15 Temmuz askeri darbe girişimini basite indirgeyici açıklamalar aslında gerçekleri ortaya koymaktan çok uzak olup, bu olayın tarihi sürecinin ve küresel boyutunun da göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünmek gerekir. İlk andan itibaren Fethullah Gülen’e eklemlenen darbe girişiminde, “küçük bir çete”, “bir grup Feto’cu” gibi imlemelerle konuyu çözülmüş gibi göstermek aslında paradoksal olup, sadece teatral kurgularda ortaya çıkan mitolojik kurtarıcı (deux ex machina) rolündekilerin ortaya koydukları çözüm formülünden ileriye gidememektir.
Küresel adlandırmayla “Gülenist Hareket”, salt Saylorsburg, Pennsylvania’da 25 dönümlük arazi üzerinde yer alan malikânede yaşam sürdüren ve “Altın Nesil İbadet ve İnziva Merkezi” (Golden Generation Worship and Retreat Center)nde “okyanus ötesi” masum bir insan ve etrafında kümelenmiş bir grup olarak değerlendirmek safdillik olsa gerek. Bu hareketin, “Hristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki dinler arası ve kültürlerarası diyalog” düzleminde yüz elli ülkede yardım kuruluşları, kolejler, hastaneler ve Filipinlerdeki Malina, Zambuanga şehirlerinden, Kenya’daki Nairobi ve Mombasa şehirlerine kadar uzanan küresel çapta binin üzerindeki okulu bulunmaktadır.
1993 yılı Şubat ayında; “İsrail, ABD ve Türkiye’nin ortak çıkarları” adlı bir belge ile İran’a karşı hareket etmek üzere eski Harvard Ortadoğu Çalışmaları Merkezi Direktörü ve CIA güdümünde görev yapan Siyonist Nadav Safran’ın ortaya koyduğu “Türkiye seçeneği” dillendirilmeye başlandı. Bundan amaç, Türkiye ve İran’ı karşı karşıya getirmek ve ilişkileri koparmaktı. Aynı tarihlerde ABD’yi ziyaret eden dönemin İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Perez’in, ABD yetkililerinden Türkiye’ye yardım ve destek istemesi dikkat çekici idi. Üç yıl boyunca Türkiye-İsrail arasında bu konudaki çabalar sürdürülmeye çalışıldı.
Refahyol iktidarının kurulması ve Başbakan Erbakan’ın İran’ı ziyaret etmesi bütün bu planın akamete uğramasına neden oldu. İşte Fethullah Gülen’in yıldızının parlatılması da bu döneme denk gelmektedir. RP döneminde Türkiye’de görev yapan ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi Marc Isaiah Grossman, “Dinler arası diyalog” kapsamında Fethullah Gülen’e büyük destek çıkarak, RP iktidarına karşı Gülen kartını ortaya koymuştur. Ondan sonra göreve gelen Mark Robert Parris, W.Robert Pearson ve Eric S. Adelman da aynı çizgiyi takip ettiler.
Dikkat çekici bir nokta da şudur; “dinler arası diyalog” kapsamında, Fethullah Gülen’e kapıları ardına kadar açan ve daha sonra ABD’de daimi ikamet alabilmesi için eski ABD’nin Türkiye eski büyükelçileri, Morton Isaac Abramowitz, Eric S. Adelman ve CIA Ortadoğu İstasyon Şefi Graham E. Fuller ile birlikte büyük rol oynayan Grossman’ın, ABD eski Savunma Bakanı ve “Üniteryenizm”in önde gelen isimlerinden William Cohen’in sahibi olduğu Cohen Group Başkan yardımcılığı görevine getirilmesi dikkat çekicidir.
ABD, Fethullah Gülen vasıtasıyla, Türkiye’yi ABD ve İsrail politikalarına hizmete amade “pivotal yumuşak güç” olarak düşünmekte idi. ABD’nin Gülen’e bu kadar kucak açması ve eğitim alanında küresel bir güce dönüşmesine göz yumması sıradan bir uygulama olmasa gerek.
Türkiye’yi, Rusya ve İran gibi ülkelerden tamamen koparmayı amaçlayan ve bu konuda epey mesafe alan ABD ve İsrail, Gülen vasıtasıyla asıl amaçladıkları hedefe ulaşmak için ince dokunulmuş ankebut siyasetini devreye sokmuşlardır. Rus uçağının düşürülmesi hamlesini de bu zaviyeden iyice irdelemek gerekir kanaatini taşıyoruz.
Bu arada, ABD’li yetkililer tarafından, “statükodan yumuşak güce” (from status quo to soft power) kapsamında Türk Kissinger olarak Ortadoğu’nun ikici Henry Kissinger’ı olarak takdim edilen eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, Kasım 2007’de İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez’in TBMM’de konuşma yapmasını sağlayan kişi olarak bilinmektedir.
6 Eylül’de, İsrail uçakları Suriye’nin Deyrülzor kentindeki nükleer tesislerini bombalarken Türk hava sahasını kullanmaları karşısında hiçbir adım atılmazken, Rus uçağının hava sahamızı ihlali sonucu düşürülmesi ise düşündürücüdür. Bu ve benzeri sebeplerle,15 Temmuz’da yapılmaya çalışılan darbe girişimini basite indirgemek ve işin küresel boyutunu göz ardı etmek abesle iştigal olur düşüncesindeyiz.