Eğer işletilebilirse terörü sona erdirme çözüm sürecinin
takvimi belirlenmiş görünüyor. Bunda bir ihtilaf da yok. Sıkıntı bu takvimin nasıl
uygulanacağında gelip düğümleniyor. Adalet Bakanı Ergin çözüm sürecini,
eylemsizlik, yurt dışına çıkma, demokratik adımların atılması ve normalleşme
olarak belirtirken kamuoyunun da bu gelişmeleri takip edebileceğini söylüyor.
Sanıyorum kamuoyunun gelişmeleri takip edebilmesi mümkün olmayacak. Adalet
Bakanı Ergin in bir soruya verdiği cevaba göre çekilmenin nasıl olacağı şöyle
belirlenmiş:
Elinizin atında olmayan, kamu otoritesinin tasarrufu
dışında unsurlar. Geldikleri yöntemler neyse o yöntemlerle bu ülkeyi terk
edeceklerdir.
Sanıyorum esas sıkıntı bu noktada ortaya çıkıyor ve
BDP nin itirazı da bu yaklaşıma yönelik. Çünkü BDP sınır dışına çıkışa yasal
bir güvence istiyor. Yani silahlı güçler sınır dışına çekilirken herhangi bir
saldırıyla karşılaşmalarını engelleyecek bir yasal düzenlemeyi gerekli görüyor.
Adalet Bakanı ise bunun mümkün olmayacağını belirtiyor. Sonuçta nasıl bir
anlaşma sağlanır bilinmiyor ama ülkeye yasa dışı yollardan girmiş unsurların
çıkışlarının da yasa dışı yollardan olması bir hukuk devletinde pek akla uygun
düşmüyor.
Bu noktada sıkça vurguladığım terörün bir daha ülkemizi
rahatsız etmesini engellemenin yolu sınırlarımıza hâkim olmaktan geçtiği
görüşümü tekrarlamakta yarar var. Geçmişte devlet kanun dışı güçlerin
sınırlarımızı aşmasını engelleyemediği için terör belası 30 yıla yaklaşan bir
süreden beri can yakıyor. Eğer sınır ötesinden sızmalar engellenebilseydi
içerideki terörist unsurların temizlenmesi bu kadar süre almaz, terörü sona
erdirmek için bugün yaşanan çatışmalar gündeme gelmezdi.
Bu noktada yasa dışı yollardan ülkemize girmiş silahlı
grupların ülkeyi terk etmelerini yasal güvence altına almanın da bazı
sakıncaları vardır. Bu sebepten olsa gerek Adalet Bakanı Ergin geldikleri
yoldan geri giderler demek ihtiyacı duyuyor. Çünkü, kanun dışı güçlerin
çıkışının yasal güvenceye bağlanması onların hukuken tanınması anlamına
gelebilir. Bu bakımdan barış sürecinin belirlenen takvime göre ilerlemesi kolay
görünmüyor. Özellikle de BDP nin hukuki güvence talebini sürdürmesi bu işi daha
da zorlaştıracak demektir. Bu arada PKK nın Kandil deki yöneticisi Murat
Karayılan ın dünkü gazetelere yansıyan, Esas amacımız Öcalan ın serbest
kalması sözleri de düşünüldüğünde devlet Kandil ve BDP tarafından sürekli
olarak zorlanacak demektir.
Adalet Bakanı Sayın Ergin in, Barışın sağlanması için
yapılanlar suç ise ben bu suçu işliyorum yaklaşımının samimiyetinden hiç
kuşkum yok. Ancak, karşı tarafın aynı samimiyeti sergilediğini söylemek mümkün
değil. Çünkü daha iki gün önce bir BDP li Öcalan dan çekilme ile ilgili
açıklama beklediklerini, daha önceki mesajda çekilme ile ilgili bir sözünün
olmadığını söylemesi de bir samimiyetsizlik göstergesi olarak karşımıza
çıkıyor. Demek istediğim o ki, Sayın Bakan ın samimiyeti olayları çözmeye yetecek
durumda değildir.
21 Mart ta Diyarbakır da okunan Öcalan ın mesajında biz
eğer yanlış duymadı isek çekilmeden söz ediliyordu. Zaten silahlı örgüt
üyelerinin ülkeyi terk etmeleri söz konusu olmayacaksa barış sürecinden
bahsetmenin bir anlamı olmaz.
Bu noktada 30 yıla yaklaşan bir süre boyunca sınırların
niçin kontrol altına alınamadığının da sorgulanması gerekiyor. Sorgulanmalı ki,
bundan sonrası için gerekli tedbirler alınabilsin.