Malumunuz taşeronluk konusu Türkiye’nin kanayan bir yarası. AKP ile birlikte bu kanayan yara derinleştikçe derinleşti… İşsizliğe kalıcı bir çözüm bulamayan hükümet, buradaki acizliğini işçilik maliyetlerini düşürerek örtmeye çalıştı. Taşeronluğun bu kadar yaygınlaşmasının altında da bu beceriksizlik yatıyor.
Yapılan özelleştirmelerin istihdama artı bir katkı yapmaması, devletin de üretimden elini çekmesi istihdam konusunda ülkeyi çıkmaz bir sokağa doğru sürükledi. İstihdam sorununun özel sektör eliyle çözülmek istenmesi de taşeron algısının iyiden iyiye kök salmasına neden oldu. Türkiye’de de özel sektörün rekabet edilebilirliğin ön şartını işçilik maliyetlerinde görmesi, hükümetin de bu anlayışı desteklemesinden dolayı taşeronluk, özellikle son 10 yılda yaygınlaşabildiği kadar yaygınlaştı.
Gelinen noktada bırakın özel sektörü bugün kamudaki işlerin bile neredeyse yarıdan fazlası taşeron işçiler eliyle yapılmaya başlandı. Ücretlerin düşük olması, ağır çalışma şartları ve emeğin değersizleştirilmesi taşeronluğu adeta toplumsal bir yara haline getirdi. Bunun acı yüzüyle de son olarak Soma faciasında bir kez daha yüzleştik.
Hükümet sözde kendi büyüttüğü bu `kölelik düzenine’ bir çözüm bulmak adına bazı çalışmalar yapsa da bu konuda da hiçbir zaman samimi olmadı. Taşeron işçiler düşünülüyormuş gibi yapılan çalışmaların altında öncelik hep işverenler ve sermaye oldu.
Aynı samimiyetsizliği Meclis’e sevk edilen torba yasa tasarısında da görebiliyoruz. Tasarı, taşeron işçilere bazı ayrıcalıklar getiriyormuş gibi sunulsa da aslında taşeronluk daha da kurumsallaştırılarak, daha işler hale getirilmek isteniyor.
Tasarıya şöyle bir göz atınca bunu net bir şekilde görebiliyoruz.
Örneğin sendikaların kesinlikle değiştirilmesine karşı oldukları İş Kanunu’nun 2’nci maddesine dokunulmamış, ancak diğer maddelerde yapılacak değişikliklerle bu maddenin için boşaltılacak. Mevcut durumda asıl işin bölünerek taşerona verilemeyeceği hükmü kaldırılarak, bütün işlerin taşerona verilebilmesinin önü açılacak. Muvazaa durumu ortadan kaldırılarak taşeron işçilerin haklarını aramasının önü kesilecek.
Diğer yandan kıdem tazminatı, izinler ve ücretlere getirilen devlet güvencesi tasarının en olumlu tarafı. Ancak buna da aldanmamak gerekiyor. Taşeronluk kurumsallaştırılmak isteniyorsa bazı ödünler de vermek gerekiyor. Bunu böyle görmek gerekiyor. Çünkü burada lehte görünen durumlar bütünüyle çelişiyor.
Torba yasa tasarısında malumunuz maden işçilerinin çalışma koşullarını iyileştiren, emeklilik yaşından çalışma saatlerine ve yapılacak ek ödemelere kadar birçok değişikliklerde var. Soma faciasından dolayı da kamuoyunun bu konuya karşı aşırı bir hassasiyeti bulunuyor.
İşin bu noktasında taşeronluğu kurumsal bir hale getirecek düzenlemelere karşı çıkanlar aynı zamanda maden işçilerine yapılmak istenen iyileştirmelere de karşı çıkmış olacak. En azından kamuoyuna böyle sunulacak.
Ayrıntı gibi görünen bu durum bile hükümetin niyetini net bir şekilde ortaya koyuyor…
Taşeronluk konusunda, Hak-İş’in Türkiye genelinde yaptırdığı `Taşeron İşçisi Gerçeği’ araştırması sonuçlarına da değinmek gerekiyor. 9 işkolunda, 27 ilde, 85 işyerinde toplam 5 bin 250 taşeron işçisi ile bire bir görüşülerek yapılan anket çalışmasında geniş bir yelpazede kamudaki taşeron işçilerin ruh halleri araştırılmış.
Ülkede ilk kez yapılan bu anket çalışmasında çarpıcı sonuçlar var. Özellikle kölelik düzeninin nasıl işlediği belgeleri ile ortaya konmuş.
Taşeronluğu, verimliliği artırdığı ve maliyetleri de düşürdüğü gerekçesi ile savunanlar bundan böyle bu çalışma sonuçlarına bir bakması gerekiyor.
Görünürde maliyetleri düşürdüğü gibi görünse de taşeronluk, kamuda maliyetleri düşürmediği gibi verimliliği de artırmıyor.
Sadece birilerine işçiler üzerinden kamu kaynakları transfer edilmiş oluyor.