Ülkemizin sorunları sürekli artıyor olunca her gün yazı konusu olabilecek pek çok sorun gündeme geliyor. Bunun ana sebebi de ekonomik durumdaki çıkmaz, bir diğer ifadeyle ülke ekonomisinin yönetilemiyor olmasıdır. Bu yönetilemeyiş bir takım açıklamalarla gizlenmeye çalışılıyor olsa da gerçek değişmiyor. Bu arada bir de yöneticilerin sergilediği olumsuzlukları gizleme politikası buna eklenince sanki yöneticilerin asli görevi, ülkeyi yönetmek değil, olumsuzlukları vatandaştan gizleyebilmek olarak karşımıza çıkıyor. Bu arada hemen her alanda bir takım geçeğe uymayan açıklamalarla insanların duygularını kullanarak toplumun gerçekleri görmesini engellemekten geçiyor.
Sözü uzatmadan gündemin birinci sırasını işgal eden Merkez Bankası’nın faiz artırımı kararı kendilerini faiz karşıtı olarak takdim edenlerin faiz artırımı sanki ülkemizde değil de bir başka ülkede gerçekleşmiş gibi bir kenara itiliverdi. Halbuki Sayın Cumhurbaşkanı yaptığı açıklamalarda her fırsatta faiz karşıtı, bunun inancının bir gereği olduğunu belirterek, “Ben bu görevde durduğum sürece kimse benden faiz artırmamı beklemesin” derken yönlendirirken birde baktık ki faiz artırma kararı uygulamaya geçmiş bile. Belki, bazen şartlar mertliği bozdurabilir. Olabilir ama böyle bir zorunlulukla alınmış kararın ardından toplumdan özür dilenmesi, olayın hangi zaruretten kaynaklandığının izah edilmesi gerekmez mi?
Bu faiz artırımı kararı ile ilgili olarak sözü daha fazla uzatmak istemiyorum. Üzerinde durmak istediğim konu ise toplumda temel ihtiyaçlarını karşılayamayanların sayısının sürekli artması, bir diğer ifadeyle ihtiyaç sahiplerinin artışı ile sosyal yardımların ikiye katlanması ve bununda bir övünç sebebi haline getirilmesini sadece şimdilerde değil, hep üzüntü ile karşıladım. Yıllarca araçlarla mahallelere gidilerek önceden tespit edilmiş, kişilere parasız ekmek dağıtmıştı. Hemen belirteyim ki, bir ülkede günlük ihtiyacını karşılayacak ekmek almaya parası olmayan insanların bulunuyor olması ve bunların evlerinin önüne getirilen ekmek arabalarındaki ekmeleri dağıtmaları şahsen beni hep üzmüştür, Çünkü bırakın diğer ihtiyaçlarının karşılanmasını ekmek alacak kadar insanların bir geliri yok ise o ülkenin yönetiliyor olduğunu söylemek zorlaşıyor. Çünkü bana göre devletin görevi insanları sosyal yardıma muhtaç etmek, değil temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir gelire kavuşturmaktır. Ancak, her sene sosyal yardım alanların sayısının artıyor oluşu, insanı tedirgin ediyor. Söz gelimi yuvarlak hesap 2018’de sosyal yardım alanlara verilen destek 263 milyon lira iken 2022 yılında bu rakam 448 milyon liraya yükselmiş. Bu arada yapılan sosyal yardımlara bayram öncesinde ek destek 450,8 milyon lira olmuş.
Hemen belirteyim ki, derdim yapılan sosyal yardımlara karşı çıkmak değil. Sadece ülkemizde sürekli olarak sosyal yardıma ihtiyaç duyanların sayısının artıyor olmasıdır. Çünkü bu durum ülkenin ekonomik bakımdan iyi yönetilmediğinin bir ifadesidir. Her toplumda her dönemde ihtiyaç sahipleri olabilir ve bunların ihtiyaçlarının giderilmesi sadece devletin değil, aynı ülkede birlikte yaşayanların ortak görevidir. Ancak, bunun yapılması sırasında sağ elin verdiğini sol elin görmemesi gerekir. Kültürümüz böyle emrediyor. Özellikle de bu yardımların bir övünmeye çevrilmemesi şart. Çünkü şimdilerde kalktı ama yıllarca her gün öğlen vakitlerinde gelen belediyenin ekmek aracının arkasında kuyruk oluşturanlara önceden belirlenmiş ekmekleri dağıtılırdı. Diyelim ki, böylece ihtiyaç sahiplerinin ihtiyacı karşılanırdı. Ancak, iş bununla da kalmaz etrafta poşetler içinde bir kenara konulmuş ekmekler görülürdü. Kısacası tek yönlü değil çok yönlü bir olumsuzluk sergilenirdi. Sonuç olarak devletin görevi yoksula yardım dağıtmak değil, ihtiyaç sahibi olmaktan kurtarmak, bunu sağlayacağı bir düzenin kurulmasıdır.