İçinde yaşadığımız hâkim toplumsal düzende Müslüman

olarak varoluşumuz, bizi fikir ve fiil düzeyinde sorumlu kılıyor. İnsanların

birçoğu yaşadıkları hayatı dünyevi gayeler, haz ve zevklere

uyarlamaya/ayarlamaya yönelmiş olsalar da Müslümanların zihinsel ve ameli

yönelişleri aksi istikameti işaret etmeli.

Müslüman ca düşünmek ile Müslüman ca yaşamak arasında

kopmaz bir irtibat var. İman, ilim ve salih amel arasındaki irtibatın gereği ve

sonucu olarak sorumluluğu seçen Müslümanlar, dünyanın selameti için yegane

teminattır.   

Müslümanlar içinde bulunduğumuz şu dünya düzeninde

sorular ve sorunların birinci derece muhataplarıdır. İnsanların ekserisi için

mevcut hayat seyrine katılmak ve orada uygun bir rol/pozisyon edinmek yeterince

tatmin edici sayılsa da Müslümanlar için durum böyle olmamalıdır.

Sözlerimizi biraz daha somutlaştıralım ve soralım.

İçinde yaşadığımız toplumsal düzen demokratik,

liberal-kapitalist bir karaktere ve yönelime sahip iken Müslümanlar, böyle bir

düzende elde ettikleri yaşama imkânına, Müslüman ca yaşamak adını

verebilirler mi Ve Müslümanların ileri sürebilecekleri (sürmeleri gereken)

talep ve iddialar, çizmeye çalıştığımız bu çerçeveye razılıklarından ibaret

sayılabilir mi

Değilse ya ne  

Demokratik taleplerin ve beraberinde yapılacak

düzenleme/uygulamaların yeterince işleyişe konmuş olması, Müslüman ca bir

hayatın inşasına bir zorunlu sonuç olarak daima katkı mı yapar, yoksa

Müslümanlığımıza tahripkâr etkiler de içerir mi Bir başka deyişle

demokratikleşmenin kazanımlarına (bu arada AB örneği üzerinden de

düşünülebilir) iltica eden Müslümanlığımızın merkezi bir kıymet-i harbiyesi

olacak mıdır, inisiyatifi elde bulundurması gibi bir gayesi var mıdır

Müslümanlığımız yeni tecrübeler düzleminde imtihandan

geçiyor ve maalesef bu soruları sıkça sormaya devam edeceğiz gibi görünüyor.

Demokrasi ve demokratik kültürün bu derece kutsanıyor

olması Müslümanların bu ülkede (ve tabii içinde yaşadığımız dünya düzeninde)

bir kısım zorunluluk ve problemlerin gereği midir yoksa (bize ait olmadığından

haberdar olamadığımız) Grek, Roma ve Hıristiyan kültürün tarihsel deneyiminin

tabii sonucu olarak kabullendiğimiz bir ideal mi Hangi sınıfsal çatışmalara,

hangi köleci tecrübelere, hangi mezhep savaşlarına çare olarak iltica ettik

demokrasiye

Sorulabilecek epeyce soru var. Ciddiyetle kendimize sorup

cevap bulmamız gereken.

Bazı dostların ileri demokrasiyi bir yönetsel araçtan

ibaret gördüklerini, din başka o başka bir şey kardeşim dediklerini

biliyoruz.

Demokratik tercihi, ehven-i şerle açıklayanımız da var,

yaşadığımız sıkıntılarla ilişkilendirenlerimiz de.

Bana sorarsanız -sormazsınız ya- demokrasi ya da diğer

batı değer merkezli kavram ve kurumlar, öyle yürekten dile getiriliyor ve

prestijle anılıyor ki Müslüman mahallesinde, bir yeni amentüye dönüşmesinden

endişe ediyorum

Bereket versin kitap ve sünnete dayalı sabitelerimiz var

ve din tamamlanmış.

Her çeşit sapma ve tahrife karşı koruyan yol haritamız

var.

Okuyabilirsek, anlamaya ve yaşamaya çaba sarf edersek

tabi.

Uygar dünyanın dolmuşuna bindiğimizde, demokratik

demokratik bizi hangi yollara süreceği yeterince belli olmuyor mu sizce de