Okyanus ötesinde hesaplar fena şaştı; zira dünyanın en büyük iki ekonomik gücü arasındaki o sessiz savaş artık resmi rakamlara yansıdı. Güvenli liman arayışındaki küresel yatırımcının kafası oldukça karışık. Yıllardır Washington'ın en büyük kreditörü olan Pekin yönetiminin doları elinden çıkarıp altına hücum etmesi, piyasalarda tam bir deprem etkisi yarattı. Cüzdanındaki dövizin akıbetini merak eden vatandaşın gözü ekranlara kilitlenmişken, Amerika'nın bu devasa borç sarmalından nasıl çıkacağı uykuları kaçırıyor. Beklenen olmadı diyenler fena yanıldı, devler liginde kartlar sil baştan dağıtılıyor.
Çin'in ABD tahvillerini acımadan satıp altın stoklarına saldırmasıyla birlikte Washington'ın borçlanma maliyetleri uçuşa geçerken, yabancı yatırımcının dolardan kaçışı son 30 yılın zirvesine ulaştı.
Tarihi Çöküş Raporlara Yansıdı
ABD Hazine Bakanlığı'nın kasasından sızan o çarpıcı veriler, tehlikenin boyutunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.
Ocak 2026 itibarıyla Çin'in elindeki ABD hazine tahvillerinin 694,4 milyar dolara kadar eridiği aktarıldı. 2013 yılındaki o ihtişamlı 1,3 trilyon dolarlık zirveden yüzde 47 oranında bir düşüş yaşanması, 2008 krizinden bu yana görülen en sert kaçış olarak tarihe geçti. Bu devasa satış dalgasına rağmen Çin'in; Japonya ve Birleşik Krallık'ın ardından en büyük üçüncü alacaklı unvanını koruduğuna dikkat çekildi.
Doları Bırakıp Altına Sığındılar
Tahvilleri hızla elden çıkaran Pekin yönetiminin asıl hedefinin ne olduğu da nihayet netleşti.
Rusya'nın 300 milyar dolarlık rezervinin Batı tarafından dondurulmasının ardından paniğe kapılan Çin'in, stratejik bir hamleyle rotayı altına kırdığı ifade edildi. Şubat 2026'ya kadar aralıksız süren o amansız alım çılgınlığının sonunda, resmi rezervlerin 2 bin 309 tona fırladığı vurgulandı.
Analistler, bu hamlenin basit bir portföy değişiminden ziyade küresel hegemonyaya karşı atılmış stratejik bir başkaldırı olduğunun altını çizdi.
Amerika'yı Bekleyen Devasa Kriz
Ortadoğu'da patlak veren savaşın ardından ivme kazanan bu kaçış dalgası, Washington'da adeta alarm zillerinin çalmasına neden oldu.
Morgan Stanley'nin verilerine göre, yabancı yatırımcının ABD tahvillerindeki payı yüzde 32,4'e çakılarak 1997'den beri en dip noktayı gördü. Küresel fırtınadan korunmak isteyen Türkiye, Hindistan ve Tayland gibi ülkelerin de kendi para birimlerini ayakta tutmak adına dolar rezervlerini birer birer elden çıkardığı belirtildi.
Asıl felaket ise kapıda bekliyor. Önümüzdeki 12 ay içinde vadesi dolacak o devasa 10 trilyon dolarlık borcu çevirmek zorunda olan ABD'nin, artan faizler yüzünden köşeye fena sıkıştığı kaydedildi. Mart ayında 10 yıllık tahvil faizlerinin 35 baz puan birden zıplaması, Washington yönetiminin bu borçları yenilerken ödeyeceği faturanın ne kadar ağır olacağının en net kanıtı oldu.
Gözler şimdi, yaklaşan o 10 trilyon dolarlık ödeme takviminde Amerikan hazinesinin nasıl bir çıkış yolu bulacağına ve piyasaları sarsan bu altın hamlesinin nereye varacağına çevrilmiş durumda.





