 1.168.896’dan 1.187.409’a yükseldi.

Öğretmen ve derslik sayılarında ülke genelinde artış görülmekle birlikte, göstergelerin iller arasında önemli farklılıklar yansıttığı görülüyor.

Çocuk nüfusunun yüksek olduğu bazı illerde öğretmen başına düşen öğrenci sayısı ülke ortalamasının üzerinde seyrederken nüfus yoğunluğu daha düşük bölgelerde bu oran daha alt seviyelerde.

Bu durum, eğitim altyapısının kullanımında bölgesel dengesizliklere işaret ediyor.

Yükseköğretimde son iki yılda toplam öğrenci sayısı yaklaşık %3,5 azalarak 7,08 milyondan 6,83 milyona geriledi.

Bu azalma özellikle ikinci öğretim programlarında gerçekleşen yaklaşık %24’lük düşüş ile açıköğretim ve uzaktan öğretimdeki gerilemeden kaynaklanıyor.

Akademik personel sayısı 2023- 25 yılları arasında %0,6 artarak 184.021’den 185.169’a yükseldi.

Bu durum öğrenci sayısındaki gerilemeyle birlikte değerlendirildiğinde öğrenci başına düşen akademik personel oranında sınırlı bir iyileşmeye işaret ediyor..."

RAPORDA NELER ÖNERİLDİ?

Raporda bazı öneriler şöyle sıralanıyor;

"Eğitim sisteminde öğrenci sayısındaki düşüşün nedenleri kapsamlı biçimde analiz edilmeli ve demografik eğilimler dikkate alınarak uzun vadeli kapasite planlaması yapılmalı.

Özellikle ortaöğretimde görülen %8’lik öğrenci azalmasının nedenleri ayrıntılı biçimde incelenmeli; öğrencilerin eğitimde kalmasını destekleyecek yönlendirme, rehberlik ve alternatif öğrenme yolları güçlendirilmeli.

Öğrenci sayısındaki azalma ile öğretmen sayısındaki artış birlikte değerlendirilerek öğretmen istihdamı ve dağılımı daha dengeli bir şekilde planlanmalı.

Derslik sayısındaki artış ve sınıf yoğunluğundaki azalma, öğrenme ortamlarının niteliğini artırmak için bir fırsat olarak değerlendirilmeli.

Bu doğrultuda sınıf mevcutlarının düşmesinin sağlayacağı pedagojik avantajlardan yararlanacak öğretim yöntemleri ve öğrenci merkezli öğrenme uygulamaları teşvik edilmeli.

Eğitim altyapısına ilişkin göstergelerde belirginleşen bölgesel farklılıkları azaltmak amacıyla öğretmen ve derslik dağılımı yerel ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden planlanmalı.

Özellikle çocuk nüfusunun yüksek olduğu bölgelerde öğretmen ve derslik kapasitesi artırılarak eğitimde fırsat eşitliği güçlendirilmeli.

Yükseköğretimde öğrenci sayısındaki azalma dikkate alınarak program ve kontenjan planlaması, işgücü piyasasının ihtiyaçlarıyla daha uyumlu hale getirilmeli.

Özellikle ikinci öğretim programlarında yaşanan daralma sonrasında örgün eğitime devam imkanı bulamayan adaylar için yükseköğretime erişimi destekleyecek esnek ve alternatif öğrenme modelleri geliştirilmeli."

Muhabir: Rıza Yayladangel