Futbol dünyadaki insan insana mücadelenin temsili biçimi. Hangi birimiz top oynarken oyun olduğunu unutarak kendimizi kıyasıya bir mücadelenin içerisinde bulmadık ki? Okul kıyafetleriyle top peşinde koşup evde zılgıt yediğimiz anlar ne güzel ne unutulmaz anlardı. Boş arsalarda ve sokak aralarında koşarken kendimizi tuttuğumuz takımın as futbolcusu gibi hissederdik. Ayaklarımızla düşünürdük sanki. Biz büyüdük ve birçok şeyin de tadı kalmadı. Sahalar toplu konutlara dönüştü, ara sokaklar arabaların park yerleri haline geldi. Evlerdeki kilim dönemi daha sona ermeden halı saha devri başladı. Çok geçmedi, futbol oynanan bir şey olmaktan çıkıp tartışmalarımızın konusunu oluşturdu.

Futbol masum bir oyun mu yoksa uluslararası oyun içerisinde oyun muydu? Bir taraftan kitlelerin afyonu olduğunu söylerken diğer taraftan bu afyonu yutmaktan da geri durmadık. Evet, futbol sadece futbol değildi. Eduardo Galeano “Gölgede ve Güneşte Futbol” kitabında benzeri şeyler söylüyordu. Simon Kuper “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” diye bir kitap yazmıştı. Nick Horbny çocukluk ve ergenlikte taraftarlık kültürünün oluşmasını anlattığı “Futbol Ateşi” isimli eseri, Pascal Boniface tarafından kaleme alınan “Futbol ve Küreselleşme” kitabını da bunlara ilave etmek lazım. Yakın zamanların futbola dair yazılmış eserleri arasında şair Alper Gencer dostumuzun “Brezilyalı Kanarya” kitabını da anmadan geçmeyelim. Bu kitapta Alper Gencer futbolun hayattan daha çıplak bir oyun olduğunu söylüyor.

Şairler oldum olası futbola düşkündür. İçlerinde çok sıkı takım tutucular vardır. Fenerbahçeli şairlerin çoğunlukta olduğunu sanıyorum. Son dönemlerde Trabzonspor’a şiir yazacak denli tutkun şairler de az değil. Nadir Aşçı iyi şair ve iyi denemeci. Tuttuğu takımı şimdilik burada söylemeyeceğim. Zira okuyucuları etkilenmesin. Nadir Aşçı’nın Çıra-Edebiyat dizisinden çıkan “Deniz Tarafındaki Kale” deneme kitabını ayrı bir yere yerleştirmek gerektiğine inanıyorum. Yazarımız söze Luis Cezar Menotti’den ödünç aldığı bir cümleyle giriş yapıyor: “Sadece futboldan anlayan, futboldan da anlayamaz.” Maksat oyunun endüstrileşmesi değil güzelleşmesidir. Futbolun futbol olarak kalmasıdır asıl olan. Kitabı okurken yazarın benim sahama doğru gol atmak için değil selam vermek için yaklaştığı kanaati hâsıl oldu. Çünkü ben de şöyle bir cümle karşısında ofsayta düşmem: “Bana sorulsa, ben hâlâ sekiz gol yediğimiz o yıllardan yanayım. O saf yenilgilerin güzelliğinden yana.”

Ne yazık ki kapitalizmin lügatinde “saf yenilgi” diye bir şey yok! Bu yüzden size kimse bu konudaki fikrinizi sormayacaktır. Ne de olsa futbolcunun bir şirket çalışanından farkı kalmamıştır. Sizler de bir seyirci olarak borsada oynayan iki takımdan biri üzerine oynuyorsunuz. Nadir Aşçı’ya göre günümüz futbolunda hızlı bir büyü kaybı sorunu vardır. Dünya üzerinde bütün maçlarda gol ortalaması hızlı biçimde düşmekte, golsüz biten maçlarda her geçen yıl artış olmaktadır. Çok gol atmak üzerine değil hiç yememek üzerine kurulan bir sistem var artık. Nihat Sami Banarlı gibi edebiyatçı yazarların futbol konusunda teşvik yerine temkinli yaklaşımlarına da değinen Nadir Aşçı günümüzde futbolcuların, birer iş adamı gibi binlerce milyonlarca lirayla iş görebilmeleri, bazı ailelerin, çocuklarını futbolcu yapmaya yönlendirmesine sebep olduğu gerçeğinin altını çiziyor.

Türk münevverlerinin futbola bakışındaki bu olumsuzluğun savunulacak fazla bir tarafı yok yazara göre. Üstelik dünyanın sayılı derbilerinden Celtıc-Glasgow Rangers derbisinin mezhep kökenli olması; Adana Demirspor, Ankaragücü, Liverpool gibi takımların birer işçi takımı olması; Altay’ın İttihat ve Terakki, Karşıyaka’nın Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın takımları olması, bunun yanında ikisine nispeten burjuvazi ve aydınlar takımı olarak Göztepe’nin kurulmuş olması gibi örneklerin bile futbolun Türk entelijansiyası tarafından asla küçük görülmemesi gerçeğine ışık tutmaya yeteceğini söylemekten de geri durmuyor.
Evet, bu kitap bütün yönleriyle futboldan bahsediyor, ama öyle doksan dakikada biter falan da sanmayın. Her başlık üzerinde okuduktan sonra uzun uzun düşünmek icap ediyor. Çünkü ister oyuncu ister taraftar isterse seyirci olalım anlatılan bizim hikâyemiz. “Tarafım Tarafsın Taraf”, “Orta Yuvarlağın Rakip Kaleye Bakan Dilimi”, “Vefaspor’dan Büyüktür Vefa”, “Futbolun Şiiri mi Şiirin Futbolu mu?”, “Futbolun Cazibesi”, “Futbol Edebiyatın Nesi Olur?”, “Önümüzdeki Maçlara Bakacağız”, “Henry Sen Neden Buradasın? Deschamp Sen Neden Burada Değilsin?”, “Çubuklu Forma”, “Deniz Tarafındaki Kale”, “Emirdağ’ına da Kar’a Gidelim”, “Zenginler Oynar, Fakirler Seyreder”, “Mizah Bizim İşimiz Değil”, “Teknik Adamlar Niçin Kravat Takar?”… Başlıklar okuyucuyu kitabın orta sahasına kendini atacak kadar sürükleyici. Her konu bir diğerine pas veriyor gibi. Sevgili okur, kale arkasında durma, lütfen sen de kitabın orta sahasına dâhil ol! Haydi iyi okumalar!
(Deniz Tarafındaki Kale-Nadir Aşçı-Çıra-Edebiyat)