Bilindiği gibi çocuğun eğitimi anne karnında başlıyor.

Bebek, annenin yaptığı “konuşmaların ve davranışların” tümünü anne karnında

algılıyor.

Bebek, anne karnında kaldığı süre içerisinde yüzde 25

oranında “kişiliğini ve kimliğini” kazanmış oluyor.

Doğduktan sonra da okul çağına kadar olan devrede gördükleri

modellerle yüzde 20 etkileniyor.

Çocuk okul çağına geldiğinde yüzde 45 oranında “kişiliği ve

kimliği” oluşmuş oluyor. Kişilik ve kimlik dediğimiz süreç, aşağıda

sıralayacağımız evreler sonucunda ortaya çıkıyor. Bu evreler, “psiko-sosyal”

evrelerdir. Her anne ve baba bunları bilmek zorundadır.

Doğum sonrasında başlayan bu evreleri, şu şekilde

sıralayabiliriz.

***

ÖĞRENME DUYGUSU:

Çocuk, ihtiyaçlarını karşılayacak durumda olmadığından

“duygularıyla” hareket eder.

Bu duyguların başında da “öğrenme duygusu” gelir.

Çocuğun davranışlarının çoğu, öğrenme duygusuna dayalıdır.

İlk öğrenmeye çalıştığı kişi de, “Annesi.” dir. Önce sevmeyi ve sevilmeyi

öğrenir.

Cisimleri, sesleri, konuşmaları ve çevresini öğrenmeye

çalışır. Çocuğun ruhsal yapısında “inanma ihtiyacı” çok kuvvetli olduğundan,

öğrendiği her şeye inanmaya başlar.

GÜVENME İHTİYACI:

Yumurtanın içindeki bir civciv, gagasıyla yumurtanın

kabuğunu kırar ve kendi kendine kabuğundan çıkar.

Daha sonra, silkelenip iki ayağı üzerine dikilir ve

gagasıyla, etrafında yemini aramaya koyulur.

Civciv yavrusu, kabuğundan çıkar çıkmaz, onun için hayat

mücadelesi başlar.

Memeli hayvanlar da, aşağı yukarı böyledir.

İnsan yavrusu ise, böyle değildir.

Ayakları üzerinde duramaz, başını kaldıramaz, kasları tutmaz

vs…

Gücünü toplayıncaya kadar başkasının himayesine muhtaçtır.

Bu nedenle çocuğun başkasına güvenme ihtiyacı, doğasında

vardır.

Bu güvenme annesiyle başlar, babasıyla gelişir, giderek

“Allah’a ve dine “ yönelir.

MERAK DUYGUSU:

Bu duygu, her yetişkin insanda da vardır, çocuklarda daha

fazladır.

Aklı kestiği kadarıyla, çevresindeki olayları çözmeye

başlar.

Çözemediği olayları, merak etmeye başlar, kaprislik ve

egoistlik dönemi başlar.

İstediğini yapabilmesi için kafasının içinde bir sürü

sorular oluşur.

Bu soruların ağırlığı “din” ile ilgilidir.

ÇOCUĞUN İSTEKLERİ:

Çocuk, merak ettiklerini ve gördüklerini istemeye başlar.

Bu devre, çocuğun 2 veya 3 yaş devresidir.

Dini kafasında şekillendirmiştir.

Aynı şekilde, Allah’ı da kafasında şekillendirmiştir.

Kafasında şekillendirdiği Allah’ı ister.

İşte, bu devrede ebeveyn, çocuğun anlayacağı dilde “Allah’ı

ve dini” anlatmanın zamanıdır.

DÜŞÜNME DÖNEMİ:

Çocuk, çevresinde gördüklerini düşünmeye başlar.

Öğrendiklerini araştırmaya koyulur.

Olaylara önce duygusal, daha sonra zihinsel yaklaşır.

Çocuğun en çok düşündüğü konuların başında “din ve Allah ”

gelir.

SORULARIN YOĞUNLAŞMA DEVRİ:

3 yaşından sonra soru, sorma dönemi yoğunlaşmaya başlar.

Gördükleri, yaşadıkları, özellikle düşündükleri hakkında

bilinçli sorular sorar.

Bu dönemde çocuklara, sabırla ve sevgiyle yaklaşıp

anlayacakları dille soruların hepsine uygun cevaplar verilmesi gerekir.

Çocuğun en çok sorduğu soruların başında “din ve Allah”

konuları gelir...

HAYAL ETME DUYGUSU:

Çocuk, düşündüklerini kendi dünyası içinde hayal eder.

Masallara karşı olan düşkünlüğü, hayal etme duygusunun

yoğunluğundandır.

Efsanevi olaylara karşı, yoğun bir ilgisi vardır.

Düşündükleri ve öğrendikleriyle “Allah’ı hayal” eder.

TAKLİT ETME DÖNEMİ:

Çocuk, önceleri bilmeden taklit eder.

Daha sonra yaptığı taklitlerle doğruyu-yanlışı öğrenir.

Bilinçli ve bilinçsiz taklitlerle çocuğun kişiliği gelişir.

Taklit yaparken de, söylenenleri kabul eder.

Anne ve babanın namaz kılınışını taklit etmek, çocuğu “dine

yöneltir.”

İÇ VE DIŞ ETKENLER:

“İç etkenler,” aile içindeki etkenlerdir.

Ebeveyn, 7 yaşına kadar çocuğuna iç etkenleri uygulayarak

“kişilik ve kimliğini” geliştirmeli.

“Dış etkenler” devreye girdiği zaman, anne ve babanın etkisi

yüzde 25’e düşer.

Bu devreden sonra anne ve babanın yapacağı etkiler çok

sanırlı olduğundan 7 yaşına kadar olan iç etkenleri çok iyi değerlendirmek

zorundadır.

***

Her anne ve baba, dünyanın en zor işinin çocuk yetiştirmek

olduğunu bilmeli.

Zor olduğunu bildiği kadar, hayatın en zevkli ve en yararlı

işi olduğunu da bilmeli.

Buna göre, bir ebeveynin çocuğuna vereceği “bilinçli

eğitim,” dünyanın en modern eğitim sisteminden daha etkili olduğunu da hiçbir

zaman unutmamalıdır.