Suriye başta olmak üzere geniş bir coğrafya kan ağlıyor.
Özellikle mazlum ve masumların kanı akıyor her ne hikmetse. Bin bir bahane ile
topraklarına, madenlerine, emeklerine, çörekleniyor zalimler peşi sıra.
Müslümana düşen ise acı bir tecrübeyi kâh canıyla kâh malıyla bedel ödeyerek
edinmek.
İslam ın ilk yıllarından beri ümmet ezaya cefaya
aşinadır. Tebliğin başlangıcında Hz. Peygambere (sav) ve müminlere Mekke
müşriklerinin yapmadığı eziyet, yemedikleri herze kalmamıştı. O nurlu insan ile
onurlananlar her şeye sabretmiş ve zulmetin geçeceğini, işkencelerin,
hakaretlerin bir gün son bulacağını biliyorlardı. Çile ile yoğuruluyordu her
günleri. Sabretmeyi ve her şeye rağmen davaya bağlılığı öğreniyorlardı. Eziyet
ve işkence onları bilinçlendiriyor ve imanlarını daha bir kuvvetlendiriyordu.
Kimse Ben dayanamıyorum çekip gideceğim demiyordu. Ne zaman ki işkence hat
safhaya ulaştı Allah-u Teâlâ hicrete izin verdi. Mekke geride kalmıştı artık.
Şimdi Müslümanlar için yeni bir belde, yeni bir imtihan süreci başlıyordu.
Medine, medeniyetin beşiği oldu kısa zamanda. Müslümanlar
çoğaldı, güçlendi zaman ilerledikçe. Fakat tuhaf bir durum vardı. Müslümanlar
huzursuzdu yine. Sürekli bir fitne, bir fiskos vardı hayatlarında. Zahiren
Müslüman olan ama kalbinde imanı pekişmemiş bir kesim türemişti Medine de.
Bunlar Müslümanlara bir türlü huzur vermiyorlardı. Her şeyde bir bahaneleri,
her işte bir ama, fakat, böyle olmaz ki ile başlayan itiraz cümleleri vardı.
Moralleri bozmak, özellikle yeni hidayete ermiş olanların kafalarını
bulandırmak istiyorlardı. Bir de Yahudiler vardı ki Kur an da en çok bahsedilen
kavimdiler. Sürekli Allah ın emirlerine karşı gelmişler ve türlü azaba duçar
olmuş bir milletti Yahudiler. Onlar da Müslümanlara bir türlü rahat vermiyor
kâh münafıkları kullanarak inanları fitneye düşürmeye çalışıyor kâh Mekkeli
müşriklerle irtibata geçerek onları Müslümanlara karşı kışkırtıyorlardı. Son
peygamberin kendi milletlerinden gelmesi gerektiğini ifade ederek bir yandan da
Müslümanların moralini bozarak zayıf düşmelerini istiyorlardı. Daha çetin bir
mücadele Medine de başlamıştı artık bir yandan münafıklar bir yandan Yahudiler
içeriden sürekli fitne çıkarırken bir yandan da Mekkeliler rahat durmuyorlardı.
Tüm engellemelere rağmen İslamiyet in de tebliğ ruhu gereği her bir yana
anlatılması ve insanları kutlu çağrıya davet etmek gerekiyordu.
Müslümanlar böylesi bir fitne ile de mücadele ederek
tecrübelendiler, kavileştiler. Ve bu tecrübenin neticesinde Mevla, Mekke nin
yani bir zamanlar zulmün, karanlığın, inkârın başkentinin fethini nasip
eyleyecekti müminlere. Mekke nin fethi bir son değildi elbette bir başlangıçtı.
Zira Müslümanların yapması gereken birçok şey vardı daha. İslam ın mesajının
tüm dünya milletlerine ulaştırılması, insanların kurtuluşunun temini ana
gayeydi.
Mekke döneminde imanın lezzetini alan Medine döneminde
fitne ateşinde pişen müminler artık olgunluğa erişmişlerdi. Sırada karanlığın
merkezi, inkârın kalesi durumunda olan Mekke nin fethedilmesi vardı. O Mekke ki
kendi öz evlatlarını sırf menfaat ve kuru bir inat uğruna olmadık işkencelere
tabi tutmuş, El Emin, güvenilir adam dedikleri Hz. Peygamberi ve Ona tabi
olanları olmadık iftiralar ile yurtlarından etmiş, göçe zorlamışlardı. On bin
kişilik bir ordu ile gelmişlerdi Mekke ye ve işte doğru düzgün bir direniş bile
görmeden yuvalarına kavuşmuşlar, olmaz denilen olmuş, Mekke fethedilmişti.
Mekke nin fethi ile yeni bir devir başlamış karanlık inkâr dönemi kapanmıştı.
Mekke fethedilmişti fethedilmesine ama daha fethedilmesi gereken nice fitne,
inkâr, zulüm başkenti vardı. Ve işte asıl fetihler şimdi başlıyordu
Haftaya devam edelim konumuza inşallah
Minik bir tebessüm
Keçi elçi
İspanya kralı, yeni seçilen papayı tebrik için soylu bir
aileden genç bir kontu görevlendirmiş. Kont o kadar gençmiş ki ne sakalı ne de
bıyığı mevcutmuş.
Papa kendini tebrik için böyle toy birinin gönderilmesine
alınmış.
-Kralınız adam kıtlığına mı uğradı, senin gibi sakalsız
birini beni tebrik için gönderdi, demiş. Genç kont pek lafını sakınma gereğini
duymamış:
-Eğer huzurunuzda sakalın bu kadar önemi olduğunu
bilseydi, kralımız size bir keçi de gönderebilirdi.
İlgilisine Notlar:
Mekânının cennet olmasını isteyenler hangi mekânlarda
daha çok durduklarına dikkat etmeliler.
Rus elçiliği yerine Hollanda elçiliğine yumurta atarız,
Çinli zannedip Koreli döveriz, Müslümanlara zulmedilirken profillerimiz Fransa
bayrağı yaparız, kardeşimizin idamını TV den izleriz, ümmet kan ağlar biz
keyfimizi süreriz. Biri bizim ayarlarımızı fena bozmuş anlaşılan.
1 Kasım seçimlerinden sonra Müslümanlarının yüzlerinin
güleceğinden dünyadaki devletlerin haberi yok galiba. Özellikle de Suriye de
sürekli masumları bombalayanların kesin haberi yok öldürmelerinden belli.
Dünyada bir tek terör örgütü vardır o da Siyonizm dir.
Diğerleri onun şehirlerde kravatlı dağlarda silahlı taşeronlarıdır.
Kitapların gölgesinde büyütmediğiniz bir nesli
silahların gölgesinde kalmaktan kurtaramazsınız.