Yorum Yaz
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan veriye göre Eylül ayı sınai üretimimiz bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 6.2 oranında artmış; mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış artış ise yüzde 3.9 oranında gerçekleşmiş. Aşırı risk taşıyan kesimlerin sadece bu veriye bakarak ekonomimizin yumuşak inişi tamamladığı ve durgunluktan çıkmaya başladığı üzerine yeni hikayeler üretmeye çalışacağından şüphem yok. Bu aşamada sormak gerekiyor: Söz konusu rakam ne oranda gerçek eğilimi yansıtıyor Orta vadede devam edebilecek bir yükseliş yaşanması mümkün mü Eylül ayı dış ticaret rakamları neden böyle bir artışı teyit eden görüntü sergilemiyor İhracat pazarları ve iç talep artmaz iken böyle bir üretim artışı nasıl açıklanabilir ...
Küresel düzeyde gelişmiş ekonomilerden sonra gelişmekte olanlar da durgunluğa girer, içeride ise üreten ve tüketen kesimlerin faaliyet gelirleri azalır ve borçları büyür iken hem sınai üretimimizin artması hem de kredi notumuzun yükselmesi tutarlı bir görüntü sergilemiyor. Dış koşullar rekabet koşullarının bozulacağına ve gelir-borç dengesinin olumsuzlaşacağına, talebin artmayacağına ve kırılganlığın yükseliş eğiliminde olacağına işaret ediyor. Bu durumun içeriyi de aynı yönde etkileme olasılığı oldukça yüksek; ayrıca üreten ve tüketen kesimlerin durumunun kötüye gitmeye devam ediyor oluşu olumlu düşünmeyi zorlaştırıyor. Kısa vadeli olarak yaşanabilecek olumlu eğilimlerin kalıcı olabilme şansı ise yok denecek kadar az. Bu gerçekleri dikkate almayanlar bir süre aşırılıkları zorlayabilir fakat evdeki hesapları çarşıya uymaz ve duvara toslamaktan kurtulamazlar. Yapay ve zorlamaya dayalı eğilimler hem kalıcı olamaz hem de sorunları ağırlaştırırlar. Mevcut koşullarda ister birey veya kurum isterse devletler olsun, ayağını yorganına göre uzatmayan ve arz talep dengesizliğini büyüten her davranış felakete koşmaktan başka bir anlam taşımaz.
İçinde bulunduğumuz koşullarda siyasi iradenin yatırımcıları aşırı risk almaya, tüketicileri ise israfa teşvik etmesi, bankaları ise bu aşırılıkları finanse etmek üzere kredi vermeye zorlaması beklenebilir. Zira bunları yapmaz ise gerçekler ortaya çıkacak ve yıpranma süreci hızlanacaktır. Fakat bu şekilde kısa vadede sorunların ağırlaşması pahasına günün kurtarılması, kısmen içeridekilerin farkındalığının azaltılmasına ve dış finansman imkanlarının en şekilde olur ise olsun attırılabilmesine bağımlıdır. Bu açıdan baktığımızda sınai üretim rakamı ve kredi notu ayarlaması olumlu beklentileri ve risk alma isteğini tetikleyebilecek teşvik niteliğindedir. Göle maya çalmaya çalışmak anlamındadır. Bu yönlendirmenin içeride arz-talep dengesizliğini arttırması üreten ve tüketen kesimlerde gelirleri azaltırken borçları altından kalkılamayacak seviyeye çıkarması, orta vadede hizmet sektörünü de pazarı daraltma yolu ile çok olumsuz şekilde etkileme olasılığı oldukça yüksektir.
Sınai üretim rakamı anket yolu ile kabaca hesaplanan bir veridir; durumu olduğundan dah iyi veya kötü göstermek, gerçeği tespitten daha kolaydır. Kredi notu ise giderek durum tespitinden uzaklaşan ve küresel ölçekteki siyasi hesaplardan daha fazla etkilenen bir değişken haline gelmiştir; günü kurtarma ve beklentileri yönlendirme amaçlarının öncelikli konuma gelmesi bu sonuçta etkili olmuştur. Zaten piyasalardaki zayıflama ile kredi notları arasındaki ilişkinin giderek zayıflaması bu durumu teyit etmektedir. Bu aşamada yine sormak gerekiyor, kredi notu gerekli ve yeterli finansmanı yaratamaz ise veya talep yetersizliği nedeniyle ürün stokları artmaya başlar ise neler yaşanacaktır Bu soruyu bugünden sormayıp tedbirli olmayanların gelecekte ağlamaya başlaması onların felakete sürüklenmesini önleyemeyecektir.
Gerek sinai üretim rakamı gerekse kredi notumuzda yaşanan yükseliş mevcut çevre koşulları ve eğilimler ile uyumlu bir görüntü sergilememektedir. Küresel ölçekte gelişmişlerden sonra gelişmekte olan ekonomilerde durgunluğa sürüklenir, içeride ise üreten ve tüketen kesimlerin durumu olumsuzlaşır iken söz konusu gelişmelerin olumsuzluğu olumluya çevirmesi olası değildir...