İKTİDAR öncelikli konu olarak başkanlık sistemini gündeme getirirken muhalefet çözüm sürecinin yeniden başlatılması gerektiğini savunuyor. Özellikle HDP çözüm sürecinin başlatılmasını yeni anayasa hazırlanmasına destek vermenin şartı haline getirecek görünüyor. Yani iktidar kanadı yeni anayasa ve başkanlık sisteminin hayata geçirilmesinde HDP’nin desteğine ihtiyaç duyacaksa, içinin HDP tarafından nasıl doldurulduğu belli olmayan çözüm süreci HDP’nin şartı olarak gündeme gelecek. Yakın geçmişte yaşananlar hatırlandığında toplumun büyük bir kesiminin çözüm sürecine sıcak bakmayacağını söylemek yanlış olmaz. Bu bakımdan demokratik hakların tüm kesimler için hayata geçirilmesi ana konu olmalıdır. Toplumun tüm kesimleri terörün bitmesinden yana. Terörün bitmesi, toplumsal kucaklaşmanın gerçekleşmesi için yapılabileceklerin yapılmasına bir itirazın gelmeyeceğini söylemek mümkün. Ancak, çözüm sürecini gündeme taşımak isteyenlerin bundan ne anladıklarını, terör örgütünün böyle bir yaklaşım karşısında nasıl bir tavır takınacağını net bir şekilde ortaya koymaları, isteklerinin içini doldurmaları gerekiyor. Aynı şey başkanlık sistemi için de geçerli. Yıllardan beri başkanlık sistemi tartışılıyor olmasına rağmen içi doldurulmuş değil. Başkanlık sistemi denildiğinde savunanlar ne istediklerini tam olarak izah etmiyorlar. Sadece dünyada uygulanmakta olan başkanlık sistemlerine atıf yapılıyor. Başkanlık sistemi deyince Meclis’te temsil edilen muhalefet partileri hemen yasama; yürütme ve yargının tek elde toplanacağı havasını estiriyorlar. Ve bunun sakıncalarına dikkat çekiyorlar. Aslında Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi ile tam olmasa da başkanlık sistemi uygulanmaya başlanmış bulunuyor. Ne var ki, özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuda ısrarcı davranıyor. Her ne ise derdim başkanlık sistemini tartışmak değil. Çünkü 40 yıldan beri Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi gerektiğini savunan bir gelenekten geliyoruz ve bu hususta tarafımız bellidir. Ancak, istenen şeylerin net bir şekilde tarif edilmeyişi ister istemez tartışmaları körüklüyor. Aynı durum çözüm süreci içinde geçerli. Özellikle de çözüm süreci olarak tarif edilen geçmişteki süreç topluma büyük acılar çektirdi. Terör örgütünün çözüm sürecini şehirlerde ve kırsal kesimde yığınak yapmak için kullandığı görüldü. Ayrıca çözüm sürecinden başlangıçta ilan edilen silah bırakma ya da silahların gömülmesi yönünde hiçbir gelişme sağlanamadı. Çözüm süreci silah bırakmak bir yana terör örgütünün ağır silahlarla silahlanmasına zemin hazırlamış, pek çok yerleşim birimi kurtarılmış bölge haline getirilmiş oldu. Bu husus hafızalardaki canlılığını korurken HDP’nin ısrarla çözüm sürecini gündeme getirmesi, buna karşılık özellikle Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından HDP’nin terör örgütünün siyasi kanadı olarak nitelendirilmesi birlikte düşünüldüğünde çözüm süreci başlatılacak olsa bile geçmişte olduğu gibi HDP’nin İmralı ve Kandil arasında arabuluculuk yapması mümkün olabilecek midir Terör örgütünün siyasi uzantısı olarak tarif edilen bir partinin mensuplarının hükümet ile terör örgütü arasında arabuluculuk yapması nasıl olacaktır Meseleye bu açıdan bakıldığında seçimin hemen arkasından çözüm sürecinin tartışmaya açılması ortamı germekten öte bir sonuç vermeyecektir.

Bu bakımdan öncelikli olarak tarafların bir araya gelmesi, beklentilerini karşılıklı olarak ortaya koymaları gerekiyor. Başbakan Davutoğlu her fırsatta çözüm sürecinin sürdürüleceği yönünde yaptığı açıklamaların hayata geçebilmesi için geçmiş dönemde yaşananların tekrarlanmayacağına hükümetin inandırılması gerekiyor. Çünkü çözüm süreci tekrar başlatılır ve bir süre sonra terör örgütü, “Aldığınız karar beni bağlamaz” yaklaşımı sergileyecek olursa böyle bir süreci başlatanlar ağır bir bedel ödemek zorunda kalırlar. Kaldı ki, 7 Haziran seçimlerinin ardından bir araya bile gelmekten kaçınanların bugün terörü bitirmek hususunda aynı çizgide birleşebilmeleri eskiye göre daha da zordur. Böyle olunca da toplumun başkanlık sistemi ve çözüm süreci tartışmaları ile oyalanmaması, terörle mücadeleden istenen sonuç alınıncaya kadar sürdürülmesi toplumun büyük bölümünün arzusu haline gelmiştir.