Dün ajanslara düşen Suriyeli bir Kürt yetkilinin ülkenin
kuzeyinde federal bir sistem ilan edileceğini ve adının da Kuzey Suriye
Federasyonu olacağını açıkladığı haber, aslında Suriye deki Kirli Oyun da
gelinen son aşamayı ortaya koyması açısından oldukça dikkat çekiciydi.
Açıklamayı yapan Kobani bölgesi yönetiminin dışişleri sözcüsü İdris Nassan,
bunu duyuran ise Reuters Haber Ajansı idi.
Federal sistem ilanının Kürtler ile müttefiklerinin bu
bölgelerde oluşturduğu öz yönetimlerin çerçevesinin genişletilmesi anlamına
geleceğini söyleyen ve bu yönetimin bölgedeki tüm halkları temsil edeceğini
ilan eden Nassan ın burada altını çizdiği hususun öz Türkçesi; Cizire, Ayn-el
Arap (Kobani) ve Afrin kantonlarının yeni bir statüye kavuşturulması, yani
ikinci bir Kuzey Irak vakası. Bu federasyonun başkentinin ise, IŞİD tarafından
bir Kürt Devleti nin hikayesinin yazıldığı ve tüm dünyaya servis edildiği
Ayn-el Arap (Kobani) olduğunu belirtmeye gerek yok sanırım.
Böylece, Cenevre sürecine doğru toplantının esas gündemlerinden
biri, dolayısıyla da ABD deki düşünce merkezlerinden servis edilen Yeni
Suriye haritası önemli ölçüde şekillenmiş oluyor. Bunu çok yakın zamanda IŞİD
merkezli bir Sünni Arap Devleti takip ederse hiç şaşırmayın, çünkü BOP
haritasında öngörülen ikinci devletin adı bu.
Sykes-Picot-Sazanov sonrası bölgemizde nur topu gibi
iki yeni devletle karşı karşıyayız ve bu devletin sadece Suriye ve Irak ile
sınırlı kalmayacağı da artık bilinen bir sır.
Diğer bilinen sırlar ise, bu yeni süreçte: 1) ABD-Rusya-İran
işbirliği; 2) Esad ile yola devam kararı; 3) Türkiye nin Ortadoğu coğrafyasına
çıkışını engelleyen Çifte BOP Seddi ; 4) Suriye deki Türkmenlerin sürecin
dışında tutulması; 5) Suriye deki Sünnilerin önemli bir kısmının bir ödül
olarak IŞİD e terk edilmesi; 6) Suriye nin artık eski Suriye olamayacağı ve
nüfuz alanlarına bölünmesi; 7) Türkiye nin bir kırmızı çizgisinin daha
çiğnenmesi olarak karşımıza çıkıyorlar.
Burada ilginç olan durum, bu sorundan er ya da geç, şöyle
ya da böyle etkilenmesi kaçınılmaz olan devletlerin ve örgütlerin bir kısmının
bunun içinde yer alması. Ve bu plan karşısında henüz son sözünü söylememiş olan
devletlerin buna vereceği tepkinin göz ardı edilmesi. Belki de, artık bu
devletlerin söz söylemeye mecallerinin kalmadığı düşünülüyordur. Bunun böyle
olup olmadığını zaman içerisinde hep birlikte göreceğiz.
Barzani Kürt
Devleti Açıklamasında Niçin Lozan Dedi
Ortadoğu ya baktığınızda eski sınırlar sadece kağıt
üzerinde kalmış. Bölgedeki yeni gerçekler Ortadoğu haritasını yeniden çiziyor
tespitinde bulunan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani üç gün
önce yaptığı açıklamada aynen şu ifadeyi kullanıyor: Kürtlere gelince 1923
tarihinde yapılan Lozan Antlaşması ndan bu yana bağımsızlığı hayal ediyor. Söz
konusu antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu ndan geri kalanlardan Kürtlere bir
devlet sağlanması taahhüdüne uyulmadı diyor ve ekliyor: Eninde sonunda bir
Kürt devleti kurulacak.
