Darwin, teorisini ortaya attığı dönemde yeryüzünün en gelişmiş bilgi bankasının hücrenin içerisinde bulunduğunu bilmiyordu. Bu dönem değil DNA gibi bir molekülün sarmal yapısı ve bilgi kapasitesinin incelenmesi, hücrenin temel yapısının dahi anlaşılamadığı son derece geri bir bilim düzeyine sahipti. James Watson ve Francis Crick, DNA nın sarmal yapısını, Darwin in Origin of Species (Türlerin Kökeni) adlı kitabının yayınlanmasından neredeyse 100 yıl sonra ortaya çıkardılar. O zamandan bu yana moleküler biyolojide kaydedilen ilerlemeleri Darwin in kendi döneminde öngörmesine olanak yoktu. Bu bakımdan temelden geçersiz bilgi ve varsayımlar üzerine kurulan evrim teorisinin, DNA gibi, bilim adamlarını halen hayranlık içinde bırakan bir yapının varlığını açıklayamayacağı ortadadır. Etrafımızdaki canlılara ait bilgiler, her canlının kendi hücrelerinden her birinin içindeki "DNA" denilen bu bilgi bankasında saklıdır. Bir gülün, bir portakalın, bir serçenin, bir kaplanın ya da bir insanın tüm yapısal özellikleri, onları oluşturan hücrelerin çekirdeklerinde bulunur.

Gelişen bilimin ortaya çıkardığı gerçek, canlıların asla tesadüflerle ortaya çıkamayacak kadar kusursuz bir düzenliliğe ve son derece kompleks yapılara sahip olduklarıdır. Bu ise canlıları üstün güç ve ilim sahibi olan Rabbimiz in yarattığının apaçık bir delilidir. Yaratıcımız olan Allah ın varlığını redderek tesadüflere bel bağlayan evrim teorisi de, ortaya atıldığı tarihten bu yana, en sarsıcı darbelerden birini moleküler biyoloji alanındaki gelişmelerle birlikte almıştır. Çünkü moleküler biyoloji, canlılığın kökeninin sözde basit yapılara dayandığını öne süren Darwinizm in iddialarını tartışmasız delillerle temelinden çürütmektedir. Bilim adamları, hücre içinde, "moleküler makine" olarak ifade ettikleri kompleks yapılar keşfettikçe, bunların rastlantılar sonucu oluşamayacağını açıkça görmüşlerdir.

DNA 1950 lerde elektron mikroskobunun icadıyla keşfedilmiştir. DNA, her hücrede bulunan, muhteşem bir düzene sahip, dev bir moleküldür. Bu uzun molekül zinciri üzerinde, o hücrenin -ve hücrenin ait olduğu canlının- tüm fiziksel ve kimyasal yapısına ait bilgiler şifrelenmiş şekilde bulunmaktadır. Ancak hücrenin içinde böyle bir bilgi bankası bulunması tek başına bir şey ifade etmez. Bu bilgi bankasının içindeki bilgilerin gerektiği şekilde okunması ve elde edilen bilgiye göre üretim yapılması zorunludur. Cansız maddelerin şifre yazması, şifre çözmesi, aşamalı tedbirler alması, elindeki bilgiye zarar gelmemesi için sistem kurması mümkün değildir. Bunları, topraktaki elementlerden meydana gelen moleküllerin kendi kendilerine yapması beklenemez. Ancak Darwinistler, evrim teorisine öylesine kesin bir tutuculukla bağlıdırlar ki, detaylarına ileriki bölümlerde değineceğimiz bu gerçeği inkar ederler. Herşeyin tesadüfen olduğuna kendilerini ve diğer insanları inandırmak uğruna, akıl ve mantıkla çelişen, bilimsellikten tamamen uzak iddialarını ısrarla savunurlar. Ancak Nobel ödülü sahibi biyokimyacı ve DNA yı keşfeden bilim adamlarından biri olan Francis Crick, kendisi de evrimci olmasına rağmen, Life Itself (Hayatın Kendisi) adlı kitabında gerçekleri şöyle kabul etmektedir:

"Bugün sahip olduğumuz bilgiler ışığında dürüst bir adam ancak şunu söyleyebilir: Bir anlamda hayat mucizevi bir şekilde ortaya çıkmıştır." (Francis Crick, Life Itself: Its Origin and Nature, Simon & Schuster, New York, 1982, s. 88.)

Francis Crick gibi evrimci bilim adamlarının tüm itiraflarına rağmen, Darwin in köhne teorisi hâlâ ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Darwin in varisliğini yapan bilim adamları bu teorinin temeline hiçbir bilimsel bir gerçek koyamadıkları için, teoriyi "tesadüf" kavramı üzerine temellendirmişlerdir. Özellikle son 50 yıl içinde moleküler genetik alanında kaydedilen olağanüstü ilerlemeler sonucunda elde edilen bulgular göz önüne alındığında, Darwin in tesadüf temelli bilim dışı iddialarının varlığını halen sürdürebilmiş olması son derece şaşırtıcıdır. Bu durum, kendisi de bir evrimci olan Harvard Üniversitesi nden biyolog ve genetikçi Dr. Richard Lewontin in bir itirafında da yer alır: