Aklınıza kafayı ABD ile bozduğum gelebilir. Çünkü ABD ye

yönelik eleştirilerimi sıkça dile getiriyorum. Ama bu benim tercihim değil.

Çünkü Türkiye uzun yıllar önce ABD yi kendisine değişmez dost ve müttefik kabul

ederken bu hatayı yapmış. Soğuk Savaş yıllarında iki kutuplu dünyada Sovyetler

Birliği nin rejim ihracı ve yayılmacı politikalarından korkulduğu için

kendimizi diğer kutbun kanatları altına attık diyelim. Sovyetler dağıldı ama

ABD bölgemizdeki sömürüsünü her gün biraz daha pekiştiriyor. Türkiye uzun yıllar

Sovyetlere karşı ABD nin himayesinde olmasaydı şimdi ortadan silinip gitmiş mi

olacaktı Bu soruya herkes kendince cevaplar verebilir. Özellikle de, geçmişin

şartları ülkeleri iki güçten birinin yanında yer alamaya itiyordu denebilir.

Ama o günler bitti. Dünyada dengeler yeniden kuruluyor. Hatta ABD nin en çok

borçlu olduğu ülkenin Komünist Çin olduğu düşünülürse sanki bizi birileri

bulunduğumuz noktaya çelik çivilerle çivilemiş, hareket edemiyor, farklı

pozisyonlar alamıyoruz. Diyelim ki, yabancı sermayeye olan ihtiyaç yeni bir

pozisyon almamızı engelliyor, iyi de o zaman biz hayatiyetimizi toptan

kaybetmiş olmaz mıyız Bir diğer ifadeyle canlı cenaze konumuna gelmez miyiz

Sorumluluk mevkiinde olanlar bizim gibi rahat hareket edemez, rahat

konuşamazlar. Ama Cumhurbaşkanı ndan, Başbakan a ve Dışişleri Bakanı na kadar

her gün yapılan açıklamalar ABD nin ikiyüzlülüğü, sözünde durmayışı, Türkiye yi

değil terör örgütlerini muhatap aldığına dair. Açıklamanın ötesinde pozisyon

değişikliği yapma imkânı yok ise bu açıklamaların da yapılmaması gerekmez mi

Bu noktada Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu nun birkaç cümlesini aktarmak istiyorum:

Biz işin İncirlik Üssü nün kapatılması noktasına

gelmesini arzu etmeyiz. Ama ABD nin de bunun gereğini yapması lazım ve terör

örgütüne destek vermemesi lazım.

..

ABD nin HIMARS füze sistemleri Mayıs ta Türkiye ye

gelecekti. Şimdi Ağustos demeye başladılar. ABD ne yazık ki, vardığımız

anlaşmada sözünü tutmuyor. Maalesef ABD ve Rusya bir terör örgütünü ortak

olarak görüyor ve destek veriyorlar.

Bu açıklamalardan sonra oturduğumuz yerde biraz

kımıldasak, yeni bir pozisyon alsak istiyor insan. Gerçi bu tür

değerlendirmeler bazı AK Partilileri çılgına çeviriyor ve yazımın altına iki

satır bir not iliştirerek, tüm meselelerin başkanlık sistemine geçilmesi ile

düzeleceğini iddia ediyorlar. Doğrusu böyle bir yaklaşımı yandaşlığında

ötesinde bir nitelendirmeli. Çünkü birilerinin başkanlık sistemi geldiğinde

ABD ye karşı tavrımızda ne gibi bir değişiklik yapılabilir Bugün onun

yapılamayışını engelleyen nedir Birilerinin cevaplaması gerekir.

Aslında bu engellerin neler olduğunu görmek zor değil.

Ekonomik bağımsızlığa sahip olmamak, küresel sermayeye duyulan ihtiyaç

gelişmekte olan ülkelerin hareket alanını daraltıyor. Geçen hafta Sigorta

Haftası ydı ve hafta münasebetiyle çeşitli etkinlikler düzenlendi ve bu

çerçevede Türk sigorta pazarının durumu tartışıldı. Tartışmalar sırasında Türk

sigorta pazarında yabancı sermayenin payının yüzde 72 olduğu belirtildi ve

aradan geçen yaklaşık bir haftaya rağmen bu değerlendirmenin yanlış olduğuna

dair bir açıklamada gelmedi. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası nın (İMKB) bir

zamanlar yüzde 70 inin yabancı sermayenin elinde olduğu ifade ediliyordu.

Doğrusu şu anda bu oran düştü mü, daha da yükseldi mi tam bilmiyorum. Ancak,

biliyorum ki, yabancı sermaye istediği an borsayı yükseltip düşürebiliyor. Bu

yolla dışarıya yüksek oranda kâr transfer ediyor. Ancak, Sigorta Haftası nda

yapılan konuşmalarda yabancı sermeyenin karlı alanlara değil, risk taşıyan

alanlara geldiği söylenmiş ki bu açıklama bana doğru gelmedi. Bu arada insanın

aklına son zamanlarda hızla yükselen zorunlu trafik sigorta primlerinin sigorta

pazarındaki yabancı payının yüksekliği ile bir ilgisi olabilir mi sorusu

geliyor. Yabancı sermaye kâr etmeyeceği bir alana niçin yatırım yapsın. Ancak,

kesin olan şu ki sigorta pazarının yüzde 72 si İMKB de olduğu gibi yabancı

sermayeye geçmiş. Yabancı sermayenin gelişi ülkemize duyulan güven ile izah

ediliyor ama ortaya çıkan bağımlılık görmezden geliniyor.