İslam la ilgili en genel hata İslam la şiddet arasında ve Müslümanlarla teröristler arasında bir bağın kurulmasıdır. İnsanlığın karşılaştığı problemlerden dolayı İslam ve Müslümanlar günah keçisi olarak görülmektedir. Ne İslam ne de diğer dinler şiddeti ve terörü teşvik etmez.
Dünyada bir çok çatışma alanlarının varlığı bir gerçektir. Bazı gruplar birbirleriyle çatışma halinde olup şiddete ve teröre başvurmaktadırlar. Bu tür olaylardan dolayı dinleri sorumlu tutmak son derece hatalı bir davranıştır. İnsanların, tarihte olduğu gibi, yıkıcı olabilecekleri bir gerçektir. Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, eski Yugoslavya daki savaş, Ruanda daki çatışma ve Irak ta süren kriz insanoğlunun yıkıcılık tabiatını açıkça göstermektedir. Bütün bu savaşların ve çatışmaların sorumluluğunu dine hamletmek mümkün müdür Milyonlarca kişinin öldüğü Birinci Dünya ve İkinci Dünya Savaşları nın sorumluluğunun Hıristiyanlığa ait olduğunu söyleyebilir miyiz Ruanda da Hutu ve Tutsi kabilelerinin birbirlerini din yüzünden ölüme mahkum ettiklerini söylemek mümkün müdür Hıristiyan olan Sırplarla Hırvatlar ın din yüzünden birbirlerini katlettiklerini söyleyebilir miyiz Bu olayların ana fotoğrafını görmezlikten gelebilir miyiz Bu olaylar sosyal, ekonomik, etnik ve politik etmenlerine bakmaksızın anlayabilir miyiz Basitçe cevab hayır .
Aynı yaklaşımı Müslümanların geri planda düçar oldukları çatışmaları ve şiddeti ele aldığımızda da uygulamalıyız. Şiddetin ve terörün kaynağının İslam olduğunu iddia etmek konuyu basite indirgemektir. Zira şiddetin ve terörün arkasında bir çok sosyal, ekonomik, etnik ve politik etmenin bulunduğu açıktır. Fakirliğin, refahın dağılımındaki haksızlık, işsizlik, eğitimsizlik, politik baskı, demokrasinin ve ifade özgürlüğünün olmaması, ayrımcılık, politik ve ekonomik ret, milleti yıldırma ve tehdit, gelecekle ilgili karamsarlık ve umutsuzluk ve yabancılaşma duygusu ve diğerleri şiddetin ve terörün gerçek nedenleridir. Böyle bir çevrede yanlış eğitim, tek yönlü dini telkin ve ahlaki değerlerin kaybı, şiddet ve teröre sebebiyet verir. Bu tür hastalıklardan muzdarip olan insanlar yıldırıldıklarını ve dışlandıklarını ileri sürerek şiddete başvurduklarını iddia ederler. Bunlar, terörün problemlerine çözüm olabileceğine veya en azından bulundukları dayanılmaz koşullara dünya kamuoyunun dikkatinin çekilebileceğine inanmışlardır.
Diğer taraftan, dinin ahlaki ve manevi değerleri onarmadaki rolünün ve gücününün şüpheyle ve bilgisizlikle karşılanması, dinle şiddet arasında bir bağ kurma çabasından daha kötüdür. Eğer dinleri fanatik grupların tekeline bırakırsak, din problem çözmedeki rolünü kaybeder, dahası kötü niyetlilerin gücüne güç katar.
Soylara, dinlere ve konuşulan dillere bakılmaksızın ihtilafların çözümünde, barışın inşa edilmesinde ve barış içinde bir arada var olmada dinin rolünü ve potansiyel kapasitesini anlamak genel tabloyu değerlendirmekten geçer. Ne dinin etkisini ne de bir çok etmenin görevini, sosyal, politik ve ekonomik bağlam anlaşılmadan anlamak mümkün değildir. Bu nedenle, eğer dinle ve yürürlükteki olaylarla ilgili verimli bir tartışma açılacaksa ilkin bağlamının sınırlarının belirlenmesi gerekir. Zira bu bağlam dinin nasıl ve neden ilintili yeni tartışmalarla ilgili olduğunu gösterecektir. Sosyolojik körlüğü bertaraf etmek ve dini incelemek de önemli bir faktör olarak ele alınmalıdır.