Dikkatinizi çekti mi, Barzani Kürdistan devleti hayalini
Lozan la başlatıyor. Peki, niçin Lozan Neden Sevr, Sykes-Picot ya da başka bir
anlaşmaya atıfta bulunmuyor Bunun cevabı üç aşağı beş yukarı bu açıklamayı
yaptığı adreste saklı. Çünkü o adres de
Barzani gibi Lozan ı tanımıyor. Daha doğrusu, İngiliz Ortadoğu sunu kabul
etmiyor.
Bu arada, açıklamayı nereye mi yaptı Elbette, ABD ye.
Amerikan Philadelphia Media Network isimli ajans üzerinden hem Washington a hem
de dünyanın diğer başkentlerine mesaj veriyor.
Burada dikkat çekici bir diğer husus ise, ABD nin Iraklı
Kürtlerin bağımsızlığına destek vermediğinin hatırlatılması üzerine kullandığı
şu ifade: ABD bize karşı hareket etmez, karşı çıkmazsa, çok minnettar
kalırız. Barzani bir taraftan karşı çıkmaz diyor, diğer taraftan da tarihsel
hafızası saliseler içerisinde devreye girdiğinden olsa gerek karşı çıkmazsa,
çok minnettar kalırız deme ihtiyacı hissediyor.
Burada ciddi anlamda bir güven sorunu var. Daha ciddi
bir sorun ise, minnettarlık noktasında. Eğer, Iraklı Kürtlerin bağımsızlığına
ABD nin destek vermediği Barzani ye hatırlatılıyor ise, bu demektir ki Barzani
halen istenilen kıvamda değil ya da ABD nin kafasında çok daha farklı bir
düşünce var.
Rusya Suriye den Niçin
Çekiliyor
Öncelikle şu hususun altını çizelim. Rusya, Suriye den
çekilme kervanına sonradan katılan aktörlerden. Öncesi itibarıyla, bu köşede de
dile getirdik, İran bu ülkedeki askerlerini çekmeye başlamıştı. Hizbullah ın da
Lübnan daki olası gelişmelere karşı bu ülkedeki güçlerini ana merkeze
kaydırmaya başladığı biliniyordu. Sürpriz olan Putin in gündeme bomba gibi
düşen, açıkçası hiç de beklenmeyen bu son açıklaması oldu.
Burada bir çok olasılık üzerinde durulabilir. Bunlardan
bir tanesi Washington-Moskova arasında Yeni Suriye konusunda varılan
mutabakat ve bu noktada Rusya nın üzerine yüklendiği misyonu tamamlamış olması.
Bir diğer ifadeyle, Rusya nın Suriye deki çıkarlarını koruması hatta eskisine
oranla biraz daha genişletmesi.
Diğer taraftan, süreç halen devam ettiği için net bir şey
söyleyebilmek mümkün değil. Bu durumda sürpriz çekilmeyle ilgili olarak şu
hususları da göz önünde bulundurmakta fayda var: 1) Rusya, Suriye-Ortadoğu
üzerinden sürdüremeyeceği bir savaşın içine çekildiğini, aslında planın
kendisini sınırların ötesinde bitirmek üzerine kurgulandığını gördü; 2) İçeride
kendisini hissettiren iktisadi-mail bunalımın sosyal patlamalara doğru yol
almaya başladığını fark etti; 3) Ukrayna-Kırım noktasında yeni bir döneme
girileceğini, daha somut bir ifadeyle Ukrayna-Kırım üzerinden Rusya ya karşı
vekaleten bir savaşın başlatılacağını gördü; 4) Kendisi Ortadoğu da misyonunu
yerine getirmeye çalışırken, işbirliği halinde olduğu ABD nin NATO üzerinden
kendisini çok hızlı bir şekilde kuşattığını geç de olsa anladı; 5) Bölgedeki
Kürt devleti inşa süreci ve Ankara daki patlatılan bombalar ile birlikte kendi
askerlerini alandan çekme gereği duydu.
Bu maddeler daha da çoğaltılabilir. Fakat sonuçta şu an
itibarıyla Rusya hedeflerine kısmi olarak da olsa varmış görünüyor. Esas olan,
bundan sonra bunları ve yakın çevresini nasıl koruyabileceği Bence tartışılması
gereken bu Pirus Zaferi değil, sonrası...