Hz. Aişe (R.Anha)dan rivayete göre Hz. Peygamber(S.A.V.) efendimiz güneş tutulması namazını kıldırdıktan sonra ALLAH a hamd ve sena etti, sonra:
"Şübhesiz ki, güneş ile ay, ALLAH ın âyetlerinden iki âyettir. Bunlar hiçbir kimsenin ölümü ve de hayâtından dolayı tutulmazlar. Sizler bu tutulmayı gördüğünüz zaman hemen ALLAH a duâ edin, tekbîr alın, namaz kılın ve sadaka verin" buyurdu. Sonra da şunları söyledi: "Ey Muhammed ümmeti, ALLAH a yemîn ederim ki, erkek kulunun veya dişi kulunun zina edişinden dolayı ALLAH Teâlâ kadar kıskanç olan hiçbir kimse yoktur. Ey Muhammed ümmeti, ALLAH a yemîn ederim ki benim bilmekte olduğumu sizler bilseniz, muhakkak az güler çok ağlardınız" (Buhari; Küsuf:2; No: 997; 1/354)
Burada ALLAH ın gayretinden maksad, bunun lâzımıdır: Ailesini, nâmûsunu kıskanan kimse, tecâvüz edenin cezasını tertîb ile ukubete uğratırsa, ALLAH da haramları işleyenlere şiddetli ceza hazırlamıştır demektir. Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin bu hutbesinin son fıkrası çok ma nâlıdır. Hz. Peygamber(S.A.V.) efendimizin bu sözündeki azamet ne kadar teemmül edilse az gelir. Hakîkaten "ALLAH ın azametinin ne olduğunu, cürüm sahihlerinin uğrayacağı ilâhî intikamın şiddetini, kıyamet hâllerini, ateş azabının şiddetini bilseniz" demektir ki, bunları müşâhede eden kimsede neşve ile dünyâ sevinci kalmayacağı bedîhîdir. Buradaki "Az gülerdiniz" demek "Gülmeye hiç mecaliniz kalmazdı" demek olur.
Umudu, korkusuna gâlib olanlar ise buna "ALLAH ın geniş rahmetini; hilminin, Iûtfunun, kereminin derecesini bilseniz, ihmâle uğrattığınız sevâblı fiillerin kaçırılmasından devamlı ağlar; gülmeye vakit bulamazdınız" ma nâsını verirler. Hz. Peygamber(S.A.V.) efendimizin bu son sözleri Kur ân-ı Kerim deki şu âyet-i kerimeyi hatırlatıyor:
"Artık irtikâb etmekte oldukları günâhların cezası olmak üzere az gülsünler, çok ağlasınlar . (Tevbe Suresi: 82)
Bütün hadis-i şerifler gösteriyor ki: Güneş tutulması esnasında: Namaz kılmak, ALLAH a dua etmek, O nu zikretmek, istiğfar etmek, sadaka vermek ve gücün yettiği ölçüde çeşitli ibadetlerle, hayırlarla ALLAH Teâlâ ya kullukta bulunmak gerekirdi.
Çünkü Güneş ve Ay tutulmasının ne gibi muntazam kanunlar dairesinde meydana geldiği malûmdur. Mütefekkir bir insan için bu kanunları böyle düzenli, mükemmel bir tarzda meydana getirmiş olan Yüce Yaratıcı yı düşünmek en yüksek bir vazifedir.
Güneş ve Ay tutulması ile aydınlık nimeti, karanlığa dönüşüyor, iki parlak kürenin simasını yoğun bir karanlık kaplıyor, bu hal devam edecek olsa, hayatî varlığımızda kim bilir ne fecî değişiklikler meydana gelir. Halbuki Alîm ve Hakîm olan kainatın yaratıcısının koymuş olduğu tabiat kanunları buna müsaade etmiyor. Bu korkunç hüzün verici hal, az sonra yok oluyor. O iki kudret meşalesi, yine olanca parlaklığı ile ışıklarını, nurlarını etrafa saçıp durmaya başlıyor. Artık bundan dolayı Kerîm ve Rahîm olan Yaratıcımıza binlerce, yüzbinlerce şükür etsek yine kulluk vazifemizi yerine getirmiş olamayız.