Türkiye’nin demokrasi tarihine baktığınızda tamamen bir cinnet tarihiyle yüzleşeceksiniz. Yıllarca tek parti iktidarıyla ülkeyi yöneten, seçimlerde açık oy gizli tasnif ile iktidarını tahkim eden, İslam’ın bayrağı olan ezanı Arapçadan Türkçeye çevirerek bu kutlu sedamızı, “Tanrı uludur, Tanrı uludur” garabet nidasıyla okutanlar, karabasan gibi çöktükleri üzerimizden Yeter Söz Milletin sloganıyla milletin gönlünde taht kuran DP iktidarıyla defedildi.


Çok partili döneme geçiş ile birlikte bir daha iktidar yüzü göremeyeceğini anlayanlar, 27 Mayıs 1960 tarihinde militarist iradeyi devreye sokarak Demokrat Parti iktidarını alaşağı etti. Ne hazindir ki, yıllarca Türkiye’nin kanını emenlerden aldığı iktidar döneminde Anadolu sathında nakış nakış fabrikalar kuran, otobanlar yapan, millete hizmet edebilmek için canını dişine takan DP’ye yapılan bu darbeye o günün “yalaka ve besleme basını da” haberleriyle, manşetleriyle, yorumlarıyla çanak tutmuştu. Başvekil Adnan Menderes’e yoktan yere oluşturulan içi boş iddianameler, milletin zihnini dönüştürmek için özel olarak kullanılmış, birbirinden garip suçlamalarla ve yapılan göstermelik yargılamalar sonrasında Başvekil Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan derin devletin, “Sizi buraya tıkan irade böyle istiyor” buyurganlığıyla darağacına gönderildi. Ne yazık ki, aradan geçen bunca yıl sonra bugün hâlâ 27 Mayıs darbesine arka çıkan ve ballandıra ballandıra anlatarak bu döneme meşruiyet kılıfı giydirmeye çalışan medya mensuplarının varlığını görüyor olmaktan inanın utanç duymaktayız. Her dönemde militarist iradeye yaslanarak topluma biçim vermek ve dizayn etmek isteyen bu güruhun ve zihniyetin maalesef bugün de sütre gerisinde durduğunu, kafalarının arka tarafına sakladıkları darbe aşkını bir türlü silemediklerini görüyoruz.

27 Mayıs cuntacılarına selam çakanlar, Türkiye siyasetinin hallaç pamuğu gibi atıldığı postmodern darbe süreci 28 Şubat’ta da 5’li çeteyi yanlarına alarak, bürokrasiyi, iş adamlarını bir araya getirerek, yalaka medyayı devreye sokarak insanlarımızın zihinlerini dönüştürmeye çalışmışlardı.
O gün sokaklarda tankları yürütenler, kendileri çalıp kendileri oynadıkları, Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın asla imza koymadığı o makûs bildiri sonrasında da kendilerince ayar verdikleri demokrasi süreci için ise, “28 Şubat bin yıl sürecek” diye naralar atıyorlardı. Türkiye’nin en başarılı hükümeti Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın başbakanlığındaki Refah-Yol’u bitiren bu sürecin memleketimize bedeli çok ağır oldu. Refah-Yol’un arkasından gelen hükümetler, Türkiye’yi enkaza çevirdi. Ekonomik yıkım yaşandı, bankalar hortumlandı… Memleketi kurtarması için IMF’den bakan devşirildi.


28 Şubat’tan sonra gelen beceriksiz hükümetleri başından savmak isteyen milletimizin algılarıyla oynanarak siyaset yelpazesi bambaşka eksenlere savruldu. Muhafazakâr tabana yaslandığını iddia eden bir zihniyetin işbaşına geldiği bu dönemde, birçok değerimiz örselendi, AB müktesebatı denildi zinaya göz yumuldu, İstanbul Sözleşmesi denildi aile hedef alındı, memleketin tüm stratejik kurumları birer birer satıldı, Siyonizm’in kuklası ABD baş müttefik ilan edildi. İslam dünyasının ve mazlum coğrafyaların sesi soluğu olması gereken Türkiye’nin yönü başka çizgilere kaydırıldı. Maalesef, sürüklendiğimiz uçurum açık açık belli olmasına rağmen alternatifsizlik masalıyla hâlâ milletimizin afyonlandığını görmek bizleri kahrediyor. Bu arada 28 Şubat’ın kudretli Genelkurmay Başkanı da önceki hafta vefat etti. Bizim de aklımıza 28 Şubat bin yıl sürecek diye naralananlar geldi. Cennetmekân Erbakan Hocamıza sahip oldukları apoletleriyle buğzedenler, millete hizmet etmesini engelleyenler dünya sahnesinden silinirken, aklımıza şu geldi: Tarih her şeyi not ediyor… Bu millet kimi unutmayacağını elbette çok iyi bilir!