Cuma hutbelerini hazırlarken sadece Allah’tan korkmaları gerektiğini hatırladıkları için Diyanet’i tebrik ediyoruz. Günübirlik gündemler üzerinden hamasi hutbelerden vazgeçtikleri için Diyanet’i tebrik ediyoruz. Birilerini kızdırır mıyız kaygısı gütmeden Allah’ın dinini konuşmaya başladıkları için Diyanet’i tebrik ediyoruz. Cuma hutbeleri gibi muazzam bir nasihat ve eğitim mekanizmasını bu aralar gerçek sorunlarla, gerçek uyarılar ile ele aldığı için Diyanet’i tebrik ediyoruz. Temsil ettiği mananın ağırlığına yakışırcasına dik durduğu için Diyanet’i tebrik ediyoruz.

Şu yaşıma kadar ilk defa Cuma hutbelerinin namaz dışında imamlar haricinde, sosyal medyada paylaşıldığını görüyorum. Cuma hutbeleri artık insanları heyecanlandırmaya başladı. Gerçek sorunlara değinildiği için… Doğru netlikte dile getirildiği için… Geçen hafta zina konusu ele alındı. Toplumun nasıl ahlâksızlık, sapıklık, sapkınlık girdabına çekildiğine değinildi. Bu tahribat ile ancak İslam ile mücadele edilebileceğinin üzerinde duruldu. Ondan önceki hafta işçilerin hakkına değinildi. Haklarının alın terleri kurumadan verilmesi nasihat edildi. Ondan önceki hafta tefsir dersi gibi Hucurat Suresi’nden ayetler açıklandı. Erdemli bir toplum kaygısı dile getirildi. Ondan önceki hafta ümmet ve birlik kavramlarının üzerinde duruldu. Bu da demek oluyor ki Diyanet artık halka inmeyi başarıyor.

Bu gelişmeler gösteriyor ki Diyanet kişilerin ve gündemlerin tesirinde kalmadan hakkı haykırmanın derdine düşmüş. Diyanet kurumu bu toplumun en hassas damarlarından biridir. Bu kurum, kuran kursu hocası atar Kur’an-ı Kerim’i temsil eder. Bu kurum, imam-hatip, müezzin atar. Namazı temsil eder. Bu kurum vaiz atar. İslam’ın tamamını konuşmak temsil etmek zorunda kalır. Müftü atar. Mekanizmanın tamamı hakkında hüküm koyucu konumunda göreve gelir. Bu denli kritik bir kurumun hakkı haykırdığı hutbeleriyle anılması çok mutluluk verici bir gelişme… Diyanet, İslam beldesi olan can ülkemizin, en kılcal damarlarından biridir. Anadolu irfanının bağrına bastığı bir mercidir. Hakkı konuşursa bu halk yanında aslan gibi durur. Hiçbir çakalın hiçbir Siyonist’in yıpratmasına zedelemesine müsaade etmez Allah’ın izniyle…

Diyanet’in bu hutbeleri ancak Siyonistleri rahatsız eder!

Allah, Erbakan Hoca’mızdan bin defa razı olsun. Haim Nahum doktrinini ne güzel anlatırdı. Haim Nahum kimdir? Yahudi Hahambaşı… İsmet İnönü’nün askeri okuldan hocası aynı zamanda Lozan’daki danışmanlarından…

Erbakan Hoca’mız onun projesini şöyle anlatırdı: “İtilaf devletlerinin Sevr’i uygulatamadıkları ceddimizi yumuşak lokma haline getirmek için Lozan ile zaman kazanmayı önerdi. Bizi yumuşak lokma haline getirmek için bir doktrin üretti. 1-Aç bırakacaksın. 2-İşsiz bırakacaksın. 3-Borca esir edeceksin. 4-Ahlâk ve maneviyatı tahrip ederek dinlerini değiştireceksin. 5-Böleceksin. 6-Böldüklerini çarpıştıracaksın. Ve sonuç olarak yumuşak lokma haline gelen Müslümanları yutacaksın.” Lozan ile bu doktrin uygulanmaya kondu der Erbakan hocamız.

Şimdi bu anekdottan sonra soruyu şöyle soralım. Ümmet birliği ile ilgili verilen bir hutbe kimi rahatsız eder? Erdemli bir toplumu ayetler üzerinden tasvir eden bir hutbe kimi rahatsız eder? İşçiler ve işverenlere İslam esasları üzerinden nasihat veren bir hutbe kimi rahatsız eder? Zinanın, LGBT’nin ve cümle ahlâksızlığın lanetlendiği bir hutbe kimi rahatsız eder?

El cevap; Müslümanların siyasete girmesi kimleri rahatsız ederse, aynı kişileri rahatsız eder. Erbakan Hoca’mızın tasarımını yaptığı D-8 İslam Birliği projesi kimleri rahatsız ederse, aynı kişileri rahatsız eder. Müslümanların akademide, edebiyatta, sanatta, teknolojik gelişmelerde, ekonomide söz sahibi olması kimleri rahatsız ederse, aynı kişileri rahatsız eder. Kim; sakallı insanları sapık ve yobaz, tesettürlüleri ahmak ve köle, dernekleri vakıfları öcü gibi göstermeye çalışıyorsa onları rahatsız eder. İnsanların bir kesime olan kinlerini kullanarak, tümden İslam’a savaş açmak derdinde olanlar kimlerse onları rahatsız eder. Bu hutbeler ancak Siyonist Haim Nahum zihniyetinin üretimi olan ideolojilere tabi olan ve hiçbir şekilde aklını kullanmayan kişileri rahatsız eder.

Diyanet’e Çağrımdır!

Madem net dövüşmeye karar verdiniz. Konuştuğunuz hutbelerin ayet ve hadislerden oluştuğunu, ayet ve hadisleri eleştirmenin hatta bu hutbelere dolayısı ile dine hakaret etmenin hükmünü de çıkın açıklayın. Safları netleştirin. Siz net bir çıkış yapmadıkça hutbelere dil uzatan bu müptezellere gün doğuyor. Daha ne zamana kadar bu Siyonist İttihat Terakki artığı güruha sessiz kalacaksınız? Çıkın aslan gibi hükümlerini söyleyin ki, konuşabilecekken sustuklarınızdan hesaba çekilmeyeseniz! Yarın ruz-i mahşerde Allah ve Resulüne karşı rezil rüsva bir hale gelmeyesiniz! Biz Müslümanlar olarak ne zaman sadece Allah’tan korkmaya başlayacağız?