Yeter, söz milletindir sloganı, 1950 yılındaki seçimlerde Demokrat Parti’nin, totaliter, otoriter, diktatör CHP rejiminin gitmesi için kullandığı ve seçimleri kazanmasında gerçekten etkili olduğu slogandı. Halkın iradesinin artık egemen olması gerektiği, yapılan zulümlerin, insan hak ve hürriyetlerine, din ve vicdan özgürlüğüne yapılan baskının artık sonlandırılması lazım geldiğini dile getiren bu slogan, aslında, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” düsturunun kısaca izah edilmesinden başka bir şey değildi. Demokrasi nerde başlar Demokrasi önce zihinlerde sonra sandıklarda başlar. Zihinleri özgürleşmemiş insanlar, istedikleri kadar “seçim” yapsınlar, yine de otoriter ve baskıcı birilerinin iktidar yolunu açarak, milletin bağımsızlığının ve özgürlüğünün önünde set oluştururlar. Bu sebeple, öncelikle özgürlüğün özümsenmesi, benimsenmesi, içselleştirilmesi ve bunun milletin hayrına olacak şekilde kullanılmasını sağlayacak bir devlet yönetiminin teşkili esas olmalıdır.

Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından Demokratikleşme Paketi açıklandı… Geçen haftaki yazımızda ifade ettiğimiz gibi, biz paketten “ahım şahım” bir şeyler çıkacağını zannetmiyorduk. Nitekim bazı satır başları hariç, tam anlamıyla demokrasiyi özümseyen bir şeyler ortaya konulmadı. Ne demiştik! Demokrasi sandıktır… İnsanların hür iradelerini kullanarak gittikleri sandık başında, kendilerini yönetecek “devlet adamlarını” tam manasıyla seçemedikleri bir rejim, demokrasi açısından kusurludur, hatta ağır hasarlıdır.

Erdoğan, demokrasi paketini seçim barajlarını gündeme getirerek açtı. Yeni dönemde tartışmak üzere herkesin ağzına üç farklı sakız verdi. Bunlardan birincisi yüzde 10’luk barajın aynen kalacağı, diğerleri ise daraltılmış bölge sakızları.

Çağdaş Avrupa ülkelerinin hemen hemen hepsinde seçim barajları makul seviyelerdedir… Ama 12 Eylül darbesinin getirdiği Türkiye’deki seçim sistemindeki yüzde 10’luk baraj, ülkemiz demokrasisinin önündeki en büyük engeldir. Seçmenin iradesinin tam olarak yansımadığı bu sistem, iktidar partilerinin “Hepsi benim olsun” zihniyetiyle sürekli kaşıdığı ve indirmeye yanaşmadığı bir sandık hilesi olarak karşımızda durmaktadır.

12 Eylül’ün arkaik kalıntılarını temizlemek için Anayasa yapmaya karar veren, bunun için bir yılı aşkın süredir birbirlerini yiyen iktidar ve muhalefet kanadının, barajların kaldırılması veya makul seviyeye indirilmesi noktasında bir girişimde bulunmaması gerçekten esef verici bir olaydır.

Demokratikleşmeyi istiyor musunuz İstemiyor musunuz İnsanların ağzında “Keçiboynuzu” tadı bırakan şeyleri açıklayarak, Turgut Özal’ın deyimiyle “Türkiye’ye çağ atlattığınızı” sanıyorsanız, çok yanılırsınız.

Türkiye, gelişiyor, büyüyor… Çağdaş dünyanın ortaya koyduğu normların tamamını, gelişen teknolojik aygıtlarla, televizyonlarla, bilgisayarlarla herkes sürekli takip ediyor. Her şeyin gizli kapaklı döndürüldüğü, gizli saklı halledildiği bir zamanların yönetim anlayışı artık yok… Olamaz! Bu çağda, 30 sene önceki arızalı kafanın koyduğu kurallarla iktidarınızı tahkim etmek için ayak oyunları yapmayı, iktidarcılık oynamayı marifet sayarsanız, her şeyin tersine döneceği bir dönemin de gelip çatacağını hesap edeceksiniz.

Ne demiş atalarımız: Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner!